Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
Ateş hattında çaresiz bekleyiş
0:00 0:00
1x
a- | +A

Daha dün gibi... 2025'in son çeyreğiydi. Evet büyümeler yavaşlasa da hedefler tutturuluyordu. Enflasyonla mücadelede epey yol alınmıştı. Dünyanın önemli merkez bankalarıyla birlikte, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası da, 2026 için yüzde 20 ve hatta altında enflasyon hedefliyordu. Fakat ne olduysa 28 Şubat'ta oldu. Bütün hedefler, pozitif beklentiler yerle bir oldu. ABD ve İsrail'in İran'a, ardından İran'ın onlara destek veren ülkelere saldırısı başladı. İran Hürmüz Boğazı'nı gemi geçişlerine kapattı. Enerji riski petrol fiyatlarını ateşledi. Ham petrol yüzde 50'ye varan oranda yükseltti. 70 dolardan 120 dolara fırlayan bir ham petrol fiyatı, küresel enflasyon riski ve daha türlü riskler bir araya toplandı. Bütün merkez bankalarının faiz indirmesi beklenirken, hepsi mart ayını 'pas' geçti, enflasyon beklentileri birkaç puan birden yukarı çıktı. Dünya yapay zekâyla ne kadar büyürüz, neler yaparız diye düşünüp dev şirketler enerjiye ulaşma kolaylığı sebebiyle Orta Doğu'ya yatırım yaparken her şey tersine döndü. Şimdi çaresizce bekleyiş ve umutsuzluk hâkim.

Çünkü enerji şoku herkesi etkiliyor. Avrupa, Rusya'ya mesafeli. Ambargoya şimdilik devam ediyor. Orta Doğu'dan petrol ve gaz akışı da Türkiye'nin petrol ve gaz hatları sebebiyle az da olsa sağlanıyor ama yetmiyor tabii... Asya ülkeleri stratejik petrol rezervlerinin bir bölümünü açma kararı alsa da enerji sıkıntısı devam ediyor, küresel enflasyon beklentisi artıyor, büyüme aşağı çekiliyor. Yani klasik 'stagflasyon kokteyli'... Yani durgunluk ve enflasyonun bir arada olduğu ekonomik durum. Çünkü bu ortamda faiz artışı da enflasyonu yavaşlatmada çok işe yarayacak gibi durmuyor. Çünkü enflasyon harcama değil, enerji kaynaklı.

Diğer yandan ateş eden ülkelere baktığımızda 'sözüne güvenilir' devlet adamları yok. Trump bir öyle bir böyle. Bir diyor ki savaşta sona geldik; sonra uyuyor uyanıyor ve kendine yeni vurulacak yerler belirliyor. NATO ona yardıma gelmedi diye küsüyor. Bir sonraki gün tarifelerle bir başka ateş başlatıyor. Yani güven yok, istikrar yok, enerji yok. Yani stagflasyonist etki epey uzun sürecek gibi görünüyor. Ancak jeopolitik risk azalır, ateş durursa, petrol normale döner, enflasyon düşmeye başlar, büyüme kıpırdar. Fakat bu da düşük ihtimal maalesef.

Yani, mart ayında gördük ki, mart ayı ekonominin sadece faizle değil, jeopolitik satranç tahtasıyla da yönetildiğini acı şekilde hatırlattı. Faiz artık sorunu çözmüyor, acıyı dağıtıyor, çözümü daha masraflı hâle getiriyor. Hem de çok masraflı. Türkiye açısından bakarsak, mesela her 10 dolarlık petrol fiyatı artışının cari açıkta Türkiye ekonomisine 2,6 milyarlık yük, enflasyonda yüzde 1'lik ilave getiriyor.

Öte yandan Türkiye kritik bir kavşakta. Gaz ve petrol depolarımız var ama Türkiye'nin enerji arzının yaklaşık yüzde 70'i ithal fosil yakıt. Petrol ithalatında Rusya, Irak, Kazakistan; doğalgazda Rusya, Azerbaycan, ABD, Katar... Anlaşmalar var ama ateş altında onlar bile riskli. Özetle Türkiye 2026'da enerji fiyatı+jeopolitik risk ikilisinin belirlediği bir ekonomiyle karşı karşıya. Fakat daha da önemlisi savaşan tarafların bir gece ansızın vurabileceği ihtimalinin gölgesinde yaşanan bir süreç. Bayramda bile durmayan taraflar, ibadet merkezlerinin kapatılması, aynı zamanda Gazze'de de ateşe devam eden bir İsrail. Kimin sabrının nerede biteceğini belirleyecek yakın ve 'biraz uzun vadeli' geleceği...

Canan Eraslan'ın önceki yazıları...