Türkiye'de sağlık sisteminde bazı eksiklikler olsa da birçok ülkeye göre gayet oturmuş, iyi yürüyen bir işleyiş var. Daha iyisi olamaz mı? Elbette olur. En iyinin bile daha iyisi var tabii ki. Fakat daha iyiye gidiş için de sistemdeki kara deliklerin kapatılması elzem... 20-30 yıl öncesini hatırlayın. Emekli maaşlarının ödenip ödenemeyeceğinden emin olmayan, eczane önlerinde sıra beklenen, bırakın muayene olabilmeyi, sıra alabilmek için bile hastane bahçelerinde sabahlayan insanlar vardı. Parası olmadığı için hastası rehin kalanlar, ilacını bulamayanlar ve daha nice dertle boğuşan insanlar... Bu sorunların büyük çoğunluğu sosyal güvenlik sistemindeki kara deliklerin büyüklüğünden kaynaklanıyordu. Bunun yanı sıra iyi idare edilemeyen bir bütçeden bahsetmeden geçmek de olmaz...
Sosyal güvenlik şemsiyesi SGK, Emekli Sandığı ve Bağ-Kur olarak üçe ayrılmıştı. Emekli Sandığı bunlardan en iyisiydi. Çünkü çalışan memur, alan devlet, ödeyen devlet. Kaçak yok. SSK ve Bağ-Kur kan ağlıyordu. Çünkü çalışanının primini devlete ödemeyen bireyler, işverenler vardı. Gelmesi gereken zamanında gelmediği için çark dönmüyor, suistimaller birbiriyle yarışıyordu.
Ardından bu hükûmet önce 3'lü yapıyı tek çatı altında topladı, hepsi Sosyal Güvenlik Kurumu'na (SGK) bağlandı ve şimdi genel müdürlükler olarak devam ediyor ve hiçbir emeklide "Bu ay emekli maaşları gecikecek mi?" diye bir endişe yok. İlaç şirketleri fiyattan dertli değilse ilaç bulunuyor, alınıyor, ameliyatlar ve tedaviler yapılıyor. Hatta ülkemiz -merdiven altı sorunları dışarıda bırakırsak- önemli sağlık turizmi merkezlerinden biri hâline de geldi. Diş yaptıran da saç ektiren de Türkiye'ye geliyor ve hem sağlık sektörü hem turizm sektörü kazanıyor.
Bu devasa sistem içerisinde sosyal devletin gerektirdiği şartlar yerine getirilirken, SGK dev bütçelerle kendini döndürüyor. Bu bütçenin 2024 yılı tutarı 2 trilyon 435 milyar lira. Bunun yaklaşık 309 milyar lirası ilaç geri ödemeleri için harcanıyor. Burada ilaç harcamalarının çok hızlı arttığını da söylemek gerek. Mesela 2023'te 178 milyar lira olan tutar, 2024'te 309 milyar liraya ulaşmış durumda. Kaba hesaplamayla kişi başına 3600 lira civarında ilaç ödemesi yapılmış 2024 yılında...
Evet, devlet ödüyor, katkı payı da alıyor ama ilaçta büyük bir israf var. Düşünün lütfen. Evlerinizde son kullanma tarihi geçmiş ya da geçmekte olan kaç ilaç var? Damlalar, antibiyotikler, ağrı kesiciler, merhemler... Hadi onlar bir şekilde açılmış, birazı kullanılmış, iyileşmeyle birlikte ihtiyacı sona ermiş olan ilaçlar. Öte yanda sırf doktor reçete verdi diye alınmış, ambalajı dahi açılmadan çekmecelere atılmış ne kadar ilaç vardır; baktınız mı hiç? Zaman zaman atıyor musunuz tarihi geçenleri?
Bunların dışında çok büyük harcama alanı olan bir ilaç alanı daha var aslında. Ülkemizde kalp ve diyabet olmak üzere bazı hastalıklarda maalesef deneme-yanılma yöntemi de kullanılıyor. "O ilaç iyi gelmediyse değiştirelim" diyor hekim. Bu ilaçlar raporlu olduğundan genellikle bir kutudan fazla alındığı için, kalıyor elinizde birkaç kutusu. Biz iş yeri sağlık merkezimize vererek evdeki ilaçların kullanılmasını sağlıyoruz fakat herkesin böyle bir imkânı yok; ama olmalı... Nasıl raporlu ilaçlarda kaç tableti kaç gün kullanacaksanız, o gün bitmeden yeni ilacı alamıyorsanız... Sistem aynı rahatsızlık için verilen yeni bir ilaç varsa, onun iadesini sağlayan bir sistem kurabilir. Mesela "Dozunuzu değiştirelim" diyen doktor evdeki eski dozun getirilmesini sağlayabilir. İlacı getiren için bir jest yapılabilir. Randevuda 2 kişi önce, ilaçta sıfır katılım payı gibi mesela. Onlarca yöntem bulunabilir. Kullanılmayan ilaçta geri dönüşüm büyük bir 'iyileşme' getirecek, eminim...
Canan Eraslan'ın önceki yazıları...