Girişimcilik aslında tam anlamıyla "olmaz sanılanı oldurma" sanatı... Ülkemizin önde gelen iş adamlarının hikâyelerine baktığımızda, bazen bir ceketle çıkılan bir yoldur, bazen fedakâr bir babanın dişinden tırnağından artırarak biriktirdiğini evladının geleceğine yatırmak...
Geçtiğimiz günlerde Türkiye'yi yurt içi ve dışında başarıyla temsil eden; yurt içindeki fabrikaların yanı sıra modanın ve derinin dünyadaki merkezlerinden İtalya'da da üretim tesisi olan Desa'nın hikâyesini içeren bir kitabın lansmanındaydım. 53 yaşındaki Desa'nın yolculuğu, markanın kurucusu olan Melih Çelet'in hatıralarıyla bütünleşmiş olarak anlatıldı. Çok etkileyici bir yolculuk dinledi katılanlar...
Markanın kurucusu olan Melih Çelet'e babası 1972 yılında 50 bin lira gibi, o zamanın şartlarında epeyce iyi sayılabilecek bir sermaye vermiş. Gaziantep'te çiftçilik yapan, tarımın makineleşmesine öncülük eden, bir de fabrikası olan baba Çelet, Demokrat Partili olduğundan, o zamanlar yaşanan siyasi olaylar ve sonrasında ihtilalden olumsuz etkilenenler arasında... Celal Bayar ve Adnan Menderes'e yakınlığı sebebiyle soruşturmalar yaşamış, servetinin önemli bir kısmına el konulmuş olan baba Çelet, çocuklarının iyi eğitim görmesi için ne gerekiyorsa yapmış. 50'i yıllarda "mutlaka yabancı dil öğrenin" diyen baba, çocuklarını en iyi okulların sınavlarına yönlendirmiş, onlar da başarıyla yetiştirmiş kendisini... Melih Çelet Eczacılık okumuş ama hem babası hem de kendisinin amacı girişimcilikmiş. Baba Nuri Çelet, oğluna o zaman, 148 Cumhuriyet altınına karşılık gelen 50 bin lirayı vererek kendi yolunu çizmesini istemiş.
Yıl 1972. İhracat öyle çok da herkesin yaptığı bir şey değil. İstanbul Ticaret Odası, yurt dışından gelen talepleri değerlendiriyor, listeliyor, ilan hâlinde duvara asıyor. Dış ticaret böyle yürüyormuş...
Babasından aldığı 50 bin lirayla hem üretim hem ticaret yapmak istiyormuş Melih Çelet. Önce İTO'dan 'kim ne istiyor' listelerini almış. Sonra başlamış o isteklilere mektup yazmaya... Kitapta da var, o gün kitabı anlatırken de söylediği gibi, bu sermayenin yarısından fazlasını, yurt dışına mektup göndermek için pul parasına harcamış. İnternet yok, e-Postalar yok, telefonda çevir sesi beklenen, hem de çok beklenen yıllar... Yüzlerce mektubun birisi bir gün karşılık bulmuş. Amerikalı iş adamı Mr. Litwak, Türkiye'ye gelmiş. Melih Bey'e demiş ki: "Al bu çantalardan yaptır, öyle konuşalım..."
Melih Bey hemen birkaç üreticiye birden gitmiş, o çantaları yaptırmış. Hem de neredeyse aynısını. Aynı gün elinde çantalarla döndüğünde konuk iş adamı hayran kalmış ve fason üretip satarak işe başlamış. Sonradan "manevi babası" gibi olan Amerikalı iş adamı "Çok iyi yapıyorsun bu işi, atölyeni kursana" dediğinde bir ofis ve ofise bir teleks alarak önemli bir aşamaya daha geçmiş. Yaptığı her ürün daha o zaman taklit edilmeye başlanınca, Avrupa'ya açılmaya karar vermiş. Orada deri çanta-bavul dışında başka ürünler de ürettirmiş ama Desa ile markalaşma yolculuğu için Avrupalı, ünlü bavul-çanta markasının fabrikasına gitmiş. Çünkü piyasada rakip kim, en fazla onu öğrenirmiş!.. O markaya gittiğinde sene 1982. Bunu da kitabında şöyle anlatıyor:
"Ben Türkiye'den geliyorum" dedim. Yönetimle görüşmek istediğimi söyledim. Birilerini aradılar. "Adam Türkiye'den buraya kadar gelmiş" deyip beni içeri aldılar...
25 yıl Türkiye distribütörü olan o marka ile tanışma işte böyle başlamış. DESA'nın şimdiki CEO'su olan Burak Çelet ise, daha 11 yaşındayken Almanca tercümanlığını yaparak başladığı hatırasını anlatırken babasının vizyonu ve annesinin fedakârlıklarının bu yolculuğun temel taşları olduğunu da anlatıyordu. Şimdi ülkede 120 lokasyonda satılan, yurt içinde İstanbul Sefaköy, Düzce ve Çorlu'nun yanı sıra, derinin, modanın başkenti sayılan İtalya'nın Toscana bölgesinde fabrikaları olan, 1500'den fazla kişiye istihdam sağlayan bir dünya markası olan Desa'nın tarihini anlatan bu kitap, aynı zamanda 100 yıllık cumhuriyet tarihinin de yarısının anılarıyla dolu...

