"Hem kendini hem de dinleyip tasvip edenlerin küfre düşmelerinden korkmuyor musun?"
Her kafadan bir sesin çıktığı bu kritik ortamda, Arap Molla diye tanınan elli beş, altmış yaşlarında beyaz tenli, güzel, sempatik yüzlü, başında fildişi kavuğu ve krem rengi abasıyla âlim olduğu belli olan heybetli bir zât-ı muhterem ayağa kalktı. Her iki kolunu kürsüye doğru uzatarak, gürledi. Bu erkek ses, dalga dalga bütün mabedi doldurarak yankılandı:
- Ey nadan!!! Ey cahil!
Yüzlerce göz aynı anda Vâiz efendiden, yeni duydukları ve ilk önce bir mânâ veremedikleri bu cesur sesin geldiği tarafa döndü.
- Ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu? Ne söylediğini biliyor musun? Bu tefsir ne mânâya geliyor? Hem kendini hem de dinleyip tasvip edenlerin küfre düşmelerinden korkmuyor musun? Tövbe et bu cemaatin karşısında. Hadi durma tövbe de!..
Hurufi, bu beklenmedik çıkış karşısında eliyle Arap Molla Efendiyi işaret ederek, sevenlerine döndü;
- İşte tahammülsüzün biri!
Bunun üzerine Arap Molla hiddetlendi, öfkelendi ve daha gür bir sesle;
- Ey nasipsiz! Bu eğriliğin yapıldığı yer nasıl Bursa Ulucâmi-i Şerif’i ise, düzeleceği yer de bu cemaatin huzurunda, bu câmi-i şeriftir.
- Ortalığı karıştırma! Kaba, softa!
- Kuru gürültüyle geçiştiremezsin! “Peygamberler arasında fark yoktur demekteki maksat, resullük ve nebilik bakımındandır. Fazilet, mertebe bakımından değildir. Asr-ı saadetten beri bilinen bu mühim meseleyi bir oldubittiye getiremezsin. Aklını başına topla! Özür dile! Hadi! Hadi!
Arap Molla, duracak, susacak gibi değildi. Sonu nereye varacaksa varsındı. Gerekirse gırtlaklarına bile yapışacaktı. Ucunda ölüm bile olsa, hak bildiği yoldan dönmeyecekti. Bugüne kadar hep doğruyu söylemiş, dürüst olanın yanında yer almıştı.
Doğru itikadın Allahü teâlânın ne büyük bir nimeti olduğunu çok iyi biliyor, talebelerine de hep bu imân esaslarını vermek için geceli, gündüzlü gayret gösteriyordu. Şimdi nereden gelip, milletin önüne çıkarılmış bu densizin dediklerine mi boyun eğecekti?
Aklına gelebilen her şeyi yaşından beklenilmeyen bir çeviklik ve cesaretle saydı döktü. Hiç durmadan konuşuyor, meydanı boş bırakmak istemiyordu. Görenler delirmiş, aklını kaçırmış sanıyordu... Ulemâdan ve talebelerden birçok kişi de Arap Molla’nın etrafında halka oluşturdu. Câmi-i Şerif’teki karışıklık uğultu hâlinde yükselerek devam ediyordu. Ne yapacağını bilemeyen insanlar, kapılara doğru hücum etti. Her kafadan bir ses çıkıyordu. Kimileri;
- Vâiz haklıdır!.. Sözünü kesmeyin!.. Bırakın konuşsun! Derken, bazıları da;
- Bu herif nereden çıktı?.. Biz âlimlerimizden böyle lakırdı duymamıştık. Ne yapmak istiyor?.. Muradı nedir?.. Neden icap etti?.. Gibi sözlerle tepkilerini gösteriyorlardı. DEVAMI YARIN

