Cemaat de nefeslerini tutmuş, huşu içinde her kelimesini kaçırmamaya çalışıyordu. Anlatılan mevzu insanı heyecanlandırıyordu...
Birçok kelime, cümle ve deyimleri anlayamıyordu Erkara. “Bana bakıp tekrarlamasına bakılırsa sevgi ve bağlılık ifade eden bir açıklaması olmalı. Yahut da bunlara yakın bir şeylerdir herhâlde." Kızıl köşkte de aynı şeyler olmuş anlayamamıştı bir türlü. Sonra Seyyid Vâiz İbrahim Efendi’ye, yani diğer asıl adı Kripto’ya sormak istemiş, her defasında da; “Cehaletim ortaya çıkar” endişesiyle yutkunmuş, soramamıştı. Bu heyecan verici sohbetlerin hepsinde de mânâsını bildiklerinden hareketle kendine has yorumla yetinmeyi tercih etmişti.
Cemaat de nefeslerini tutmuş, huşu içinde her kelimesini kaçırmamaya çalışıyordu. Anlatılan mevzu insanı heyecanlandırıyor, yer yer Hak âşıklarının vecde gelip; “Allah!” demelerine sebep oluyordu.
Âyet-i kerime ve hadîs-i şerifleri öyle canla, aşkla, içten ve mükemmel telaffuz ediyordu ki, ruhtan daha derin bir yerden geliyor, masivanın ötesinden aksediyor sanılıyordu. Giyim, kuşam, anlatım tek kelimeyle mükemmel. Yanık davudi sesini zaman zaman alçaltıyor, bazen yükselterek dinleyicilerin dikkat ve alâkasının dağılmasına fırsat vermiyordu. Bakışları seyredende sıcak ürpertiler uyandıran mavi fırıldak gözleri, bir deri kaplı kitabın açık sayfalarına, bir de tam teslimiyet içinde olan dinleyicilere çevriliyordu. Kitap altına konulan kumaşı, hayırseverlerden Hüsnâ Hanımefendi vakfetmişti. Kırmızı, yeşil renkli yünden püsküllü örtüde bile başka bir sanat, bir başka estetik vardı.
Bursa Ulucâmi-i Şerif’i sanki daha bir genişlemiş, bütün ahaliyi içine alacakmış gibi büyümüştü. Tıklım tıklım dolu olmasına rağmen, hâlâ gelenlere yer açılmakta, ayakta ve dışarıda kalan görülmemekteydi...
Büyük vâiz diye propagandası yapılan; “Vâiz-i muazzam, Seyyid-i ekber, Ulemâ-i cedit, Pir-i meşayih” gibi çeşitli ulvi lakaplarla Bursalılara tanıtılan zat, vaazını yaparken müthiş bir dalgalanma oldu. Önceleri ne olduğunu anlamayan halk, can havliyle ayağa kalktı. Bir vaveyladır koptu gitti. Cemaatin büyük ekseriyetinin şaşkın bakışları arasında, küfürleşmeler, el, kol hareketleri, tehdit ve hakaretler gittikçe çoğalıyordu. Bu kargaşada dinleyiciler ikiye bölünmüştü.
Kripto, yan gözle keyfiyeti takip ediyor, içi içine sığmıyordu. İyice kutuplaşmış, zıtlaşmış iki büyük grup çatışmaya girse kim kime vurduya gidecek, onlarca, belki de yüzlerce Osmanlı evladı birbirini boğazlayacaktı. Asıl istenen an yaşanıyordu şimdi. Bütün planları tutmuş, hepten hedefine ulaşıyordu işte.
Kendine vazife, para, mal, mülk verenler bu anı görselerdi keşke. Bir avuç kahramanlarıyla övünecek, nasıl isabetli seçim yaptıklarına sevineceklerdi. Onların hurra, yaşa var ol seslerini, alkışlarını duyar gibiydi. Gözleri yaşardı. İçi içine sığmıyordu. Düşüncelerinden sıyrılmadan Hurufi’ye doğru yaklaşmaya çalıştı Kripto. Diğer adamları da onu takip ediyordu. Bunlar ne yapacaklarını biliyor, büyük kitle ise maksatsız, hedefsiz, çaresizdi, şaşkındı. Tam istedikleri gibi.
DEVAMI YARIN

