“Ah be! Tam fırsat yakalamıştım. 'Seyyid Vâiz-i muazzama'ya ve yoldaşlara ne müthiş malumatlar götürecektim. Ah!.. Ah!.."
Derdim çoktur, inliyorum,
Doğan’ımı ünlüyorum,
Ben kendimi dinliyorum,
Kimse dilim bilmez benim.
Konuştuğum kuş dilidir,
Öz vatanım dost ilidir,
Topladığım dost gülüdür,
Asla gülüm solmaz benim.
***
SİNSİ DÜNYA!..
Handaki toplantıdan ayrılan dilencilerden zayıfça olanı çeşmeye doğru giderken hayretten aptallaşmış, sanki dili tutulmuştu. Elinde su testisi, kendine doğru gelen genç güzel kadınlar aklını başından almıştı âdeta. Olduğu yerde sesleri daha iyi duyabilmek ve doyasıya seyretmek için toprak yola çöküverdi. Çelimsiz vücudu, göz çukurlarında kaybolan çapaklı iki kara çizgi şeklindeki gözleri, dalgın ve garip hâliyle iyice acındırıyordu. Yanından sülün misali geçen kızların her biri gümüş kemerlerine iliştirdikleri süslü torbacıklarından birer, ikişer akçe çıkararak adama verdi ve dua istediler. O da ellerini semaya açıp:
- Allahü teâlâ razı olsun hanımlar. Halil İbrahim bereketi versin.
Diyerek kızların arkaları sıra mânâlı mânâlı baktı. Konuşulanlardan hafızasında kalanları hatırlamaya çalıştı. “Biri nişanlı, en alımlı olanı ise sevdalıymış. Boyu uzundan biraz kısaydı. Yahut semizliğinden öyle görünüyordu. Beyaz, temiz cildi, rahat ve bolluk içinde yaşayan her zengininki gibi taptazeydi. Bursa’nın en kibar, en eski, en yüksek ailelerinden birinin kızıymış. Saraya yakın bir de beyin ismi geçiyordu.” İşte o en mühim olanı anlayamadan uzaklaşmışlardı. “Ah be! Tam fırsat yakalamıştım. 'Seyyid Vâiz-i muazzama'ya ve yoldaşlara ne müthiş malumatlar götürecektim. Ah!.. Ah!..” diye yakındı epeyce.
Neden sonra yoluna devam etmek istedi. Kendisine acıyarak bakılmasından mı? Yoksa Agop’un meyhanesindeki günlerin hasretini çekmesinden mi ne? Hayıflandı. Öfkeyle başını cevirdi. Yerde kocaman at tersinden bir parçayı iterek götürmeye çalışan kara böceğe takıldı gözleri. Çömelerek dikkatlice inceledi. Hayret etti. Kendi ufacık bedenine nazaran muazzam bir yükü taşıma azmini kıskandı. Kendi kendine; “Bir tezek böceği kadar bile olamayacak mıyım?” diye söylendi. Kirli, tırnakları uzamış başparmağının, bağasından başını uzatmış bir kaplumbağa gibi çıktığı yırtık çarığıyla zavallı böcekceğizi ezdi, ezdi… İntikamını alamamış bir muharip kızgınlığıyla üzerine; “Tuh!” diyerek tükürdü. Zavallı karaböceğin bol köpüklü peltenin altında ince ayakcağızı hâlâ debeleniyor, kalkmaya çalışıyormuşçasına hayata direniyordu. Daha fazla bakamadı. Elinin tersiyle ağzını siler gibi yaparak çeşmeye uzandı.
Vatanıma kastetmiş, çete denilen cani,
Çeteye çete diyen, yiğit nerede hani?
Kimler, niçin besliyor, bunlar nasıl yaratık?
Buna can mı dayanır, sabır kalmadı artık.
Hepsi birer şeytanmış, kovulmuş lâin imiş,
Hem çoğu ithal malı, vatansız hain imiş!
DEVAMI YARIN

