Kaydet
a- | +A

Uzun boylu, atletik yapılı dağ gibi heybetli Doğan Bey, attan inmiş, iki arkadaşıyla çeşmeye doğru yaklaşıyordu.

Can yoldaşı, sırdaşı Perihan, doludizgin gelen atlıları görünce heyecanlandı. Bir yanlışlığa meydan vermemek için de arkadaşlarına seslendi;

- Hey kızlar toparlanın! Gelenler var!

Gülüşlerini kesip Perihan’ın işaret ettiği tarafa baktı kızlar. Uzun boylu, atletik yapılı dağ gibi heybetli Doğan Bey, attan inmiş, iki arkadaşıyla çeşmeye doğru yaklaşıyordu. Geniş alnına dökülen dalgalı saçları rüzgârda savruluyor, kara yay kaşları zeytin gözlerine daha bir derinlik veriyor, dengeli ve keskin yüz hatları dostlarında güven, düşmanlarında da korku uyandırıyordu. Sırtında yayı, belinde sedef kakmalı, kemik saplı kılıcıyla doru atının yanında canlı, bronz bir heykel gibi durdu. Gözlerini kısarak etrafına bakındı. Kızları fark edince dönmek istedi. Gülşah ve arkadaşları ava gitmekte olan delikanlılara yol vermek için yaşmaklarını çekerek edeple geri çekildiler. Su başının boşaltıldığını gören;

- Doğan Bey’im pınar başı müsait.

Diye seslenince tekrar geri dönüp, çevik bir hareketle atının yularını çözdü. Dizginini koluna taktı. Serbest kalan at, yalağın etrafındaki otları koparmaya başladı. İki avucuna aldığı soğuk suyu yüzüne çaldı. Derin bir “Oh!” çekti. Bu ara Doğan’la Gülşah, gayr-i ihtiyari göz göze geldi. Her ikisi de hemen başlarını başka tarafa çevirdi. Kaplarını dolduran Doğan Bey ve arkadaşları atlarına binip, hızla uzaklaştılar.

Kızlar da sularını doldurup evlerine yönelirlerken Perihan, Gülşah’a yaklaşıp laf atmaya başladı;

- Kız, hadi iyisin iyi!

Gülşah sesi duymazlıktan geldi, bir şey yokmuş gibi yoluna devam etti.

- Sağır mısın, sana diyorum kız?

Diyerek kolundan tutup çekiştirdi. Mecburen arkadaşına baktı Gülşah. “Ne var?” gibisinden başını salladı.

-Tanıdın mı kız?

- Neyi? Kimi?

- Hiç bilmezlikten gelme. Herkes senin gönlünün kimde olduğunu biliyor.

- !!!

Gülşah hafifçe kızarır gibi oldu. Ak pak elleri titredi. Boğazı düğümlendi. Yaşıyor muydu, ölü müydü, emin değildi. Onu gördüğünden beri zaman durmuştu sanki. Zihnine takılmıştı Doğan Bey’in hayali, nereye baksa hiç gitmiyor, bir heykel gibi donuk, her an kımıldayacakmış gibi canlı, bir o kadar da sisler arasında. Dudaklarında muhabbet yüklü gülücükler var ama gözleri de nemli, ha aktı akacak... Bütün yeryüzündeki ışıklar ise hepten sönük, zaman sabah mı, akşam mı, belli değil. Hafiften sis kaplamış gibi her yanı, hani incecik bir tülün gerisinden bakarsın ya, işte öyle! Çalkantılı deryada bir gariban balıkçı sandalı gibi yalpalayıp duruyor, ha bire batıp çıkıyordu Gülşah. Üzerinde yarışırcasına uçan iki serseri karakarga, çığlık çığlığa… uzaktan sığırcık sesleri duyuluyor. Ortalıkta başka bir velvele yok, onlar da olmasa her taraf sessiz, karanlık ve yapayalnız, sadece Doğan Bey’in hayali, gülüşü ama gözleri ağlamaklı. Niçin acaba?

Gülşah, aklına gelenlere takılmadan, arkadaşlarının laf atmalarını mühimsemeyerek, kimseye de aldırmadan yoluna devam etti.

Perihan’ın yanına gelen diğer kızlar da kıs kıs gülüp, Gülşah’a baktılar. Sonra da peşlerinden yürüdüler... DEVAMI YARIN

Ragıp Karadayı'nın önceki yazıları...