Can sıkıntısından patlayacaktı neredeyse. Yaz geceleri kısa olmasına rağmen, hiç bitmeyecekmiş gibi upuzun geldi.
GÜLŞAH, ALEV ALEV...
Sabaha kadar gözlerini kapayamadı Gülşah. Tertemiz beyaz yorganın altında kıvrandı durdu. Kalktı perdeyi aralayarak dışarıya baktı. Zifirî karanlıktan başka bir şey göremedi. Odasını aydınlatan büyük mum küçülmüştü ama idare ederdi. “Daha var. Sabaha kadar bitmez” diye mırıldandı. Duvara asılı işlemeli kılıfından el yazması Kur’ân-ı kerimi çıkardı, öpüp başına koydu. Göğsüne bastırdı nazikçe. Sessizce, içinden Yâsin-i şerifi okudu. Buğulu gözleri hepten nemlendi… “Âyet-i kerimelerin tesirinden…” dedi. Ne zaman Kur’ân-ı kerim okusa hep böyle olurdu. Biraz rahatlamıştı ama yine de bir türlü uykusu gelmiyordu...
Can sıkıntısından patlayacaktı neredeyse. Yaz geceleri kısa olmasına rağmen, hiç bitmeyecekmiş gibi upuzun geldi. Yalnızlığın insana mahsus bir şey olmadığını biliyordu. Bu sefer iyice anladı, acısını yürekceğizinde hissetti. İşlemelerini, dantellerini sandıktan çıkardı. Tek tek eliyle düzeltip, yeniden yerleştirdi. Yine olmadı. Bu hâl ne kadar devam edecekti? Bilemiyordu. Nihayet kendini bitkin ve yorgun olarak yatağa attı. İçinde bulunduğu duruma, hissettiklerine şaşıyordu. Arkadaşları görseydi kim bilir ne kadar gülerdi. Babası, anası aklına geldi. Utandı hayallerinden. Başını gizlercesine iyice yorganın içine çekti. Atının üzerinde Doğan Bey beliriverdi olanca ihtişamıyla. Gülerek ona bakıyordu gözlerini hiç kırpmadan. Yüzü kızardı, terledi elinde olmadan.
Bu ani değişikliğin mânâsını bir türlü bulamıyordu. “Bu insanoğlu bir muamma!” dedi. Reçineleri hâlâ kokan tavandaki tahtaları, büyük yeşil çuha örtülü sedirin oymalarını tek tek saydı. Yan odalardan ayak tıkırtıları duyunca, uyuyormuş gibi yaptı.
Hava henüz ağarırken her sabah olduğu gibi Sultan anası çıkageldi. Başucuna oturdu incitmeden. Namaza kalkması için, biricik kızına seslendi nazikçe;
- Nazlı kızım, kalk sabah oldu... Hadi sırma saçlım... Selvi boylum kalk...
Diyerek saçlarını okşadı. Derin uykulardan kalkar gibi esneyerek doğrulan Gülşah’ın gözleri kanlanmış, biraz da şişmiş gibiydi.
- Bu ne hâl kızım hasta mısın?
- O da nereden çıktı Sultan anam?
- Bilmem! Göz kapakların şiş, o ceylan gözlerin kanlanmış.
- Anama da bak! Neden olacak? Fazla uyumaktan...
Deyip yorganı fırlattığı gibi soluğu abdesthanede aldı. İçindeki zehirden acı sevdasını bastırmak için ne yapacağını bilemiyordu.
Doğan bana gelsin demiş,
Şu kadehi alsın demiş,
Kadehte ne varsa içtim,
Artık gönlüm ölmez benim.
Hem zahirde, hem bâtında,
Noksan olmaz sanatında,
Bildim artık Hak katında,
Sözüm geri kalmaz benim.
Buldum artık sonsuz hayrı,
Gülşah olmaz ondan gayrı,
Bir zerrece Hak’tan ayrı,
Gözüm bir şey görmez benim.
DEVAMI YARIN

