Kaydet
a- | +A

Orta Avrupa''da bir milli maçta görevliydi spor yazarımız... Gazeteden arkadaşlarıyla birlikte, iki gün önceden maçın oynanacağı şehre gitti.

Ekiple beraber takımın çalışmalarını takip ettiler, şehri gezdiler, bu tür seyahatlerin "apoleti" sayılan çapkınlıklarını yaptılar, yediler, içtiler, "para arttırdılar."  Eski bir futbolcu olan spor yazarımızın komşu bir ülkeden iki arkadaşı ve bir arkadaşının arkadaşı da maça gelecekti. Onun misafiri olarak... Kendisinin ücretsiz "basın bileti" vardı ama, üç kişilik bu ekip için bilet bulması gerekiyordu. Maç günü geldi çattı.

Da, iki gündür bütün çabalarına rağmen bilet bulamamıştı, gelecek olanlara da "Bilet bulamadım" demeyi kendine yediremiyordu. "Kul sıkışmayınca Hızır yetişmezmiş" ama, trafiğe kapalı caddenin kenarında, müşterisini gözünden tanıyan şopar kılıklı, "Do you want ticket?" diyen Hintli''ye Hızır denir mi, bilmem... Evet, spor yazarımız, "Bilet ister misin?" diyen esmer karaborsacıya, hemen elini cebine atıp "Yes yes" diyerek iştahla koşmuş, üç bilete üç katı doları bayılarak, rahatlamıştı. Tam, "Ohh bee! Biraz pahalı oldu ama bu işi de hallettik" diye keyifle alnındaki terleri silerken, güçlü bir el, koluna yapışmıştı. Korkuyla döndüğünde, sarı ve kirli bıyıkları ağzına dolan iri yarı polisi gördü. Kırık dökük İngilizce''siyle derdini anlatamadı bile... Kaba hareketleriyle "Seni gidi karaborsacı, seni gidi fırsatçı" der gibi ite kaka tıktılar nezarete...  Spor yazarımız derdini anlatıp gün ışığına çıktığında milli maç bir gün geride kalmıştı!

ÖNE ÇIKANLAR