Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
Suriye ve Irak hattında Türkiye’nin sessiz stratej...
0:00 0:00
1x
a- | +A

Bölge ve dünya, ABD, İsrail ve İran eksenli karmaşanın etkisi altında yön ararken, çıkış yolu şimdilik sorularla dolu görünüyor. Çin sessizliğini koruyor; ancak arka plandaki hamleleri de dikkatlerden kaçmıyor. Bu nedenle İran’ı okurken Çin’i de hesaba katmak gerekiyor. Avrupa ise kendine yeni kapılar ve ittifaklar arayışında. Türkiye’nin etkisinden çekindiği de açık; Ursula von der Leyen’in ifadeleri bu kaygıyı yansıtıyor. Türkiye’yi sadece bir devlet olarak değil, tarihsel mirasın devamı, yani bir medeniyet perspektifiyle algılıyorlar. Aslında bu bakış bütünüyle haksız sayılmaz. Medeniyet kurma ve inşa etme kabiliyetine sahip yapılar, Avrupa açısından her zaman temkinle karşılanır. Eğer bu kabiliyet Avrupa’nın içinden çıkmış olsaydı, bu kadar tedirginlik oluşmayabilirdi. Ancak bugün Avrupa’nın eski paradigma ile yeni bir dünya kurmakta zorlandığı açık. Bu nedenle yeni bir kurguya yönelmek zorunda. Bu noktada İngiltere’nin her zamanki gibi bir adım önde olduğu ve Türkiye ile geliştirdiği yeni stratejik ilişkilerin bu tabloyu tamamladığı görülüyor...

Tüm bu çıkmazların ortasında Türkiye’nin sessizce bir sistem kurmaya çalıştığı dikkat çekiyor... Suriye ve Irak hattına bu gözle bakıldığında daha net bir tablo ortaya çıkıyor. Kerkük’te yıllar sonra bir Türkmen valinin seçilmesi sıradan bir gelişme olarak görülemez. Bir yanda İran etkisi, diğer yanda ABD baskısı ve terör örgütleri, özellikle PKK’nın oluşturduğu tablo içinde yönünü kaybetmiş bir Irak’ı, kalkınma hattına yönlendirmeye çalışan Türkiye’nin neyi hedeflediği daha anlaşılır hâle geliyor. Türkiye, sorunların çözümünde denge merkezi olma iddiasını sahada somutlaştırıyor. İsrail’in bölgeyi istikrarsızlığa sürükleyen saldırgan yaklaşımına karşı, bu dengeyi tersine çevirmeye yönelik stratejiler geliştiriyor. Irak içindeki son gelişmeler de bu denge stratejisinin bir parçası olarak okunabilir. Türkiye, çevresindeki dizaynı başkalarına bırakmama kararlılığını uzun zamandır sürdürüyor ve bölgedeki aktörleri de buna göre şekillendiriyor. Bu bağlamda Kerkük’te Türkmen bir valinin seçilmesi, Ankara’nın kadim aklına dayanan cesaretinin ve stratejik hamle kabiliyetinin bir yansımasıdır.

Suriye sahasında Palmira gibi kritik bölgede askerî varlık oluşturma hedefi de aynı stratejinin devamı olarak değerlendirilebilir. Böyle bir adım, yalnızca askerî değil, aynı zamanda bölgesel güç dengesi açısından da önemli bir mesaj taşır. Türkiye’nin güvenliği açısından bu tür hamleler, sahada fiilî denge kurma iradesini ortaya koyar. Kerkük ile Palmira arasında kurulan bağ, Ankara’nın ne yapmak istediğini daha net şekilde gösterir.

“Türkiye sıradan bir ülke değil” yönündeki değerlendirmeler de bu tabloyu teyit eder nitelikte. Türkiye’nin sahada fiilî varlık göstermesi, bölgesel denklemde belirleyici aktörlerden biri olduğunu ortaya koymaktadır. Suriye-Irak hattında yabancı unsurların etkisinin azaltılmasına yönelik adımların sinyalleri uzun zamandır geliyordu. Recep Tayyip Erdoğan’ın kararlı duruşu ve Devlet Bahçeli’nin stratejik vurguları da bu sürecin işaretlerini veriyordu. Bugün gelinen noktada, bu öngörülerin sahada karşılık bulduğuna dair güçlü bir kanaat oluşmuş durumda.

Ankara’nın sessiz stratejisi, dikkat çekmeden ama etkili biçimde ilerliyor. Bu süreçte istihbarat ve diplomasi kanallarının uyumlu çalıştığı da görülüyor. İbrahim Kalın ve Hakan Fidan’ın yürüttüğü çalışmalar, bu stratejinin sahadaki yansımaları olarak öne çıkıyor...

Tüm bu gelişmeler, zor bir dönemden geçildiğini gösterirken aynı zamanda gelecek nesillere bırakılmak istenen güçlü bir mirasın da işaretlerini taşıyor...

Bu toprakların sorumluluğunu taşıyanların, tarihsel bir bilinçle hareket ederek ellerinden geleni yaptığı bir süreç yaşanıyor...

Sevil Nuriyeva'nın önceki yazıları...