Kaydet
a- | +A

Bir insanı hiç görmeden, konuşmasını dinleyerek tanıyabilir miyiz? Kelimeleri, sesinin tonu ve hitabı onun bilgisini, görgüsünü ve insanlara verdiği değeri gösterir. Çünkü söz, insanın iç dünyasını da gösterir.

İnsan bazen haklı olduğu hâlde kendisini doğru anlatamadığı için haksız duruma düşebilir. Aynı düşünce sert ve gelişigüzel söylendiğinde tepki doğurur; açık ve ölçülü söylendiğinde ise dinlenir. Ancak güzel konuşmak, süslü kelimeleri sıralamak değildir. Akıcı fakat anlamsız bir söz, kokusuz çiçeğe benzer. Söz hem manalı hem de yerinde olmalıdır.

Dil, yalnızca bir anlaşma aracı değildir bir milletin de hafızasıdır. Atalarımızın sevinci, kederi ve hayata bakışı kelimelere, deyimlere ve atasözlerine sinmiştir. Bunları bozduğumuzda geçmişimizle bağımızı da zayıflatırız.

Bugün sosyal medyada ve günlük konuşmalarda kaba sözler, yanlış söyleyişler ve özensiz ifadeler hızla yayılıyor. Bir kelime yanlış biçimde tekrarlandıkça zamanla doğru zannediliyor. Bundan en çok, dili çevresinden öğrenen çocuklar ve gençler etkileniyor.

Peki bu gidişi nasıl değiştirebiliriz? Önce Türkçeyi sevmeliyiz. Güzel eserler okumalı, anlamını bilmediğimiz kelimeler için sözlüğe bakmalı ve güzel konuşanları dikkatle dinlemeliyiz. Yapmacıklığa kaçmadan sade ve samimi konuşmalı; kelimelerimizi karşımızdakini kırmak için değil, anlaşmak için seçmeliyiz.

Her gün bir kelimeyi doğru öğrenmek, kırıcı bir cümleyi daha güzel söylemek ve konuşmadan önce bir an düşünmek değerli bir başlangıçtır. Çünkü dilimize gösterdiğimiz özen, karşımızdaki insana gösterdiğimiz saygıdır. Sözümüz güzelleştikçe düşüncemiz berraklaşır, insanlarla bağımız kuvvetlenir. Ne güzel söylenmiştir: “Dil, kalbin tercümanı; yüz, kalbin aynasıdır. Kalpte gizli olan, yüzde meydana çıkar.”

Hüseyin Demir

ŞİİR

Göçüp Gittiler... Birer Birer...

Leylekler de göçüp gitti...

Mevsim artık sonbahar...

Yaz baharda yedi diyar,

Yedi iklim yurdumun

Derelerinde çağlarken sular.

Göllerinde yüzer yeşil başlı

Gövel ördekler...

Dağlarında allı morlu açan sümbüller...

Bir bizi çağırır sarmak için bağrına...

Bir de mekân tutan göçmen kuşları...

Kimi insanımız,

Ekmek teknesini mekân tutturur

Leyleğe...

Yaz baharda... Nice leylekler, turnalar,

Selam getirende... Bu yurda

Bir coşar dereler, şenlenir mavi göller

Ve berrak pınar başları... Ve... Dostlar

Mevsim yine sonbahar...

Dökülüyor döküldükçe nice

Sarı sarı yapraklar...

Ara sıra da dertli dertsiz

Yeşil yeşil yapraklar... Dereler... Göller...

Pınarlar mahzun... Mahzun...

Bu topraklar... Yurttur... Mekândır...

Ve mübarek hakkı inkâr edilemeyen

Kutsal vatandır...

İrfan Özkaya

TARİHTEN BİR YAPRAK

İSHAKPAŞA SARAYI: Çıldır Valisi İshak Paşa tarafından 18. yüzyıl sonlarında yaptırılan meşhur saray. Ağrı’nın Doğubayazıt ilçesinin yaklaşık 8 km güneydoğusunda eski Doğubayazıt kasabasının bulunduğu yerde ovaya hâkim bir yamaçtadır. Saray, yamacın eğimi yüksek dayanak duvarlarıyla düzeltilerek elde edilen yaklaşık 50 x 150 metre boyutlarındaki düzlüğün üzerinde kurulmuştur. Saraya âdeta bir kale görüntüsünü veren yüksek çevre duvarlarıyla içindeki yapıların bir bölümü, Birinci Dünya Savaşında bölgeyi işgal eden Rusların yaptıkları hasarlar sebebiyle yıkık durumdadır. Saray, birbirini takip eden iki avlunun çevresinde toplanmış çeşitli yapı gruplarından meydana gelir. Saraya, doğu cephesinin ortasındaki görkemli taç kapıdan girilir. Girişin arkasındaki birinci avluda servis binaları yer alır. Bütün saraya yayılmış olan bir tür merkezî ısıtma (bugünkü kalorifer sistemi) donanımının ocağı da birinci avludadır. Bu ısıtma sisteminin duvarlarda bırakılmış kanallardan geçen pişmiş topraktan boruları bugün de yer yer görülmektedir.

Yetenekli Kalemler'de önceki yazılar...

Soru 0 / 6
Türkiye Gazetesi dijital abonelik ve arşiv kampanyamızı ilk nereden duydunuz?

Haber Asistanı

Son 30 günün haberleri
📰

Türkiye Gazetesi Haber Asistanına Hoş Geldiniz!

Son 30 güne ait haberleri, spor gelişmelerini veya yazar yazılarını sorgulayabilirsiniz.