Bir derste bir konuyu hiç anlamıyorum veya anlıyorum fakat unutuyorum, diyorsanız ya da hiçbir işte becerikli değilim, diye düşünüyorsanız yanılıyorsunuz.
‘Et tekrar-ü ahsen velev kâne yüz seksen...’ Yani “Tekrar etmek güzeldir (iyidir), yüz seksen kere de olsa...”
Başarının sırrı tekrar etmektir. Ne kadar çok tekrar edilirse bilgi, beceri o kadar kalıcı ve sağlam olur. Tekrar, bilginin pekiştirilmesi için kullanılan etkili bir yöntemdir. Anlamayı ve hatırlamayı kolaylaştırır. Bilgi, beceri, deneyim, tecrübe ve ustalık kazanma da çok önemlidir. Bıkmadan usanmadan tekrar yaparsak başaramadığımızı düşündüğümüz herhangi bir işte veya derste ustalık kazanıp başarılı olabiliriz.
Tekrar, anlamayı kolaylaştırır. Öğrenmenin ilk basamağı anlamaktır. Anlamak da yine tekrar etmekle olur. Bir kitabı ilk okuduğumuzda bazen hiç anlamayız bazen de tam olarak anlayamayız. İlk karşılaşılan bilgi bize yabancıdır, çünkü. Hemen pes edip de çalışmayı bırakmamalıyız. Birkaç kez tekrar edince anlamaya başlarız. Her okuduğumuzda anlayışımız daha da artar. Yani her tekrarda bir öncekine göre eksik olanı tamamlar zihnimiz. Okudukça yazdıkça söyledikçe duydukça bilgiyi tanıyıp öğrenmeye başlarız. Tıpkı ilk kez gördüğümüz tek yumurta ikizlerini önce karıştırıp sonra gözümüz aşina olup da ayırt ettiğimiz gibi. (Bir yolu ezberlemek de böyledir). Ana dilimizi doğuştan bilmeyiz. Kelimelerin anlamını çevremizden duydukça öğreniriz sonra da bu kelimeleri kullanmaya başlarız. Küçük çocukların dede, teyze, hala kelimelerinin ne demek olduğunu tekrar tekrar duyarak öğrenip de kullanması da buna benzer. Bu konuya devam edeceğim...
Rumuz: Gölge
ŞİİR
Ağlama
Karagözlüm efkârlanıp ağlama
Yüreğini hayırsıza dağlama,
Ati için kendini al sağlama
Gözyaşını gösterip de ağlama.
Ağlamaya değmez bir zalim için
Bırak soru sorma deme hiç niçin
Saygı duy rahatla bir kendin için,
Sil gözyaşlarını sakın ağlama.
Haykırıver dağlar taşlar inlesin.
Haklılığın cümle âlem dinlesin.
Çağırıver huzur yanına gelsin
Mutluluğu ara, sakın ağlama.
Seni ateşlerde yakan utansın
Üzüp de canını sıkan utansın
Güzel hayallerin yıkan utansın
Ekşitme yüzünü sakın ağlama.
Huzur sende adres bulsun yaşasın,
Sen ağasın sen beysin sen paşasın,
Bülbül güle sen sümbüle koşasın,
Gözlerin gülsün hep sakın ağlama.
Süleyman Usta/Espiye-Giresun
DUYGU DAMLASI
TEMKİN VE ÖZ GÜVEN:
Kendisi niyetli değildi ama arkadaşına iftar verme sevabını da önemsiyordu... Onu lüks bir mekânda ağırladı. Bilinen iftar saatine üç dakika kala masalara çorbalar dağıldı...
Herkes elinde kaşık, “vakit geldi afiyet olsun” diyecek garsonun sesine odaklanmıştı ki oruçlu arkadaşı “daha iki dakika var!” dedi. İftar veren kişi, arkadaşına “neden?” diye sormaya bile gerek duymadan ayağa kalktı. Bütün salona seslendi “Başlamayın!”
Sonra: “Daha iki dakika var!..”
Herkes kaşıkları elinde beklemeye başladı.
Salondaki herkes orucunu o iki dakika temkin zamanına göre açmıştı. Bilmeyen arkadaşı sonra sordu: “Niye?”
Arkadaşı cevap verdi: Örnek olarak İstanbul’un bir başından bir başına güneşin batışı aynı mı? Bir ucu ile öteki ucu arasında bir buçuk iki dakika oynamaz mı? Oysa "vakit geldi" diye söylendiğinde herkes bir açar, bu temkin kaçırılmış olur. Onun için iki dakika beklenir ki buna temkin vakti denir... Temkin: Bir işin sonunu düşünerek ölçülü, tedbirli davranma demekti... Ya o arkadaştaki samimiyete ve öz güvene ne demeliydi?
[Halid Yazıcı]

