Türkiye Gazetesi E-Gazete
Arama
Kaydet
a- | +A

Dün de duygularımı aktarmıştım bu köşede... Kur’ân-ı kerimin “Kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur” buyruğu, anlamın dışarıda değil, iç âlemde bulunduğunu hatırlatmaz mı? İnsanın hakikate giden yolu da tam burada başlar aslında:

İçe dönerek, düşünerek, kendini sorgulamış olarak. Anlam bulmak, yalnızca bireysel bir huzur arayışı değildir; insan anlam buldukça çevresine de ışık olur.

Bir yarayı sarmak, bir yetimin başını okşamak, bir hayvanın susuzluğunu gidermek… Bütün bunların her biri insanın içsel yolculuğunun dışavurumudur.

Anlam, büyük laflarda değil; küçük iyiliklerin kalplerde bıraktığı izde saklıdır. Bu yüzden insan, anlamını kendi eliyle inşa eder; iyiliği bir tuğla, merhameti bir harç gibi koyarak...

Fakat bu yolculuk düz bir çizgi değildir. İnsan bazen düşer, bazen yorulur, bazen de anlam arayışının kendisine bile küser. Ancak her tökezleyiş, insanın kendine yeniden dönmesine vesile olur. Çünkü anlam, ulaşılan bir zirveden ziyade, yürüdükçe derinleşen bir vadidir. Yol ne kadar uzun olursa olsun, insan içindeki o ince sesi susturamaz; o ses ona yürümeyi, düşünmeyi, fark etmeyi hatırlatır.

Belki de insanın en büyük keşfi şudur:

Hayatın anlamı tek bir cevapta gizli değildir. Anlam, insanın attığı her adımda, yaptığı her seçimde, gösterdiği her çabada yeniden şekillenir. İnsan, hayatın anlamını bulduğu için değil, aradığı için büyür. Bu arayış, bir ömrün en değerli yükü ve aynı zamanda en büyük bereketidir.

Ve sonunda insan anlar ki: Anlam, bir sonuca varmak değil; insan olmanın inceliğini keşfetmektir. Yol devam ettikçe, anlam da insanla birlikte yürür.

Yüce Allah’ı anmak, onun yarattıklarının kalplerinde anlamlar oluşturarak hayatın anlamını gönlünüzde bulmanız ve huzura ermeniz dileğiyle...

Özge Özden-Kahramanmaraş

ŞİİR

Şeker kardeşim

Arkana bakmadan gidersin madem,

Yolun açık olsun, şeker kardeşim.

Kayısı içinde çıkınca badem.

Yolun açık olsun şeker kardeşim.

Sözünün erine fedadır canlar.

Nice kez dolup da boşaldı hanlar.

Âşıklar, yananlar, bizleri anlar.

Yolun açık olsun şeker kardeşim.

Saltanat sürmeye gelmedik bizler.

Yorulur elbette, yürüyen dizler.

Anlamaz, âlemi, gülmeyen yüzler.

Yolun açık olsun şeker kardeşim.

Vadinin içinde zambaklar açar.

Kartallar bilirim yüksekte uçar.

Ararsın, sorarsın, kalınca naçar.

Yolun açık olsun şeker kardeşim.

Aciz'im incitme, incinsen her gün

Son nefes gelecek, etsen de düğün.

Diyorsa dostların, dem bu dem, bugün

Yolun açık olsun şeker kardeşim.

Aciz Sultan-Abdurrahman Gök

TARİHTEN BİR YAPRAK

EBÜ’L-GÂZİ BAHADIR HAN: Harezm Özbek hanlarından bir hükümdar ve tarihçi. Babası Arap Muhammed Han, Harezm Özbek hanlarının ceddi olan Yâd-gâr Hanın dördüncü batından torunudur. 1603’te Rus Kazaklarının Urgenç’e hücum ve babasının tarafından imhaları hadisesinden 40 gün sonra doğmuş ve bu gazâ dolayısıyla “Ebü’l-Gâzi” ismi verilmiştir. Ebü’l-Gâzi’nin, 16 yaşında devlet idâresi işlerine başlayıncaya kadar Urgenç’te geçirdiği gençliğinde ve İran’daki hayatında ciddî surette ilim tahsil ettiği, güzel Arapça ve Farsça bildiği, bu dillerden yaptığı tercümelerden anlaşılmaktadır. İki önemli eser bırakmıştır. Bunlardan biri 1659’da yazdığı Şecere-i Terâkime, diğeri 1663’te ölmesi ile yarım kalan ve vasiyeti üzerine oğlu Enûşe tarafından tamamlanan Şecere-i Türk’tür. Şecere-i Terâkime, Rus müsteşriki Tumansky tarafından 1892’de Aşkabad’da Rusça olarak ve 1937’de Türk Dil Kurumu tarafından Çağatayca’sı tıpkıbasım olarak yayınlanmıştır.

Yetenekli Kalemler'de önceki yazılar...

ÖNE ÇIKANLAR