MURAT ÖZTEKİN

NOLAN, “TENET”TE YİNE ZAMANLA OYNUYOR
ANLAMAYA ÇALIŞMA!

Sinema dünyası aylardır bir filmi bekliyordu. Zira pandemide tenhalaşan sinema salonlarını yeniden seyirciyle doldurabilmek için güçlü bir yapıma ihtiyaç vardı. Defalarca tehir edilen o film nihayet vizyona girdi; İngiliz yönetmen Christopher Nolan’ın “Tenet”i beyazperdede arzıendam etti... Hemen her şeyiyle yönetmeninin ruhunu yansıtan eser, dünyayı kurtarmaya çalışan çok gizli bir ajanın mücadelesini ele alıyor! Katmanlı bir zaman diliminde geçen eser, seyircinin kafasını allak bullak edecek bir hikâye sunuyor...
Malumunuz İngiliz sinemacı Christoper Nolan, ismini duyurduğu “Akıl Defteri” (Memento) filminden beri hep bir “zaman takıntısı” ile hareket etti. “Başlangıç”, “Yıldızlararası” ve hatta realist savaş filmi “Dunkirk”te bile bunu yaptı. “Tenet” de bu “takıntının” aksiyon ve bilim kurguyla birleşmiş bir mahsulü...

GELECEKTEN GELEN DÜŞMAN
Hikâye, seyirciyi uyarmakla vazifeli bir terör saldırısıyla açılıyor. Ukrayna’daki bir opera binasında gerçekleşen saldırı sonrasında arkadaşları için kendini feda eden ‘Kahraman’ kod adlı bir asker “Tenet” adlı gizli bir teşkilata dâhil ediliyor. Dünyayı kurtarmakla vazifelendirilen Kahraman, ne yapacağını öğrenmeye çalıştığında III. Dünya Savaşı’nın kapıda olduğu, gelecekten gelen anlaşılması zor bir düşmanla karşı karşıya olunduğu kendisine bildiriliyor. Filmde geçen “Onu anlamaya çalışmayın, hissedin” ifadesi de esasında bunu anlatıyor. Sonrasında tehlikenin maddeleri hatta insanları nükleer reaksiyonlarla “evrilten” bir güç olduğunu öğreniyoruz. Yani gelecek nesiller bizden intikam almakta... Kahraman’ın araştırdığı mesele ise nihayetinde Rus mafya babası Andrei Sator’a uzanıyor. Sonrasında Kahraman’ımız Sator’a eşi üzerinden yaklaşarak, dünyanın farklı noktalarında geçen, üniversal bir kurtarma operasyonuna girişiyor…

GİDERKEN DÖNMEK!
Filmin sırrı palindromik  yani baştan da sondan da aynı şekilde okunan “tenet” kelimesinde saklı. Yönetmen Nolan, bugünden yarına ve yarından bugüne doğru palindromik bir anlatım kurarak zihinleri allak bullak ediyor. Bilim kurgu unsurlarını istihbarat ve aksiyonla harmanlayan yönetmen, hayranı olduğu James Bond filmlerini akla getiren hızlı sahneler de ortaya çıkarıyor. Sıra dışı ses efektlerinin olduğu bu etkili aksiyon sahneleri, doğrusu maskeye tahammül etmenizi zorlaştırıyor.
Öte yandan yönetmen, filmin fikrî kısmında seyirciye zaman mefhumunu sıra dışı bir şekilde yorumlama şansı veriyor. Bunun yanında her dijital işlemin geleceğe taşınan bir mesaj olduğunu öne çıkaran Nolan, gözetim imparatorluğuna dikkat çekiyor, enformasyon bombardımanına maruz kalan modern insana da “Bilmemek mutluluktur” diye haykırıyor. Buna rağmen “Tenet”in karanlıkta kalan her kısmında ayrı bir hazine olduğu inancı da bana abartılı geliyor. Zira filmin muğlak kısımlarında sathi ve tenakuzlu hadiselere rastlıyoruz.

SİNEMAYI KURTARIR MI?
Hasılı; “Tenet” anlaşılması zor olmakla birlikte zihinlerde yeni pencereler açan, aksiyonuyla tesir altına alan bir eser. Ancak meydana getirdiği beklentiyi karşılayan bir eser  olmaktan uzak. Yönetmenin filmografisinde orta sıralara yerleşen filmin yine de kötü durumdaki sinemaya canlılık katması bekleniyor...

***

POLANSKI’DEN DOKUNAKLI BİR DEVİR TASVİRİ
SUÇLANIYORUM!

Yönetmen Roman Polanski, uzunca bir zamandır daha ziyade hakkındaki taciz iddialarıyla gündeme gelse de sinemadaki yolculuğuna devam ediyor. Yönetmenin son filmi “Subay ve Casus”, meşhur Fransız yazar Emile Zola’ya “Suçluyorum” adlı mektubu yazdıran “Dreyfus Davası”nı işliyor. Filmin oyuncu kadrosunda Jean Dujardin, Louis Garrel ve Emmanuelle Seigner gibi isimler var.

HAİN KİM?
19. asır sonlarının Fransa’sında geçen hikâyede, Alfred Dreyfus adlı bir subay, düşman Alman birliklerine istihbarat aktarmakla suçlanır. Casus olduğun kanaat getirilen Yahudi adam, rütbeleri sökülerek ıssız Şeytan Adası’nda ömür boyu hapis cezasına çarptırılır. Bu hadiseden sonra istihbarat biriminin başına getirilen Binbaşı Georges, veri sızıntısının sona ermediğini keşfeder. İstihbarat subayı, içinde bulunduğu birimin yalanlarla dolu olduğu öğrendiğinde Alfred’in suçsuz olduğunu da anlamıştır. Ancak suçluları ortaya çıkarmak için verdiği mücadele, kendisini de büyük sıkıntılara sokar…
Polanski, filminde gerek “mağdur Yahudi” hikâyesi gerekse kullanılan argümanlarla klişelere yaslansa da sakin ve merak uyandıran bir anlatımla seyirciyi yakalamayı başarıyor. Kostüm ve dekorlarla ustalıklı bir devir tasvirinin yapıldığı eseri, iftiraya uğradığını iddia eden Polanski’nin hayatıyla da bağdaştırmak mümkün…

HAFTANIN DİĞER FİLMLERİ
¥ “Big Kill Kasabası”
¥ “Cin Bebek 2”
¥ “Dinozorlar”
¥ “Kızıl Şampiyon”
¥ “İntikam Soğuk Duş”
¥ “Renklerde Kaybolan Hayat: Fikret Mualla”