Aylık İmsakiye
  • İmsak
  • Güneş
  • Öğle
  • İkindi
  • Akşam
  • Yatsı
43 Ramazan 1441
5 Haziran 2020 Cuma

Büyük hazine kanaat

Büyük hazine kanaat

Rabb’im Mekke Deresi’ni senin için altınla doldurayım mı diye teklif etti. Kabul etmedim: Yok, ya Rab, bir gün tok, bir gün aç olayım. Aç kaldıkça tazarru edeyim, seni zikredeyim. Tok olunca da sana şükredeyim, hamdedeyim.

Biz Müslümanlar çok şanslıyız. Çünkü Siyer âlimleri Resûlullah Efendimizin hayatını gün be gün kayda almışlar. Yolundan mı gitmek istiyorsunuz, her şey ortada.
Efendimizin (aleyhisselam) “Yemek getirin, yiyelim” yahut “Canım filân şeyi istiyor, yapın” dediği duyulmazdı. Yemek gelirse yer, önüne konanı da reddetmezdi.
Ebû Hüreyre’den (radıyallahü anh) rivâyet edilir: “Bir gece Resûlullah, Hazreti Ebû Bekir ve Hazreti Ömer ile dışarda karşılaştılar. Sordular: Sizi bu vakit evlerinizden çıkaran nedir?
-Efendim acıkmıştık da...
-Beni de sizi çıkaran çıkardı dışarıya.
Câbir (radıyallahü anh) anlatır: “Bir gün Resûlullah Efendimiz elimden tutup hane-i saadetlerine götürdü. İçeriden bir parça ekmek geldi. Fahr-i âlem sordu “katık edecek bir nesne yok mu?”
- Sirkeden başka bir şey yok dediler.
- Ne güzel katıktır sirke.
“Câbir’den bunu işittiğimden beri sirkeye muhabbetim arttı” Hazret-i Talha.
Server-i âlem bazen iftar etmeyip ertesi gün de niyetli olurdu (visâl orucu). Sahâbe-i kirâmdan bazıları da böyle tutmaya kalkınca menettiler: “Ben sizin gibi değilim. Yedirilir içirilirim” buyurdular.
Bolluk bereket içinde oldukları günler de olurdu ama elde tutmaz saklamaz, dağıtırlardı fukaraya.

BİR AÇ BİR TOK
“Bir gün Safâ üzerinde idiler. Fahr-i âlem, Cebrâil aleyhisselâma: “Seni gerçek olarak göndermiş olan Allah’a yemin ederim ki” buyurdu “Muhammed’in ailesinin yanında bir avuç un ve bir avuç sevîk (kavrulmuş buğday) gecelemedi!”
Gökten güçlü bir ses işittik, içimiz ürperdi. Resûlullah, Cebrâil aleyhisselâm’a sordu: “Yoksa Hak teala hazretleri kıyametin kopmasını mı emretti?”
- Yok, ya Resûlallah. Sözün üzerine, İsrafil’e emretti, o da sana nüzûl etti.
Nitekim İsrafil aleyhisselâm geldi: “Hiç şüphesiz Hak teala senin söylediğin sözü işitti ve beni yeryüzü hazinelerinin anahtarı ile gönderdi. Buyurdu ki, sana teklif edeyim: İstersen Tihâme Dağlarını altın, gümüş, zümrüt ve yâkut eyleyip yanınca yürüteyim. Dilersen hükümdar peygamber ol, dilersen kul peygamber olarak kal!”
Cebrâil aleyhisselâm: “Tevazu’ eyle” diye işaret etti. Fahr-i âlem üç kere “Bel nebiyyen abden” dedi. Bilakis kul peygamberliği tercih etti. (İbn-i Abbâs’tan)

SOFRA ADABI
Efendimiz (Sallallahü aleyhi ve sellem) “Acıkmadan yemeyin, doymadan kalkın, sofraya oturmadan ve kalktıktan sonra ellerinizi yıkayın” buyururlar. Bunların ne kadar mühim olduğu yaşadığımız salgınla bir daha çıktı ortaya.
Fahr-i âlem tek çeşit ile beslenmez, bulurlarsa et, ekmek, hurma, sebze, çeşitli yemişlerden yerlerdi.
“Et yemek cildi berraklaştırır, güzel huy, iyi tabiat verir. Bir kimse kırk gece et yemeği terk eylese huyu ve tabiatı kötüleşir.” (Hazreti Ali)
Resûlullah kol etini severlerdi. Zaten onun için Yahudi kadın kol etini pişirip zehirledi.
Efendimiz keş (kuru çökelek), yumurta yer, ekmeklerini zeytinyağına banarlardı.

HURMA ARPA
Misvâk yapılan erak ağacının yemişine berber derler. Olgunlaşıp karardığı zaman da kebâs olur ki Efendimiz yemişlerdi. (İmam-ı Müslim)
Fahr-i kâinat’a cezeb (Hurma ağacının ucunda bir yer -şahmu’n-nahl) getirdiler yedi. (Nihaye)
Server-i âlem yiyecekleri zıddı ile ıslah ederdi. “Hurmanın hararetini karpuzla def ederiz. Karpuzun bürûdetini (soğukluğunu) ise hurma ile” derlerdi.
“Bir gün Resûlullah Efendimiz evimizi şereflendirdi. Önüne kaymak ve hurma koyduk. Çok beğendi. “Sütle hurmaya “Etyabeyn” (en güzel iki yiyecek) derlerdi. (Bişr oğullarından Abdullah ve Atiyye)
Bir kere arpa ekmeğinin üstüne bir hurma koydular; “Bu bunun katığıdır” buyurdular.
Efendimiz çiğ soğan ve sarımsaktan imtina ederlerdi çünkü Cebrail aleyhisselâm’ın ne zaman ziyaret edeceği belli değildi.
Çiğ soğan sarımsak yiyen de olurdu ama cemaate gelmezlerdi.

YERDE OTURARAK
Efendimiz “Ben kulum. Kul gibi (yerde) oturur, kulun yediği gibi yerim” buyururlar.
“Dayanarak yemek, mütekebbirlerin işidir, Acem meliklerinden kalmadır. Eğer oturmaya gücü yetmiyorsa (özürlüyse) keraheti yoktur.” (Süheyl)
Efendimiz sofrada diz çöker, yahut sağ ayağını dikip sol ayağı üstüne oturur, yemeğe uzandıklarında Hak teala hazretlerinin ismini zikrederlerdi.
Ümmü Seleme Validemizin oğlu Ömer anlatır: “Ben, Rasûlullahın sallallahü aleyhi ve sellem’in himayesinde yetişen bir çocuktum. Yemek yerken elim tabağın her yanına giderdi. Bunun üzerine bana “Oğlum, besmele çek! Sağ elinle ye! Hep önünden ye!” buyurdular.
“Efdal olan, yemeğe başlarken “Bismillâhirrahmânirrahîm” demektir. Eğer “Bismillah” dense o da kâfidir” (İmâm-ı Nevevî - Rahmetullahi aleyh)

KIRINTILARA DİKKAT
“Bir kimse sofradan düşeni yerse çocukları güzel olur ve ondan fakirlik giderilir” İbn-i Abbâs (radıyallahüma anh)
Geçimine genişlik ve çocuklarına âfiyet verilir. (İmam-ı Gazalî)      Fahr-i kâinat sıcak (haşlak) yemekten kaçınır, “Allah, bize ateş yemeği emr buyurmadı” derler.
Yemeklerini sağ elleriyle (üç parmakla) yerler.
İki parmakla yemek kibirlilerin, zorbaların âdetidir. Dört parmakla yemek oburluk, beş parmakla yemek ahmaklıktır. Dolan mide keyfi bozar, rahatsızlık verir insana.
Müminler doyunca kalkar, kalanı kaldırır, tabaklarını sıyırırlar.
Ekmek, yemek çöpe atılmaz.

03.05.2020 - 05:44