BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Vakit kaybetmeden hemen yola çıkıldı. Hedef; Erzurum’du...

Göç hareket edince yine aynı yere oturdular Nene Gelin ile Mehmet Abdullah.
 
Hafız Efendi:
- Bizim hem malımıza, hem canımıza kasteden bu Ermeni eşkıyalarına meydanı boş bırakmadık elhamdülillah! Cümlenizden Cenâb-ı Allah razı olsun!
- Âmin, âmin! Şunu da unutmayalım; bir Müslüman bu kadar gadab etmezse korkak sayılır, ne dinini, ne de şerefini muhafaza edemez olur! Allahü teâlânın verdiği îmân nimetine, İslâm nimetine nankörlük etmiş olur! Gadabın Allah için olanı makbul, nefis için olanı merduddur!
- Merdud da ne demek Hafız Efendi?
- Yani merdud: Kabul edilmemiş, geri döndürülmüş, kovulmuş demektir. Nefis için olan her şey beğenilmez, işe yaramaz, kıymetsizdir.
- İşte bak; biz de hep birlikte buna muvaffak olduk! Dinimiz, îmânımız, vatanımız için elimizden geleni yaptık, evvel Allah!
- Çok da iyi ettik! Cümleten geçmiş olsun! Bütün tedbirimizi aldık yol boyunca! Sefer emniyetimiz için gençleri önceden gönderdik. Çeşitli tepelerde gözcülük yapacaklar! Eşkıyalardan hiçbiri kaçamadığı için bir yerlerden onlara yardım gelmesi de mümkün değil. Biraz istirahat edin, hemen yola çıkıyoruz!
- Gazamız mübârek olsun!
- Mübârek olsun!
 
Hazân ile geçti gülşeni bustan,
Eyler dertli bülbül zâr garip garip!
Haraba yüz tuttu bezmi gülistan,
Ağla şimdengerü var garip garip!
               ***
Çok büyük bir tehlike, şimdilik atlatılmıştı. Vakit kaybetmeden hemen yola çıkıldı. Hedef, şarkın incisi Erzurum’du.
Nene Gelin, Mehmet’iyle, o da evinin sultanıyla iftihar ediyordu. Bu gece; onlar için büyük mücadelenin provası sayılırdı. Kendilerine olan itimatları artmış, daha bir kuvvet bulmuşlardı. Bütün muhacirler de öyleydi. “Esir edilip zelil olmaktansa ölelim daha iyi” diyor, başka bir şey demiyorlardı. Ölümden korkana hiç rastlanmadı...
Göç hareket edince yine aynı yere oturdular Nene Gelin ile Mehmet Abdullah. Bu sefer daha sıkı duruyorlardı yan yana. Eşkıyaları elleri, ayakları bağlı bir at arabasına bindirip hükümete teslim edilmek üzere Erzurum’a göndermişlerdi önceden.
- Biliyor musun Mehmed’im? Züleyha’nın hakiki çehresi ortaya çıkmasına hem sevindim, hem de üzüldüm!
- Nedenmiş?
- Onun ve ailesi hakkında hep kötü şeyler aklıma geliyordu! “Niçin hüsn-ü zan edemiyorum” diye kendi kendimi yiyordum, işte o sıkıntım izale oldu. Üzülmeme gelince; en yakın dost bildiğimin en can düşmanım çıkmasını kabullenemiyorum! İnsan bu kadar mı kendini saklar ve zayıf anımızda arkadan vurur! Aklım, havsalam almıyor!
- Eee! Dünya böyle sevdalım! Goncam, tomurcuğum, karçiçeğim!
-Erim, Mehmet’im nazenin bir goncaydım, bu kısa zamanda karşılaştıklarımla canım yandı, korkarım açmadan kuruyacağım!
- Çok kızgınım; sana bunları söyletene!
- Ben de can Mehmet’im! Al al yaralarımı azdırana kızgınım! Yarın seni alıp götürecekler, gözlerimi yollarda süzdürene kızgınım!
- Kızmak, insan olmanın icabı!
- Bazen de...
- Bazen de sevesim gelir! Sen hep sev! Kızma öfkelenme!
DEVAMI YARIN
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
617157 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/ragip-karadayi/617157.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT