BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Çıkmaz Terazi Sokağı'nda ramazan hazırlıkları -2-

Halit Fahri Ozansoy’un ramazan sohbetlerinde evini tarif ettiği bölümden devam ediyoruz.
Evin kapısından girilince büyük bir taşlık... Solda, dipte, mutfağa açılan kapı. Mutfaktan da bir odaya ve odadan evin arka bölümlerindeki koridora yol. Burada iki oda...
Buradan bir iç merdivenle yukarı katın arka kısmına geçiliyor. Bir koridor, bir daha ve orta salona buradan da geçilen bir kapı…
Şimdi yine evin ön kısmına geçeyim. Aşağı katta bir selamlık odası… Orta katta iki oda ve o bahsettiğim salona buradan geçiş. Bu salon, şark usulü döşenmişti ve ramazanlarda her gece iftar sofralarında misafirler burada ağırlanırdı.
Ramazan hazırlığı için bu kiler odası tıka basa nelerle doldurulmazdı! Teneke teneke yağlar, peynirler, her tarafta meyve sandıkları, bunların içinde hurma sandıkları da var. İplere asılı kangal kangal sucuklar pastırmalar, renkli renkli kâğıtlarla paketlenmiş güllaç hevenkleri… Sonra raflarda Hacı Bekir’den alınmış 20-30 çeşit renk renk reçeller, kavanoz kavanoz turşular...
Aşağı katta odaları arka tarafta olacak uşakla karısının biri kız biri oğlan iki çocuğu da vardı. Ben yaştaki kıza “aynam düştü tarlaya, vay parıl pırıl parlaya” diye hoşuma giden Anadolu türküsünü söyletir dururdum….
İşte ramazan hazırlıkları başlayınca, bütün bir ev halkı büyük bir telaş ve uhrevi bir heyecanla ellerinden gelen yardıma koşarlardı.
Bir taraftan ev baştanbaşa gıcır gıcır yıkanır, temizlenir, tencereler kalaycıya yollanır, hamur işleri için oklavalar ve unlar mutfağın bir köşesine konur, bardak, tabaklar, çatal, bıçak ve kaşıklar ovulur, eksikler varsa yenileri ısmarlanır, sofra bezleri, peçeteler bembeyaz ütülenirdi. Bu arada benim kedim bile sanki bir fevkaladelik hisseder, evden daha uzaklaşırdı.
İşte birçok Türk evleri gibi benim çocukluk evimde de ramazan, böyle hummalı bir hazırlıktan sonra karşılanırdı...
       Halit Fahri Ozansoy-1920
 
 
 
ŞİİR
 
 
          TÜRKİYE
 
Dağında çoban,
Bağında ırgat olaydım.
Senden başka vatanım yok.
Senden bir parçayım Türkiye…
 
Munzur’da bir kardelen,
Gediz’in kenarında reyhan,
Toroslarda seken ceylan olaydım.
Baştan sona dağına, taşına
Kardeşlik yazaydım Türkiye…
 
Hastalara bulayım şifa,
Dertlilere olayım deva,
Hakkımızdır mutluluk.
Görme bize artık acıyı reva.
Bir ömür boyu kölen olayım Türkiye…
 
               İbrahim Ormancı
 
 
 
UNUTULMAZ KENTLERİMİZ
 
DOĞUBAYAZIT:  Bugün Doğubayazıt’ın kurtuluşunun yıl dönümüdür. (1918) Doğubayazıt Osmanlı Devleti zamanında sancak idi ve Ağrı, Karaköse ismiyle Doğubayazıt sancağına bağlı ilçeydi… 1926'da Karaköse il merkezi oldu. 1938'de Karaköse ismi Ağrı olarak değiştirildi. Doğubayazıt da Ağrı’ya bağlandı...
Merkez bucağa bağlı 69, Suluçam bucağına bağlı 16 köyü vardır. Yüzölçümü 2383 km2 olup, nüfus yoğunluğu 37'dir. İlçe toprakları dağlıktır. Kuzeybatısında Aras Güneyi Dağları, güneybatısında Aladağ yer alır. Türkiye'nin en yüksek göllerinden olan Balık Göl (2241 m) ilçe topraklarında yer alır. Bu gölden doğan Balık Çayı ilçe topraklarını sular. Dağların eteklerinde yaylalar vardır. Ekonomisi tarıma dayalıdır. Sulanabilen arazide tahıl ve şekerpancarı yetiştirilir. Hayvancılık ekonomide önemli yer tutar. En çok koyun ve sığır beslenir. İlçe, İran'a yapılan canlı hayvan ticaretinin merkezidir. Yün, yapağı, deri, yağ ve peynir başlıca hayvan ürünleridir.
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
618474 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/yetenekli-kalemler/618474.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT