"Türkler olmadan tarih anlaşılmaz": İlber Ortaylı'nın Türklük ve miras üzerine ders niteliğindeki sözleri
Türkiye, sadece bir tarihçisini değil, kolektif bilincinin en gür sesini kaybetti. Prof. Dr. İlber Ortaylı, ardında devasa bir külliyat ve sarsılmaz bir Türklük bilinci bırakarak aramızdan ayrıldı.
- Ortaylı'ya göre Osmanlı bir millet değil, Türk kültürünün bir sonucu olan bir imparatorluktur.
- Türkler, dünya tarihini şekillendiren, tarihi inşa eden kavimlerden biridir ve onların bilgisi diğer milletlerin kendi tarihlerini anlaması için zorunludur.
- Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı'nın devamıdır ve cumhuriyeti kuranlar Osmanlı'nın yetiştirdiği insanlardır.
- Türklerin tarih boyunca ayakta kalmasını sağlayan temel özellik, genetik değil kültürel bir miras olan 'devlet kurma dehası' ve teşkilatçılıktır.
- Ortaylı, toplumların hafızası olmamasının, nereye gideceğinin ve neler yapabileceğinin hesabının olmaması anlamına geldiğini vurgulamış, en utanılacak yönün tarih yapıldığı halde tarih öğrenmemek ve bilimsel yöntemle tarih yazmamak olduğunu belirtmiştir.
Türkiye’nin en önemli tarih otoritelerinden biri olan Prof. Dr. İlber Ortaylı’nın vefatı, arkasında sadece binlerce sayfalık bir külliyat değil, sarsılmaz bir milli hafıza mirası bıraktı.
Tarihçi İlber Ortaylı 78 yaşında hayatını kaybetti
Yaşamı boyunca Türk kimliğini ve Osmanlı mirasını akademik bir titizlik ve büyük bir tutkuyla savunan hocanın ardından, onun tarihe yön veren en çarpıcı tespitlerini yeniden hatırlıyoruz.
OSMANLI’NIN GERÇEK KİMLİĞİ
Ortaylı’nın tarih anlayışının merkezinde, Osmanlı Devleti’nin etnik ve kültürel kimliğinin doğru tanımlanması yatıyordu. O, Osmanlı’yı yapay bir kimlik olarak görenlere şu net cevabı veriyordu:
"Osmanlı demek bir millet değildir. Osmanlı diye bir millet yok. Osmanlıca diye bir dil yok. Osmanlı bir imparatorluktur ve bu imparatorluk Türk'tür. Sarayda konuşulan dil de, ordunun nizamı da, hukuk sisteminin omurgası da Türk kültürünün bir sonucudur."
TÜRK MİLLETİ: TARİHİN KURUCU ÖZNESİ
İlber Hoca için Türklük, bir coğrafyaya hapsedilemeyecek kadar büyük ve dünya tarihini şekillendiren bir iddiaydı. Türklerin dünya sahnesindeki vazgeçilmez yerini şu sözlerle tescillemişti:
"Bugünkü medeni dünyada hiçbir eski dünya kavmi ve ülke yoktur ki Türkler olmadan tarihini yazabilsin. Mutlaka Türkleri ve Türk tarihini bilmek zorundadır ki kendi tarihini anlayabilsin. Türkler tarihin her safhasında görünen, tarihi inşa eden kavimlerden biridir."
DEVLETİN SÜREKLİLİĞİ
Popüler tarih tartışmalarının aksine Ortaylı, Türkiye Cumhuriyeti'ni Osmanlı’nın bir reddi olarak değil, onun en rafine ve zorunlu devamı olarak görüyordu. Devletin sürekliliğini şu çarpıcı tespitiyle anlatıyordu:
"Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı'nın devamıdır. Osmanlı Türklerin imparatorluğuydu, bu da Türklerin cumhuriyetidir. Cumhuriyeti kuranlar aydan inmediler, hepsi o imparatorluğun yetiştirdiği insanlardır"
TEŞKİLATÇI RUH VE "ASKER MİLLET" KAVRAMI
Ortaylı, Türklerin tarih boyunca ayakta kalmasını sağlayan temel özelliğin "devlet kurma dehası" ve teşkilatçılık olduğunu savunuyordu. Ona göre bu, genetik değil kültürel bir mirastı:
"Türkler, Avrupalıların sevmediği bir unsurdur. Çünkü Türkler militan bir kökene sahiptir, askerdir. Yani İranlılar gibi, Araplar gibi pitoresk literatürü sevilen, egzotik bir unsur değildir. Türkler, gittikleri her yerde bir nizam kuran, devlet inşa eden pratik bir millettir."
HAFIZASIZ BİR TOPLUMUN GELECEK KAYGISI
Hoca’nın en büyük uyarısı ise her zaman tarih bilincinin eksikliği üzerineydi. Gençlere ve topluma bıraktığı en büyük vasiyet, geçmişi doğru okumak üzerine kuruluydu:
"Bir toplumun hafızası yoksa, nereye gideceğinin ve neler yapabileceğinin hesabı olamaz. En utanılacak yönümüz; tarih yaptığımız halde tarih öğrenmemek, bilimsel yöntemle tarih yazmamak konusundaki ısrarımızdır."
"TARİHİMİZ 'KURMA' TARİHİDİR"
İlber Ortaylı, Türklüğü sadece Anadolu’ya sıkışmış bir kavram olarak değil, Adriyatik'ten Çin Seddi'ne uzanan bir kültürel havza olarak tanımlardı. Onun bu geniş vizyonunu şu sözü özetler:
"Türklerin tarihi bir coğrafyaya sığmaz. Bizim tarihimiz bir 'çekilme' değil, bir 'kurma' tarihidir. Türk demek, düzen kuran demektir. Koca bir kavmin binlerce kilometreyi üç asır içinde geçtiğini düşünün. Bu, dünyayı değiştirmez de ne yapar? İşte Türkler dünyayı böyle değiştirdi."
TARİHSEL HAFIZA VE MİLLİ KİMLİK ARASINDAKİ BAĞ
Hoca’nın en çok üzerinde durduğu konulardan biri de Türk milliyetçiliğinin kökeniydi. O, bu aidiyetin modern bir kurgu değil, kadim bir devlet geleneğinin sonucu olduğunu şu şekilde ifade ederdi:
"Türk milliyetçiliği, 19. yüzyılda icat edilmiş bir şey değildir. Bizim milliyetçiliğimiz dilden, ordudan ve devlet kurma geleneğinden gelir. Bir toplumun hafızası yoksa, nereye gideceğinin ve neler yapabileceğinin hesabı olamaz. Kendi dilini bilmeyen, tarihini de bilmez."
