Aslında yazımın başlığı; ''Şuyuu vukuundan beter, durumlar'' olacaktı…
Hani, Türkçe’nin en keskin deyimlerinden biri olan deyiş. Bir olayın kendisinden çok, söylentisinin toplumda uyandırdığı infiali anlatır.
İşte Erman Toroğlu’nun Galatasaray Başkanı Dursun Özbek ve TFF Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu arasında geçtiğini iddia ettiği sözleri ve ardından açılan soruşturma tam da bu deyimin canlı örneği.
Söylenen sözün içeriğinden çok, uyandırdığı yankı, doğurduğu tartışma ve basın özgürlüğü ekseninde ortaya çıkan gerilim, olayın kendisinden daha büyük bir mesele haline geldi.
Basın özgürlüğü, demokratik toplumların dördüncü kuvveti… Yasama, yürütme, yargı yanında halkın sesi, vicdanı. Gazeteci, köşe yazarı, spor yorumcusu; hepsi topluma karşı büyük sorumluluk taşır. Devleti, hükümeti, spor yönetimini, kamu gücünü kullananları eleştirmek, sorgulamak, yorumlamak medyanın asli görevidir. Bu yüzden Toroğlu’nun sözleri, ister sert bulunsun ister rahatsız edici, basın ve ifade özgürlüğü çerçevesinde değerlendirilmelidir.
Eleştiri hakkı ve AHİM yaklaşımı
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin defalarca vurguladığı gibi, basın sadece “zararsız” fikirleri değil, rahatsız eden, şaşırtan, gücendiren görüşleri de dile getirme hakkına sahiptir. Gazeteci özgürlüğü, abartıyı, hatta provokasyonu bile kapsar. Çünkü toplumun aydınlatılması, halkın bilgiye ulaşması, farklı görüşlerle karşılaşması demokrasinin temelidir.
Spor adamları içinse durum daha da net: Eleştiriye katlanma yükümlülüğü. Nasıl ki siyasetçiler sıradan vatandaşlara göre daha fazla eleştiriye maruz kalmayı göze almak zorundaysa, kamuoyunun önünde olan spor adamları, spor yorumcuları, yöneticiler, teknik adamlar da aynı sorumluluğu taşır. Eleştiri, kişilik haklarını zedelemeye dönüşmediği sürece, demokratik toplumun olmazsa olmazıdır.
Ancak basın özgürlüğü sınırsız değildir.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesi, Anayasa’nın 26. maddesi, BM Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’nin 19. maddesi… Hepsi ifade özgürlüğünü güvence altına alırken, aynı zamanda sınırlarını da çizer. Kamu düzeni, suçun önlenmesi, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmaması gibi gerekçelerle sınırlamalar mümkündür.
Ama bu sınırlamalar dar yorumlanmalı, ölçülü olmalı.
Toroğlu’nun sözleri üzerine açılan soruşturma, işte bu noktada tartışmalı hale geliyor. Gazetecinin gözaltına alınması, yargı tehdidiyle karşı karşıya kalması, yurtdışı seyahat yasağı getirilmesi, demokratik toplumun sağlıklı işleyişi açısından ciddi bir mesele. Basın özgürlüğü, halkın haber alma hakkı, kamuoyunun bilgilendirilmesi; bunlar demokrasinin temel taşları. Eğer gazeteci, eleştirisi nedeniyle soruşturma tehdidi altında kalırsa, toplumun denetim mekanizması zayıflar.
STK’lar kayıtsız mı kalmalı?
Toroğlu olayı ibretlik ve derslik… İletişim Fakülteleri, Gazetecilik, Radyo, Sinema ve Televizyon hatta Hukuk Fakültesi için basın-ifade özgürlüğü ve kişilik hakları açısından akademik bir mesele. Hatta Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC), Türkiye Spor Yazarları Derneği (TSYD) ve Basın Konseyi’nin bu noktada duruşu kritik. Onlar, basın özgürlüğünü savunmak, gazetecinin eleştiri hakkını korumak zorunda. Çünkü mesele sadece bir kişinin sözleri değil; toplumun ifade özgürlüğü, demokrasinin geleceği.
Sonuçta, AİHM’in dediği gibi: basın özgürlüğü, sadece hoş görülen fikirler için değil, rahatsız eden, gücendiren, şaşırtan görüşler için de vardır. Gazeteci, toplumun aynasıdır. O aynayı kırmaya kalkarsanız, geriye sadece karanlık kalır.

