Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
Artık geri dönüş yok: Devletin bütün ağırlığıyla T...
0:00 0:00
1x
a- | +A

Önceki gün MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız’ı ziyaret ettim.

Görüşmenin ana başlığı, Türkiye’nin son 40 yılına damga vuran ama artık son perdesi yazılan o büyük meseleydi: Terörsüz Türkiye... Ancak bu kez Sayın Yıldız ile konuştuklarımız, sadece bir temenninin, bir siyasi hedefin ya da bir iyi niyet beyanının çok ötesindeydi. Karşımda, devletin artık bir takvim koyduğu, bütün geri dönüş kapılarını beton dökerek kapattığı bir aşamanın mimarlarından biri vardı. Kamuoyuyla ilk kez paylaşacağım bazı değerlendirmeler ve o görüşmedeki fotoğraf detayı, tam bu noktada Türkiye’nin nasıl bir "Devlet Aklı" ile yönetildiğini de ortaya koyuyor.

MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız - Türkiye Gazetesi Yazarı Nur Tuğba Aktay
Başlık ResmiMHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız - Türkiye Gazetesi Yazarı Nur Tuğba Aktay

Bugün “Terörsüz Türkiye” başlığı, sıradan bir seçim vaadi ya da geçici bir siyasi manevra değil. Bu başlık; Cumhurbaşkanlığı makamının sarsılmaz iradesiyle, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin sahadaki ezici üstünlüğüyle, Millî İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) sessiz, derinden ve milimetrik çalışmasıyla ve dış politikada kurulan o hassas bölgesel dengeyle eş zamanlı yürüyen devasa bir "Devlet Mimarisine" dönüşmüş durumda.

Son yıllarda iyice belirginleşen, istihbarat ile diplomasiyi harmanlayan o soğukkanlı güç stratejisi, bugün meyvelerini veriyor. MHP lideri Sayın Devlet Bahçeli’nin 22 Ekim’de yaptığı o tarihî çağrı, işte bu çok katmanlı mimarinin siyasi çerçevesini ilan eden kırılma noktasıydı. Sayın Bahçeli o gün sadece bir slogan atmadı; kırmızı çizgileri anayasal çelikle örülmüş bir model tarif etti. Bu model; etnik kimliklere değil, devlet hattına bakan; isimlerin ne dediğine değil, duruşların neye hizmet ettiğine odaklanan bir millî arınma modelidir. Üniter yapının tartışma konusu dahi yapılmadığı, ayrılıkçı her türlü hattın her şartta reddedildiği bir çerçeve… Bu, artık sadece MHP ve AK Partinin tezi değil, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin beka doktrini hâline gelmiştir.

Sahaya baktığımızda, Türkiye Cumhuriyeti devleti önce tehdidi tüm katmanlarıyla teşhis etti; terörün sadece bir elinde silah tutan militandan ibaret olmadığını, arkasındaki lojistik, finansal ve diplomatik aparatları cerrahi bir titizlikle ayırdı. Ardından Millî İstihbarat Teşkilatı ve Türk Silahlı Kuvvetleri'nin eş zamanlı operasyonlarıyla bu yapıların her biri sahada tek tek tespit edilerek hareket kabiliyetleri felç edildi. Ancak şunu net bir şekilde vurgulamak gerekir: Henüz tescil aşamasına gelinmiş değil; o safha, devletin şu an tüm ağırlığıyla yürüdüğü nisan takvimindeki varış noktasıdır. Bugün gelinen noktada kurulan en güçlü cümle; terör örgütünün artık Türkiye’nin iç siyasetini veya ekonomisini manipüle edebilecek o eski stratejik kapasitesini yitirmiş olmasıdır. Devlet şimdi, sahadaki bu 'tespit' başarısını, kalıcı bir 'tescil' ile taçlandırmak için son düzlüğe girmiştir.

MİT’in son yıllarda geliştirdiği teknolojik ve operasyonel kuşatma doktrini, örgütün sadece silahlı militanlarını değil; finans kanallarını, Avrupa’daki lojistik ağlarını ve bölgesel istihbarat servisleriyle olan gizli bağlarını tek tek deşifre ediyor. Artık devlet için mesele, "Kaç kişi silah bıraktı?" sorusu değil. Mesele, bu yapının geri dönülemez biçimde, bir daha asla dirilemeyecek şekilde tasfiye edilip edilmediğidir. Kararlılıkla örülen bu istihbari duvar, örgütün dış dünyadan oksijen almasını imkânsız hâle getirmiştir.

Dış politikada ise Türkiye, bu süreci bölgesel bir denklem içine yerleştirerek garanti altına aldı. Bağdat ile varılan Güvenlik Mekanizması; Erbil ile kurulan stratejik iş birliği ve Suriye’nin kuzeyindeki istikrar hamleleri; terörün bir ülkeden kaçıp diğerine sığındığı o eski dönemi kapattı. Türkiye artık sadece kendi sınırlarını korumuyor; bölgesel bir güvenlik şemsiyesi kurarak terörün nefes alabileceği tüm coğrafi boşlukları dolduruyor. Bu, "Terörsüz Türkiye"nin, kaçınılmaz olarak "Terörsüz Bölge"ye evrilmesi demektir.

İşte bu devasa resim içinde geçtiğimiz ay gerçekleşen İmralı görüşmesini doğru okumak şart. TBMM Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun Abdullah Öcalan ile yaptığı o çok konuşulan görüşme, birilerinin sandığı gibi bir müzakere masası değildi. O, devletin kendi tespitlerini yaptığı, şartlarını tebliğ ettiği ve karşı tarafın tasfiye gücünü teyit ettiği bir operasyonel süreçti.

Görüşmenin en kritik, en sembolik anını ise Sayın Yıldız’a doğrudan sordum: “Neden tek bir fotoğraf bile sızmadı? Neden bu kadar gizli tutuldu? Kamuoyuna yansıyan Öcalan'ın fotoğraf talebi doğru mu?

Sayın Yıldız, o tecrübeli ve vakur duruşuyla bir an durdu. Bir cevap vermedi sadece gülümsedi ve inkâr etmedi.

Bu, sıradan bir gülümseme değildi. Bu, devletin o odada nasıl bir hiyerarşi kurduğunun özetiydi. Görüşmenin sonuna doğru Abdullah Öcalan’ın “Bir fotoğraf çekelim” talebi, aslında son bir meşruiyet arayışıydı. O fotoğraf karesi, örgüte can suyu verecek, dünyaya "Bakın masadayız" mesajı gönderecekti. Sayın Feti Yıldız o saniyede, o çok iyi bildiğimiz soğukkanlı Devlet Aklı ile kırmızı çizgiyi çekti: “Fotoğraf olmaz. Görüşme bitmiştir." Bu reddediş, devletin "Buraya kadar" dediği andı. Görüşme bir teyit için yapılmıştı ama bu görüşmeden siyasi bir sonuç, bir sembolik zafer üretilmesine asla izin verilmeyecekti. Devlet oraya pazarlık yapmaya değil, tasfiyenin şartlarını tescil etmeye gitmişti.

Şimdi önümüzde çok net bir takvim var. Feti Yıldız’ın TBMM çatısı altında dün yaptığı açıklama, sürecin artık son virajda olduğunu gösteriyor. Çerçeve metnin nisan ayını geçmeden tamamlanacağını söylemesi, devletin sabrının ve planının son noktasını işaret ediyor. “Artık geri dönüş yok. Bu iş bitti” ifadesi, bir temenni değil; sahadaki askerin, masadaki diplomatın ve istihbaratın teşhis ve tespiti sonrası mühürlenmiş bir karardır.

Bugün gelinen noktada şunu tüm açıklığıyla söylemek gerekiyor:

Terörsüz Türkiye artık bir siyasi proje değildir; bu, tamamlanma aşamasına girmiş, 21. yüzyılın 'Büyük Türkiye’sini inşa edecek olan bir Devlet Operasyonudur.

İmralı görüşmesinin hafızalarda kalan en net karesi, çekilmeyen o fotoğraftır. Çünkü o çekilmeyen fotoğraf, devletin artık terörü bir muhatap değil, bir tasfiye nesnesi olarak gördüğünün en büyük kanıtıdır.

Devlet artık fotoğraf vermiyor; harita çiziyor. Ve o haritada, Türkiye’nin hiçbir karışında teröre yer yok! Takvim işliyor, sınırlar çizildi ve geri dönüş kapıları artık sonsuza dek mühürlendi.

Bundan sonrası, sadece ve sadece uygulamanın tamamlanmasıdır. Türkiye, kendi prangalarından kurtularak yeni yüzyılına yürümektedir...

Nur Tuğba Aktay'ın önceki yazıları...

ÖNE ÇIKANLAR