Bizim evde henüz bir su arıtma cihazı yok ve damacana kullanıyoruz. Damacanayı omuzlayıp devirmek her yiğidin harcı olmadığı için manuel pompaya mahkûmuz. Ve pompa marifetiyle su içmek bazı sorumluluklar gerektiriyor.
Su seviyesi yüksekken bir problem yok. Susayan, gidip efendi gibi suyunu içiyor. Ama su seviyesi boru hattının altına düştüğü an evde bir gerilim başlıyor.
Pompa boşa basıp "fıss fıss" diye can çekişirken, aile üyeleri mutfağın önünden geçerken adımlarını hızlandırıyor. Koridorda kimse birbirine selam vermiyor. Odalara gergin bir sessizlik çöküyor.
Bu gerginliğin tek bir sebebi var: Pompa değişimine yakalanmamak!
Çünkü suyu biten damacanayı kenara alıp yenisini kullanıma açmak, sanayide şanzıman indirmekten farksız bir prosedür silsilesi gerektiriyor:
1. Pompayı çıkar.
2. Damacananın dibinde kalan suyu sürahiye aktar.
3. Sürahi dolarsa, bardaklara transfer işlemine devam et.
4. Boş damacanayı kenara çek ve yenisini kucaklayıp yerine koy.
5. Yeni damacananın inatçı koruma bandını sök.
6. Plastik kapağı kanırtarak çıkart.
7. Pompayı yeni yuvasına oturt.
İşlem tamam.
***
Diyelim ki çok susayan bir aile üyesi dayanamadı ve kolları sıvayıp mutfağa yürüdü. Amacı yukarıdaki adımları tamamlayıp yeni damacananın açılışını yapmak. Ancak ikinci adımdan sonra genellikle "Sürahi Rehaveti Sendromu" denilen bir durum gelişiyor.
Yani sürahideki sudan bir bardak içen kişi, hararetinin dinmesiyle birlikte kendine geliyor. Ve "Ben görevimi yaptım, kalan suyu boşalttım. Yeni damacanayı açmak bir sonraki kurbanın işi" diyerek olay yerinden ıslık çalarak uzaklaşıyor.
Bu senaryoda sürahideki su bitene kadar bir problem yok. Ancak o son damla da bardakla buluşunca evde resmî olmayan bir turnuva başlıyor: Susuzluk Oyunları.
Sürahi boş, yeni damacana bakir ve mühürlü bir şekilde açılmayı bekliyor. Ev halkı boğazı kuruluktan birbirine yapışmış bir hâlde susuzluk krizine yenik düşecek birisini gözlüyor. Odalardan kuru öksürük sesleri geliyor.
Sonunda vücudundaki su oranı %2’ye düşen ve artık serap görmeye başlayan bir aile bireyi, söylene söylene mutfağa gidip "Güm! Çat! Fısss!" sesleri eşliğinde yeni damacanayı hizmete sokuyor.
Mutfaktan gelen seslere kulak kesilen aile bireyleri, yeni pompanın doygun sesini duyunca usulca odalarından çıkıyorlar. Su kenarına inmiş ceylan sürüsü gibi damacananın etrafına doluşup neşeyle su içiyorlar.
Kurban, morali bozuk bir şekilde bir sonraki pompa değişim nöbetinden sıyrılmanın planlarını yaparken, hazır pompaya asılan diğer aile üyeleri sessiz ama görkemli bir mutluluk yaşıyor.
***
Tam bu noktada acayip mesaj veresim var ama zor geliyor. Modern insanın konfor alanı direnci, tembelliğin meşrulaşması, sosyal kaytarma, yapay zekâ ve üstbilişsel tembellik falan, hiç uğraşamayacağım şimdi.
19 litrelik bir damacana hikâyesi zaten hepsini özetliyor.

