"En mühimiyse ebedî hayatı mamur etmektir. Hem dünyada iyi bir hayat sürmek, hem de ahireti kazanmak; hakiki mânâda MUVAFFAK olmak demektir."
Masum bir kalbe dokunarak, kırık bir gönüle ilaç olarak, kapanmayan yaralara merhem sürerek, garip gurebanın akan gözyaşını silerek, dermanı tükenene derman olarak, bir yalnız kalmışa hâl hatır sorarak, bizi yoktan var eden Rabbimize karşı vazifemizi tam yaparak ne kadar yaşadık? Kaç saatimizi anlayarak, hissederek, yaşadığımız dünyaya ve ebediyyen kalacağımız ahiretimize faydalı olarak geçirdiysek, işte hakiki dünya yaşımız o kadardır.
En mühimiyse ebedî hayatı mamur etmektir. Hem dünyada iyi bir hayat sürmek, hem de ahireti kazanmak; hakiki mânâda MUVAFFAK olmak demektir. Gerisi mi? Gerisi ise zaman israfıdır, yaşanmamışlıktır, vesselâm.
Zamanı aşırmadan,
Sabrını taşırmadan,
Hedefime ulaşsam,
Aklımı şaşırmadan.
***
Güzel memleketimizin güzel insanlarını ne kadar anlatsak da azdır. Onlar yeri gelir dağla, taşla dertleşir, halleşir, iz bırakırlar. Her insanın olduğu gibi her nehir, şehir, kaza, köy, mahalle ve hatta sokak isimlerinin bile bir hatırası vardır. Bu hikâyeler aslında bu milletin paha biçilmez kıymetleridir. Unutulmasın diye sözle veya yazıyla beyan edilir. Bu hakikati anlamış olacak ki asırlar evvelinden Yunus Emre şöyle seslenmiştir insanımıza:
Sözü bilen kişinin,
Yüzünü ağ ede bir söz,
Sözü pişirip diyenin
İşini sağ ede bir söz,
Söz ola kese savaşı,
Söz ola kestire başı,
Söz ola ağulu aşı,
Yağ ile bal ede bir söz...
İnşaallah bizim hatırlar da yağ ile bal olmuştur okuyanlara...
Her milletin kendi içinde, hayatın her sahasında ve safhasında sakladığı sırlar bugün birer ecdat sözü olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu özlü sözler, deyişler, atasözleri, ağıtlar, duâlar, şakalar, milletimize şanlı tarihimizden birer mirastır. Bu miras bizim nasıl bir medeniyete sahip olduğumuzun da delilleridir. Yazılanlar medeniyetimize göstermiş olduğumuz ihtimamı ortaya koyar. İster şahsi olarak ister topyekûn bir millet olarak bu ihtimamı, her geçen gün daha fazla göstermek mecburiyetindeyiz. Bizden sonraki nesillere olan bu gönül borcumuzu ödemek ve tarihe bir not düşmek hepimizin vazifesi olsa gerektir.
Yaşımız dolmalıdır,
Bir haber salmalıdır,
Hizmet edecek adam,
Kusursuz olmalıdır!
***
İnsanoğlunu daha iyi tarif edip anlatabilmek için kimileri hayvanlara benzetmiş, bazıları da kavak ve zeytin ağacına...
Malumunuz kavak: Boyu uzundur, suyun çok olduğu yeri sever, kavak mizaçlı olan insanlar da paranın çok olduğu yerleri sever. Kavak, herkese tepeden bakar, rüzgâr o gün nereye eserse o tarafa döner, bir de pek narindir, hemen kırılıverir ve sağlam işlerde kullanılmaz, hafiftir de... en mühimiyse meyve bile veremez, öyle ömrünü çürütür gider. Kavak tabiatlı olanlar da öyledir...
DEVAMI YARIN

