Başımıza gelen bir hadiseyi başkalarına anlattığımızda zihnimizde devam eden hikâyemiz, hayatımızın renkli bir parçası hâline gelir.
Ara sıra muhabbet ettiğimiz komşumuz için hayatımız, kendi hayatlarıyla kısa süreliğine çakışan kısa bir yaşanmışlıktan ibarettir. En yakın arkadaşlarımız için ise bizim hikâyemiz, kendi hikâyelerinin büyük bir parçası olan uzun, karmaşık bir roman, bazılarına göreyse destandır. Tabii ki, hikâyemizin bizden başkalarınca bilinmeyen saklı, kimseyle paylaşılmasını istemediğimiz detayları da vardır. Bazılarının, sıradan olsa da tahmin edemeyeceğimiz derinlikte hikâyeleri de olabilir. Aslında kendimize yazdığımız hikâye fazlasıyla izafi, nev’i şahsına münhasırdır. Şöyle geriye dönüp dikkatlice baktığımızda, görünenin altında yatanı fark edemediğimizi de fark ederiz.
Başımıza gelen bir hadiseyi başkalarına anlattığımızda zihnimizde devam eden hikâyemiz, hayatımızın renkli bir parçası hâline gelir. Derinden tesir edecek bir hadiseyi veya bir düşünceyi kimseyle paylaşmayabiliriz. Bu bize has, hususi olanlar, sanki bize ait değilmiş gibi hayatımızın dışında kalabilir; kendimizle alâkalı başkalarına anlatmadığımız şeyler, zamanla sürrealistlik kazanabilir.
Hepimizin bir hikâyesi vardır ama çoğu zaman çeşidini, mânâsını ve hikâyedeki yerimizi tam anlayamayabiliriz. Belli bir yöne gittiğinden emin olduğumuz hayatımız bir anda hiç mânâ veremediğimiz garip yerlere doğru sürüklenebilir de. Hayatımızın saçma bir hâle gelmesi hissine yani ‘nodus tollens’e kapılabiliriz. "Latince olan 'Nodus Tollens' kelimelerinin hissiyatımızı anlatmakta işi ne?" diyenlerimiz çıkabilir. Deveye sormuşlar boynun niçin eğri o da demiş ki neremiz doğru ki... misali gibi Garptan bir şeyler yazmasak entellektüel kabul edilemeyen bir cemiyet içerisinde savrulup gidiyoruz maalesef.
El sürmezsin harama,
Başka ilaç arama!
Yazılan HATIRALAR,
Merhem olur yarama.
Neyse sözümüzü fazla uzatmayalım.
Hayat tarzımızın veya sistemimizin bize bir şey ifade etmemesi, sıradanmış gibi gelmesi, hayatımızın mânâsızlaşmasını düşünmemize sebep olmaması lazım. Bazen hayatımızdaki tuhaf değişiklikleri, yenilikleri düşünüp planlamak uzun zaman alabilir. Kendi hikâyemizi yaşarken bazen farkına varamadığımız bir şey de; bir parçası olduğumuz veya sebep olduğumuz hadiseler, çeşitli şekillerde tesirinde kaldığımız insanların da dâhil olduğu daha büyük fotoğraftır ama onu görmek kolay değildir. Yazdıkça farkında olur, yeni yeni görmeye başlarız mazimizi ve kendimiz de şaşarız yaşadıklarımıza. Bu, mânevî bakış açısıyla tamamen anlaşılabilse de içindeki şahıslar tarafından olduğu gibi görülmez çünkü herkes kendi tarafını tutup diğer insanlara şüpheli yaklaşmaya meyillidir. Herkesçe malumdur ki: “Hiçbir kadın benim yoğurdum ekşi demez..." Bu minval üzere bakacak olursak; kimse kendi hikâyesinde kötü adam değildir. Hepimiz kendi hikâyelerimizin başrol oyuncusu ve müthiş kahramanlarıyızdır. Ayrıca unutmayalım ki hepimiz, kendi şuuraltımızdakilerin mahkûmuyuz ve bu yüzden de her zaman başkaları ve kendimiz hakkında farkına varamadığımız şeyler olacaktır gayet tabii olarak. DEVAMI YARIN

