Kaydet
a- | +A

Eğer bugüne kadar şöyle bir atasözü yoktu ise, bundan sonra artık var: İyi teknik adam, rakibe göre takım yapan hocadır. Ve bu veciz söz, Mustafa Denizli''ye övgü için imal edilmiştir. (Bir parantez; Denizli''ye liyakat nişanı verelim falan demiyoruz, ama şu rakamsal gerçekleri de gözardı edemezsiniz; Mustafa Denizli futbol tarihimizde ilk kez bir takımımıza Avrupa''da yarı final oynattı, ilk kez Almanya''yı yendik, Holanda''yı devirdik, İzlanda''yı bile ilk kez mağlup ettik, Finlandiya''yı resmi maçta yendik.)

Helsinki Olimpiyat Stadı''na çıkan Türk Milli Takımı -Sergen ve Ayhan dışında- varyeteden, özel yeteneklerden uzak, gerçekçi futbol oynayan, mücadeleci kimliği ön planda, yani lafın kısası oyun karakteri Finlandiya takımına benzeyen ama onların iyisi bir ekip...

Saffet Akbaş''ın ya da Ali Eren''in Oğuzlar''a, Şifo Mehmetler''e tercih edilmesinin gerekçesi budur. Alınan sonuç, bu mantığın doğruluğunu göstermiştir. 0-2''den 4-2''ye görkemli sıçrayışın ardında savaşçı takım ruhunu ve o ünlü Denizli motivasyonunu aramak gerekir.

Helsinki''de inanılmaz bir taktik ziyafet izledik. Tedirgin başladığımız ve faturasını kısa zamanda burnumuza dayadıkları 15 dakikanın sonunda Mustafa Denizli hemen bütün yedekleri ısıtıyor, ama maçın sonuna kadar hiçbirini sahaya sürmüyor!

Tezcanlı bir kafa yapısıyla "Sahadakilere gözdağı veriyor" da diyebilirsiniz, daha aklıselim bir yaklaşımla, "Bakın alternatifleriniz hazır, ama onları sahaya sürmüyorum. Bir milli maçın 15. dakikasında oyundan alınmanın ne anlama geldiğini ve bundan sonra sizi nereye götüreceğini bilin. Patlattığınız lastikleri tamir edin ve bu arabayı hedefe götürün. Size güveniyorum" da... İki golün sonrasında baskılı bir "çullanmayla" skoru tamir ettik; ardından bölücülerin müdahalesi geldi.

Bugüne kadar bölücülerin sahaya girmesi sonrasında hep hüsran yaşadık. Ama Helsinki''deki çirkin gösteri bu kez bizi değil rakibi etkiledi. Hakemler ve Finliler kaçtı soyunma odasına... Biz vakarlı ve nötr bir şekilde, sakince rakibimizi hesaplaşmak üzere sahaya bekledik, "Siz nereye kaçarsanız kaçın, biz buradayız" tavrıyla..

İkinci yarı, her evsahibi takımın yaptığı gibi rakibin yüklenmesi, bizim blokajımızla geçti. Bitime 10 dakika kala, bizimkiler "Vakit tamam!" komutu almış gibi öldürücü ataklarını yaptı ve 2 gol buldu.

Böylece en zor virajı hasarsız döndüğümez göre artık hesap kitap yapabiliriz. Bence Moldova ve K.İrlanda''dan 6 puan alırız; aynı şekilde iki maçını da kazanacak olan Almanya''nın karşısına eşit puanla çıkarız (18).

İşte o zaman hodri meydan diye satranç tahtası atılacak orta yere... "Mat" olan için ihtimal bitmeyecek. 18 puan belki de "en iyi ikinciyi" bizim gruptan finalere götürecek. O maça kadar bu ihtimal de şekillenmiş olursa, Euro-2000 için Almanlar''la kolkola da girebiliriz, kimbilir.

ALMANLAR İSTİM ÜSTÜNDE İlk maçında Bursa''da Türk tokatı yiyen Eric Ribbeck''in o günden bu güne Almanya''yı toparladığını gördük Leverkusen''de.

Moldova maçının bitimindeki basın toplantısı sırasında oyuncusunun bardağına su dolduran, sözü önce oyuncularına veren "sir-beyefendi" lakaplı Ribbeck''le Frankfurt''tan Helsinki''ye birlikte uçtuk.

Matthaeus ve Mehmet Scholl''ü Milli Takım''a kazındırdığını söyledi.

Türk Milli Takımı''nın önemli bir rakip olduğunu, kendileri açısından final vizesinin son maça kalmasını dilemediğini, çünkü o maçın nasıl bir atmosferde oynanacağını bildiğini anlattı. Ve, futbolu iyi bildiğini de gösterdi; "Helsinki''de favori Türkler" diyerek...

ÖNE ÇIKANLAR