Bir büyük kulübümüz, bir sezon başında, bir ünlü teknik direktörü Türkiye''ye getirmişti.
Kulüp yeniden yapılanma içindeydi. Paralı bir yönetim işbaşına gelmişti ve -her yıl olduğu gibi- şampiyonluğa başkoymuşlardı. Yeni hoca güzel eşiyle birlikte önce tesisleri sonra İstanbul''u gezdi ve basının karşısına çıktı. Herşeyi beğenmişti.
Neden Türkiye''yi tercih ettiğini, transfer etmek istediği oyuncuların özelliklerini, kulüpte yapacaklarını anlattı. Ve, gelirken olduğu gibi taraftarların yoğun ilgisiyle ülkesine uğurlandı. * * *
İki gün sonra gazeteler bomba gibi bir haberle çıktı. Hoca Türkiye''ye gelmiyordu! O günlerde hocanın Türkiye''ye gelmekten vazgeçmesine gösterilen gerekçeler, yaşanan şaşkınlığa cevap vermeyecek kadar eften püftendi, ama kimse üzerinde durmadı. Yeni hoca bulundu, eski aday unutuldu. * * *
Aradan aylar geçti. Türkiye''yi beğenen ama gelmekten vazgeçen hocanın meneceriyle tesadüfen tanıştık. O olayı sorduğumda verdiği ilginç cevap, küllerin altından bir skandal çıkarmıştı.
Büyük kulübümüzün genç futbol şubesi sorumlusu, o yabancı hocanın güzel eşinin "rahat" hareketlerini yanlış anlamış, "Türkçe yorumlayarak" genç hanıma açıkça "asılmıştı"! Ortada bir nâmus meselesi vardı yani...

