“Nurhan Hanım çay bardağını tezgâha bıraktı, içini belli belirsiz bir huzursuzluk kapladı...”
2014 yılının hafif rüzgârlı bir günü idi. Gördes’in sabahı, dağlardan süzülen sisle başlardı her zamanki gibi. İlçenin dar sokaklarını saran taze ekmek kokusu, günün ilk hareketini müjdeleyen sessiz bir telaşa karışırdı. Mürsel Hocanın evinde eşi Nurhan ve kızı Senanur, pencerenin önündeki eski dantel perdeyi aralayıp dışarıya baktı. Mahalleli çoktan uyanmış, fırından dönen çocukların ellerinde sıcak simitler buharla dans ediyordu.
“Anne, kahvaltıyı hazırlayayım mı?” dedi yumuşak bir sesle. Mutfağın köşesinden annesi Nurhan Hanım’ın sesi geldi:
“Hazırlayalım kızım, sen dün çok yoruldun. Bugün biraz dinlen.”
Senanur gülümsedi. “Yoruldum” demişti ama aslında o, çalışmayı seven bir kızdı. Sessiz, kendi hâlinde ama elinden iş düşmeyen biriydi. Annesinin en büyük destekçisiydi. Evde üç kız kardeştiler; ablası Merve evlenip Antalya’ya gitmişti, ortanca kız Rümeysa ise İzmir’de üniversite okuyordu. Evde sadece Senanur ve annesi kalmıştı.
Baba, Bingöl Bey de okul idareciliği yaptığı yıllardan beri disiplinli, biraz içine kapanık bir adamdı; şimdilerde ilçedeki bir Anadolu Lisesinin müdürüydü. O sabah da babası erkenden çıkmış, okulun yolunu tutmuştu. Evde yalnızca Nurhan Hanım ve Senanur vardı.
Güneş yavaş yavaş mutfağın pervazına vururken, Senanur masayı topladı. Sonra bir anda, alnını tutarak hafifçe başını eğdi.
“Annee… biraz başım döndü sanki…”
Nurhan Hanım hemen döndü, endişeyle kızının yanına geldi.
“Kızım, iyi misin sen? Sabah kalktığından beri solgunsun.”
“Yok bir şey anne, sadece biraz başım ağrıyor. Bir duş alayım, geçer.”
Banyonun kapısı kapanırken içeriden şofbenin tıslayan sesi duyuldu. Tüplü şofbenin mavi alevi bir anlık parıltıyla yanıp sabitlendi. Nurhan Hanım mutfakta çay bardağını tezgâha bıraktı, sonra içini belli belirsiz bir huzursuzluk kapladı. Dakikalar geçti. Su sesi hâlâ geliyordu. On dakika… yirmi dakika… otuz dakika… Nurhan Hanım kaşlarını çattı.
“Senanur? Kızım, hâlâ bitmedi mi?
Cevap gelmedi.
Bir kez daha seslendi, bu kez daha yüksek:
“Senanurrrrrr?!”
Yine sessizlik.
Nurhan Hanım’ın kalbi hızla atmaya başladı. Elindeki havluyu yere bırakarak banyoya doğru koştu. Kapı kapalıydı.
“Kızım aç kapıyı! Duyuyor musun?” DEVAMI YARIN

