“İnsanlık için çok lüzumlu olduğundan, ben bir vefa duygusundan bahsetmek istiyorum...”
Bazı acılar öyle derindedir ki, oraya gözyaşı ulaşamıyor. Bazı yüzeysel görüşlüler bunu gaddarlık olarak yorumlayabiliyor. Hâlbuki gözyaşı acının bedene vereceği fiziki zararı en aza indiriyor. Ağlayamamak bir kusurdur. Son iki yüzyılda her şey çok hızlı değişti. En azından şimdiki buluşlardan o zaman bahsedilseydi kimse inanmazdı. İnsanlık için çok lüzumlu olduğu için ben bir vefa duygusundan bahsetmek istiyorum. Bahsetmek yavan kalır. Hatıra içinde sunmam daha uygun olur...
Eskiden köyümüzde birkaç dakika yürüdüğümüzde ormanın içine girilirmiş. Şimdi birkaç saat yürüyüp öyle ormana giriliyor. Devletimiz bu cascavlak tepelere fidan dikmeye başlayınca babam “bizim de devletimize, vatanımıza katkımız olsun” deyip davar sürümüzü elden çıkarmaya karar verdi. Malum keçi, koskoca ağaçlara bile çıkıp o yıl uzayan sürgün ve yaprakları yer. Babam planını gerçekleştirdi. Ben 7-8 yaşlarındaydım. Yavrularını da ben otlatıyordum ama olsun. Sürü ve çoban gittikten sonra köpeğimiz birkaç gün avluda kaldı. Daha fazla dayanamayıp evi de köyü de terk edip gitti. Çocuk hâlimle günlerce aradım. Biliyordum davar gittikten sonra köpeğimize bakan olmayacaktı. Hâlbuki sürüyü bizden daha iyi koruyordu.
Ah hayat... Ah değişim ve dönüşüm... Bir gün annem babama dedi ki:
“Benim ailemden gelen mirasımı sat, çocukları şehre taşıyalım, cahil kalmasınlar!..”
Bu kararla şehre taşındık ama yazın birkaç ay köye gelmekle köyde iken koruduğumuz hayvanlarımızı koruyamadık. Odun taşıyan yükümüzü taşıyan merkebimizi başıboş bırakınca hayvancağız bir müddet akşam gelmiş ama evde kimse olmadığı için gelmez olmuş. Duyduk ki dağda kurt yemiş... Ölene kadar içimde sızlayan bir yara…
Şimdi Sinop Gerze’de yaşıyorum. İki önemli şehirde barınma şansım olduğu hâlde buradayım. Sebep ne mi? Sahil olduğu için veya kızım orada yaşadığı için ya da deprem kuşağı dışında kaldığı için mi? Sebep aslında içimdeki bu sızıdır... Burada halkın ve yöneticilerin terk edilmiş ve diğer sokak hayvanlarına bizim gibi ilgisiz kalmak yerine son derece anlayışlı davranışı.
Parkta gidiyorum dev gibi köpeğin ağzına et uzatıyorum, yemiyor. Çünkü tok. Yine korkmadan gidip o eti geri alıyorum. Hani “aç köpek fırın yıkar” diye bir söz vardır.
Mustafa Ali Mahdum

