“Unutma oğlum, biz tarlaya suyu getirmedik. Su, bizim alın terimize saygı duyup geldi...”
Hatırama bugün de devam ediyorum... Köylüler tarlanın kenarında oturup kavun kestiğimizde babam sessizce bana baktı.
“Nusret…” dedi: “Bu tarlanın her taşında, her ağacında senin alın terin var.”
Ben başımı önüme eğip güldüm:
“Babam, tarlada izi olanın… harmanda yüzü olur derler ya… Şimdi daha iyi anladım.”
Sonraki yıllarda elektrik çekildi, dinamo kuruldu. Korum Tarlası artık bizim sadece ekmek teknemiz değil, hikâyemizin en güzel sayfası olmuştu. Ve her mevsim, her hasat, her yeni fidan… Bizim için aynı duayı fısıldıyor gibiydi:
“Toprağına dost olursan, o da sana cömert olur.”
Yıllar birbirini kovaladı… Korum Tarlası’na ilk kazmayı vurduğumuz o günlerden bu yana, güneş defalarca doğdu, battı. Her mevsimde, her yağmurda, her rüzgârda bir başka hatıra bıraktı ardında. Bir zamanlar “Bu kıraç toprakta su olmaz” diyenler çoktu. “Burası kayalıktır, kuru taştır… Emek boşa gider” diyenler daha da çok… Ama bir şeyi bilemediler: Azim, engelleri aşıran kararlılıktır. Çaba, hayatın akışını değiştiren gizli bir kuvvettir. Ve en önemlisi…
Toprak, kendisine dost olanı hiç utandırmaz.
Babam Ahmet Ali’nin yüzündeki çizgiler artmıştı ama o çizgiler, yorgunluk değil; zaferin, emeğin ve sabrın derin izleriydi. Bir gün tarlanın kenarında yeni diktiğimiz ceviz fidanlarını sularken bana döndü:
“Nusret” dedi: “Halk arasında ‘kuru tarla su tutmaz’ derler ama bu tarlayı suya doyuran biz olduk. Çünkü önce gönlümüzü doyurduk. Sen unutma… İnsan çalıştıkça büyür. Toprak, çalışana dost olur.”
Ben de başımı öne eğip gülümsedim.
“Babam, bu tarlada attığımız her adım, sanki bir dua gibi… Geri dönüp baktıkça daha iyi anlıyorum.”
Bir zamanlar çalılıklarla kaplı, kayaları balyozla kırdığımız, taşlarını tezkere ile taşıdığımız, dinamitlerle parçaladığımız o tarla… Şimdi gölgesiyle serinleten cevizler, kavun-karpuzlar, tütün yapraklarının mis kokusu ve kuyudan oluk oluk akan suyla başka bir diyar olmuştu. Komşular tarlaya her geldiğinde hayretle başlarını sallardı.
“Ahmet Ali, vallahi helal olsun! Bu topraktan böyle bereket çıkacağını rüyamızda görsek inanmazdık.”
Babam da her zamanki mütevazılığıyla sadece tek cümle söylerdi:
“Toprakla inatlaşma olmaz onunla dost olunur...”
Basri Güler-Emekli Başöğretmen

