Tarihimizi tanımlayan aslında büyük başarılardan çok belki de kimsenin göremediği, ruhu okşayan ve dolduran küçük jestlerdir. Kötü ve yanlış sözleri söylemek değil, dinlemek bile ibadetin tadını kalpten siler. Bir kul da ömrü boyunca bir an bile riya ya da nifak olmadan yaşarsa o bir anın bereketini ömür boyu gönlünde hisseder.
Neyi tercih ettiğimiz çok önemli. Övülmek ya da yerilmekle tavır değiştirmeyelim. Bize dostça davranmayanlara karşı, kendimizi geliştirmek ne büyük intikamdır. Farklı intikama ihtiyaç yok. Gölde kayıkla seyrederken kayıkla yönlerimiz ters istikamettedir. Biz meşgulken boş bir kayık geldi kayığımıza vurdu kiminle kavga edeceğiz? Bize sataşanlara “işte boş bir kayık” deyip yolumuza devam edeceğiz. Başkalarının seviyesine inmek çok kolay ama bizim yönümüz yukarı olmak zorunda. Aslolan, yanlış anlaşılmayı sorun etmemeyi öğrenmektir. Başarı, çoğu zaman uzaktan bakınca parlak, kusursuz ve kesintisiz bir yol gibi görünür. Oysa yaklaştıkça anlarız ki başarı; tökezlemelerin, vazgeçme isteğinin ve “olmayacak galiba” dediğimiz anların içinden geçerek oluşur. Çünkü zirveye tek adımla çıkan hiç duyulmadı. Sevilme arzusu da başarıya zıt bir duygudur. Motivasyon, sabahları aynı güçle uyanmak değil, motivasyon bazen hevestir, bazen inat, bazen hayal, bazen de sadece sorumluluk. Çünkü her zaman coşkulu olamayız. Önemli olan, isteğin azaldığında bile yola sadık kalabilmektir. Biliyoruz ki motivasyon gelip geçer. Alışkanlıklar ve kararlılık kalıcıdır. Başarılı insanlar hiç düşmeyenler değil, düştüğünde kendine küsmeyenlerdir. Hata yapınca kendini yerden yere vurmak yerine “buradan alacağım ders ne?” diye kendimize sorabilmektir. Yine biliyoruz ki kendimize acımasız olmak bizi bir yere götürmez ama kendimizde dürüst olma yolunu açar. İnsan aynı anda iki farklı şeyi düşünemez. Çoğu zaman dil başka şeyi söylerken, zihin başka düşünceleri dayatır. Çünkü zihin yabancı unsurlarla doludur. Doğal evresinde değil, kendisine rağmen taşıdığı şeylerdir. Bu da öğrenmeyi sabote etmektir. Bütün testler gösteriyor ki, bir insan sakin bir zihne ne kadar yaklaşırsa, başarıya o kadar yaklaşır.
Mustafa Ali Mahdum
ŞİİR
Ayların sultanı
Gelişinle her yerde, tüm goncalar açılır,
Sofralara hem lezzet hem bereket saçılır,
İyi amele koşup günahlardan kaçılır
Ramazan-ı şerif ki, ayların sultanıdır.
Kalplerin anahtarı, müminin baharıdır
Bedenler sıhhat bulur, daima oruç ile
Kötülük unutulur, akla gelmez hiç hile,
Kelamlar yola girer, zikir yapışır dile.
Ramazan-ı şerif ki, ayların sultanıdır.
Kalplerin anahtarı, müminin baharıdır
Aramadan bulunan, her kulun cevheridir
İftarla ve sahurla, başı sonu bellidir
En hayırlı gece ki, günlerinde gizlidir.
Ramazan-ı şerif ki, ayların sultanıdır.
Kalplerin anahtarı, müminin baharıdır
Ayhan Özbek/Eğitimci-Yazar
KELAM-I KİBAR KİBAR-I KELAMEST
(Büyüklerin sözü, sözlerin büyüğüdür)
Din büyüklerimiz buyurdu ki: “Kur’ân-ı kerimi öğrenmek, öğretmek ve okumak çok sevaptır. Bir evde ezbere de Kur’ân-ı kerim okunmuyorsa, o ev kabir gibidir. Hadîs-i şerifte buyuruldu ki: (Mushafa bakarak okumak, ezberden okumaktan daha sevaptır. Namazda okumak ise, mushafa bakarak okumaktan da sevaptır.) Hazret-i Ali (radıyallahü anh) buyurdu ki: 'Namazda okunan Kur’ân-ı kerimin her harfi için yüz sevap verilir. Namaz dışında abdestli okuyunca, her harfi için yirmi beş sevap abdestsiz okuyunca on sevap verilir. Yürürken ve iş yaparken okuyunca sevabı daha az olur.'
Bilen kimsenin, manasını düşünerek bir âyet okuması, başka şey düşünerek, bütün Kur’ân-ı kerimi hatmetmesinden daha çok sevaptır.”

