"Odyssey" 21. asır destanı!
Yönetmen Nolan, Homeros’un mürekkep ve papirüsle kaleme aldığı destanı 2.700 sene sonra kamerayla yazıyor. Klasik eserin modern bir üslupla işlendiği “The Odyssey” filminde, paganizm yerine insan öne çıkarılıyor.
- Christopher Nolan'ın yönettiği "The Odyssey" filmi, Homeros'un destanını kronolojik değil, parçalı anlatımla sinemaya taşıyor ve pagan unsurları arka plana atarak seküler dünyaya yaklaştırıyor.
- "The Odyssey" filmi, tamamı IMAX kameralarla çekilen ilk büyük stüdyo filmi olma özelliğini taşıyor ancak çekimlerinin Anadolu'da yapılmamış olması hayal kırıklığına neden oluyor.
- "Filistin 36: Büyük İsyanın Cehennemi!" filmi, İttihat Terakki'ye yakın İzzettin el-Kassam'ın ölümünden sonra Filistin'de başlayan ve yaklaşık üç yıl süren İngilizlere karşı isyanı konu alıyor.
- "Filistin 36" filminde, tarihî hadiseler kurgusal karakterler üzerinden anlatılıyor ve senaryosu ile karakterleriyle konuya dengeli ve çok cepheli bir yaklaşımla ele alınıyor.
Anadolu topraklarında kaleme alınıp, hikâyesinin önemli kısmı Anadolu’da geçen ama Batı medeniyetinin temel taşı olan Homeros’un “Odysseia” destanı, asırlardır birçok sanatçıyı tesiri altında bıraktı. Kral Odysseus’un Troya Savaşı’ndan sonraki 10 senelik malum dönüş serüvenini merkezine alan eser, bu defa sinemanın geleceğine dair endişeler artmışken yönetmen Christopher Nolan tarafından ihtişamlı bir filme dönüştürüldü. “The Odyssey” adlı eser, oluşturduğu olanca beklentiyle nihayet karşımıza çıktı…
Nolan’ın meşakkatli bir işe girişip tamamını IMAX kameralarla çekerek bir ilke imza attığı film, antik devirlerin epik hikâyesini modern bir üslupla bugüne taşıyor. Eser Matt Damon, Tom Holland, Anne Hathaway, Robert Pattinson, Lupita Nyong’o, Zendaya ve Charlize Theron gibi meşhur oyuncuları bir araya getiriyor.
PARÇALI ANLATIM
Zamanda dolaşmayı seven yönetmen Nolan, bu dönüş hikâyesini de -tıpkı Homeros’un 2.700 sene evvel yazdığı gibi- kronolojik değil, parçalı şekilde ele alıyor. Kral Odysseus’un Troya’dan İthaka’ya uzanan tehlikeli yolculuğu, eşi Penelope’nin sarayda iktidarı ele geçirmek isteyenlere karşı verdiği mücadele ve oğlu Telemakhos’un babasını ararken yaşadıkları zamanda gelgitlerle anlatılıyor. Orijinal eser, karmaşık sayılabilecek bir yapıda olsa da Nolan, filmde bunun üstesinden gelerek büyük ölçüde ritmini koruyan bir yapıma imza atıyor. İnsan yiyen devler, cadılar ve bir peri... Eser seyirciyi neredeyse tamamen zinde tutuyor.
Ancak karşımızda esasen bir savaş filmi değil, harpten dönerken kendiyle hesaplaşan ve tekrar insan olmaya çalışan Odysseus’un dramı var… Bu karakter olabildiğince derinleştirilerek çarpıcı bir anlatıma imza atılıyor. Matt Damon ise Odysseus rolündeki oyunculuğuyla kariyerinin en dikkat çeken performanslarından birini sergiliyor.
Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürü Birol Güven: Sinema sektörü yoğun bakımda
Malum, Homeros’un Antik Yunan kültürünü yansıttığı “Odysseia” paganist bir metin. Garip “Yunan tanrılarıyla” dolu eserdeki pagan unsurlar, filmde tamamen ortadan kaldırılmasa da bir nebze arka plana atılıyor; Odysseus’un kararları ve psikolojisi öne çıkarılmaya çalışılıyor. Böylece eser, 21. asır Batı insanının seküler dünyasına yaklaştırılıyor!
Fakat Nolan, büyük ölçüde Homeros’un eserinin ruhunu muhafaza ediyor. Yine de tarihçileri tartışmaya çekecek birtakım oyunlar yapmayı da ihmal etmiyor. Mesela o devirde olmayacak anakronik diyaloglara yer verip kostümler hususunda rahat davranıyor. Troyalı Helen karakterini siyahi yapması da bunlar arasında yer alıyor…
IMAX ÇABASINA DEĞMİŞ Mİ?
“The Odyssey”nin en dikkat çeken yanlarından biri tamamı IMAX kameralarla çekilen ilk büyük stüdyo filmi olması. Peki, dijital teknolojiler yerine devasa film şeritleri takılan kameralarla gerçek mekânlarda yapılan çekimler bu çabaya değmiş mi? Nolan, bununla daha tabii (bazen de daha karanlık) görüntüler ortaya çıkarıyor. Böylece sinemanın ihtişamını gözler önüne seriyor. Lakin sıradan sinemalarda farkı anlaşılmayacak IMAX kalitesinin, PR malzemesi olarak da kullanıldığını aşikâr.
NİÇİN TÜRKİYE’DE ÇEKİLMEDİ?
Filmin Türkler açısından en büyük hayal kırıklığı, çekimlerinin Anadolu’da yapılmamış olması… Sanırım Nolan, ya yabancı turistler gibi Türkiye’deki fiyatlardan çekindi ya da eserin Anadolu’dan ziyade Yunan kültürüne ait olduğunu düşündü!
Hasılı üç saatlik müddetine rağmen kendini seyrettiren, birtakım menfi ve eksik yanlar barındıran ama yine “saf sinema” diyebileceğimiz bir eser var karşımızda…
FİLİSTİN 36: BÜYÜK İSYANIN CEHENNEMİ!
İttihat Terakki’ye yakınlığıyla bilinen İzzettin el-Kassam’ın öldürülmesinden sonra Filistin topraklarında İngilizlere karşı bir isyan başlamıştı. “Büyük Arap Ayaklanması” olarak anılacak bu ayaklanma, 1936 senesinde başlayıp yaklaşık üç yıl sürmüş; ancak başarıya ulaşamamış ve neticede aralarında sivillerin de bulunduğu binlerce Filistinli katledilmişti.
Tarihçilerce neticeleri tartışılan bu ayaklanmayı merkezine alan “Filistin 36” adlı İngiltere-Filistin ortak yapımı film bugün vizyonda… Filistinli Annemarie Jacir’in yönetmen koltuğunda oturduğu eserde, Karim Daoud Anaya, Wardi Eilabouni, Hiam Abbass ve Liam Cunningham gibi oyuncular rol alıyor.
I. Dünya Savaşı sonrasında kaosa sürüklenen Orta Doğu atmosferinin resmedildiği eserde, tarihî hadiseler kurgusal karakterlerle ele alınıyor. Dolayısıyla İzzettin el-Kassam’ın sonrasında isyanı yönlendiren Emin el-Hüseyni gibi figürlere yer verilmiyor.
15 Temmuz'un 10. yılında yeni dizi ve filmler çekildi: Karanlık geceyi anlatan yapımlar
ARŞİV GÖRÜNTÜLERİ KULLANILMIŞ
Renklendirilmiş arşiv görüntülerinin de kullanıldığı filmde önce Balfour Deklarasyonu ile Yahudilerin Kudüs çevresine yerleşmeye başlaması ve ülkeyi kontrol eden İngilizlerin sinsi tutumu yüzünden sürtüşmeler yaşanması tasvir ediliyor. Sonrasında bir grup işçi Filistinli “grev” adı altında isyana başlıyor. Tren basıp para istiyorlar ve ardından silahlanıyorlar. Bütün bu hadiselere ise Yusuf adlı genç adam, Khuloud adlı bir kadın gazeteci ve İngilizlere yakın eşinin yaşadıkları üzerinden şahitlik ediyoruz…
DENGELİ BAKIŞ
Az bilinen ve bugüne yansımaları çok fazla olan bir tarihî hadiseyi hatırlatan filmde, imparatorluk sonrasında Filistin’de bozulan huzur iklimi ve İngilizlerin bundaki rolü resmediliyor. Hem senaryosu hem de karakterleriyle konuya “dengeli” ve “çok cepheli” bir şekilde yaklaşılan yapımda Filistin’deki Hristiyan varlığı da sıkça vurgulanıyor.
Ancak tarihî hadiseler yer yer günümüzün bakış açısıyla dönüştürülüyor. Bazen kadın karakterler üzerinden feminist bir ton öne çıkarılıyor, bazen de sol bir üslup benimseniyor. Üç sene süren isyan hareketinin acı neticesi ise yeterince ele alınmıyor. Farklı başlıklarla bölünen yapımda ustalıklı oyunculuklara rağmen bir ton problemi de dikkat çekiyor.
HAFTANIN DİĞER FİLMLERİ
● “Noise: Lanetin Sesi”
● “Kybele’nin Laneti: İstila”
● “Ceza”
● “Baba”
