Yunus Emre Enstitüsü Başkanı, Türk dünyası açılımını gazetemize anlattı: 100 yıllık arayı kapatıyoruz
“Bizim Orta Asya’daki güç merkezimizi unutmamamız gerekiyordu” diyen Yunus Emre Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Abdurrahman Aliy: 100 yıllık bir inkıta devri yaşandı. Şimdi aradaki köprü vazifesini bizim gibi kurumlar tekrar sağlayacak. Artık Türk dünyasında her yerde varız.
- Yunus Emre Enstitüsü (YEE), 98. merkezini Özbekistan'ın Taşkent şehrinde resmen açtı.
- Enstitü, son yıllarda Türk dünyasına yönelik kültürel açılımını genişletiyor; Kırgızistan, Kazakistan ve Moğolistan'da faaliyetlerini sürdürüyor, Türkmenistan ve Tacikistan ile görüşmeler devam ediyor.
- YEE Başkanı Prof. Dr. Abdurrahman Aliy, geçmişte yaşanan kopukluğun ardından Türk dünyasıyla köprü vazifesi göreceklerini belirtti.
- Özbekistan'da Türkçeye yoğun ilgi olduğunu ve en büyük Türkçe Yeterlik Sınavı (TYS) katılımcısının burada bulunduğunu ifade etti.
- Enstitü, dil öğretiminin yanı sıra kültürel mirasın karşılıklı olarak hatırlanmasını önceliklendiriyor ve edebiyat ile görsel sanatların öne çıkacağını belirtiyor.
- YEE Başkanı, Türk dizilerindeki yanlışların düzeltilmesiyle de uğraştıklarını ve bu yapımların Türkçe'ye ilgiyi artırsa da olumsuz yönlerinin bulunduğunu dile getirdi.
MURAT ÖZTEKİN- Yunus Emre Enstitüsü (YEE) son yıllarda büyük bir değişim içinde… Türkiye’nin kültürel diplomasi sahasındaki lokomotifi olan kurum, 98. merkezini geçtiğimiz günlerde Özbekistan’ın başşehri Taşkent’te resmî olarak açtı. Aslında bu, enstitünün son yıllarda Türk dünyasında başlattığı kültürel açılımın mühim bir parçası…
Kırgızistan ve Kazakistan’daki faaliyetlerini genişleten kurum, iki ay önce Moğolistan’da merkez açtı. Türkmenistan ve Tacikistan’la olan görüşmeler ise devam ediyor. Biz de Taşkent’te bir araya geldiğimiz YEE Başkanı Prof. Dr. Abdurrahman Aliy ile enstitüdeki değişimi konuştuk…
Yunus Emre Enstitüsü merkezlerinin sayılarıyla başlamak istiyorum; 100. merkeze doğru ilerliyorsunuz. Son dönemde ise özellikle Türk dünyasına ayrı bir ehemmiyet verildiğini görüyoruz. Niçin Türk dünyasına yöneliş oldu?
Tarihte büyük Türk imparatorlukları hep Orta Asya’da kurulmuş; buradan farklı yönlere doğru uzanmış. Bizim Orta Asya’daki bu güç merkezimizi unutmamamız gerekiyordu. Tabii, 100 yıllık bir inkıta devri yaşandı. Yani biraz koptuk. Şimdi aradaki köprü vazifesini bizim gibi kurumlar tekrar sağlayacak. Buna bir açılım demek bence mümkün. Çünkü buradaki açıklık bizi zayıflatan bir durumdu.
Son yıllarda Türk dünyasında neler yaptınız?
Kırgızistan’da çok aktifiz. Moğolistan’a ise iki ay önce merkez açtık. Kazakistan’daki merkezimiz ise geçen sene üniversite içerisinde müstakil bir kimliğe kavuştu. Burada keza şimdi öyle oldu. Yakında Türkmenistan’da faaliyete geçeceğiz inşallah. Tacikistan için de görüşmelere devam ediyoruz. Artık Türk dünyasında her yerde varız.
Mekke ve Medine’nin ilk fotoğrafları! Tarihin objektifinden 146 yıllık miras
ASIL ÖNCELİĞİMİZ KÜLTÜREL MİRASIMIZI HATIRLATMAK
Özbekistan tarihî ve manevi bağlarımızın çok güçlü olduğu Türk dünyası ülkelerinden biri... Burada hedefleriniz neler?
Dünyada en çok “Türkçe Yeterlik Sınavı”na (TYS) giren kişi Özbekistan’da bulunuyor. Çünkü Türkçemizi öğrenmek istiyorlar ve bunu Türkiye’ye gelmek için yapmıyorlar. Nispeten üniversite bünyesinde olan küçük merkezimizde ne yapacağız diye şimdiden kara kara düşünüyoruz. Bu sınıflar kesinlikle bize yetmeyecek. Ancak bizim asıl önceliğimiz karşılıklı olarak kültürel mirasımızı hatırlamak. Dil zaten arkasından gelecektir.
KÜLTÜRÜ SEVDİRMEDEN DİL ÖĞRETMENİN MANASI YOK
Evet, Yunus Emre Enstitüsü bugüne kadar Türkçe odaklı bir anlayışla öne çıktı. Bu durumda sanki bir kırılma yaşanıyor öyle değil mi?
Eskiden YEE’de dil öğretimi merkezdeydi. Ancak biz bir konsept değişikliğine gitmek durumunda kaldık. Çünkü teknolojiyle birlikte dil öğrenimine ihtiyaç azaldı. Yani o kadar ilerledik ki herhangi uygulamayla istediğimiz dili anlayabiliyor, konuşmamızı karşı tarafa aktarabiliyoruz. Zaten kültürü sevdirmeden dil aktarmanın bir anlamı olmadığına inanıyorum. Türk kültürünün derinliğini ve tarihî köklerini insanlara gösterebilirsek, arkasında Türkçe öğrenimi gelecektir.
Anadolu'dan 300 kıymetli eser getirildi ama... Havalimanında unutulan müze!
Yani bundan sonra YEE’de sanat mı öne çıkacak?
Edebiyat ve özellikle görsel sanatlar da öne çıkacak. Çünkü insanlarının odaklarının sekiz saniyeye düştüğü günümüzde tamamen kavramlarla değil, imajlarla da gençlere ulaşmamız lazım.
Peki, Türk dünyasına dair açılımda geliştirilmesi gereken noktalar yok mudur?
Önce politikacıların tam olarak ikna edilmesi gerekiyor. Siyasilere kültürün ayrıştırmadığını, birleştirdiğini göstermeliyiz.
"DİZİLERİN YANLIŞLARINI DÜZELTMEKLE UĞRAŞIYORUZ"
Türkiye ile diziler üzerinden kurulan kültürel etkileşim çok popüler. Ancak bu etkileşimin menfi yanları olmuyor mu?
Diziler “entertainment” yani eğlence sektörünün bir parçası; ilgi çekmek için bazı şeyler abartılıyor. Ancak dünyada Türk insanının dizilerdeki gibi olduğu düşünülmeye başladı. Evet, yapımlar Türkçeye olan ilgiyi artırıyor ama maalesef söylemek zorundayım; dizilerden öğrenilen yanlış şeyleri düzeltmekle de uğraşıyoruz. Malum zaten şiddet gibi sebeplerle Türk dizileri bazı ülkelerde protesto ediliyor.
TEZHİBİ İSTANBUL’DAN TAŞKENT’E TAŞIDI
Yunus Emre Enstitüsü (YEE) Taşkent Türk Kültür Merkezinin resmî açılış törenine YEE Başkanı Prof. Dr. Abdurrahman Aliy, AFAD Başkanı Ali Hamza Pehlivan, Türkiye Taşkent Büyükelçisi Ufuk Ulutaş, Özbek Dili ve Edebiyatı Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Şuhrat Siraciddinov ile çok sayıda davetli katıldı. Burada Türkiye’de tezhip öğrenip Özbekistan’a dönen sanatçı Nodira Alakbarova ve öğrencilerinin eserleri sergilendi.
