MURAT ÖZTEKİN

Anadolu kadını asırlarca hüznü ve neşeyi birlikte işledi oyalarla… Hâlini dile değil, motiflere getirdi çoğu zaman… Ressam Neslihan Aydınlıoğlu Eşin de babaannesinin yazmaları anlattığı hikâyelerin tesirinde kalarak Anadolu oyalarını toplamaya başladı. Türkiye’nin her yerinden oya temin eden sanatçı, kendine has dili olan motifleri, modern resim sanatıyla birleştirdi. Oya ve resim karışımı, eşine az rastlanan eserlere imza atan sanatçı bunu bir sergiye taşıdı. Biz de küratörlüğünü Beste Gürsu’nun yaptığı “Sessizliğin ve Sabrın Renkleri” adlı sergi vesilesiyle sanatçıyı dinledik...

l Akademide meşhur ressamlardan ders almışsınız. En çok sizi tesir altında bırakan kim oldu?
Aslında beni ilk keşfeden babamın dostu ressam Şeref Akdik’di. Akademide ise Nurullah Berk, Edip Hakkı Köseoğlu, Sabri Berkel ve Devrim Erbil gibi ressamların atölyelerinde bulundum. En çok Edip Hakkı Köseoğlu’nun tesiri altında kaldım diyebilirim. Çok esprili biriydi, söyledikleri hâlâ kulaklarımdadır. Çok doğaçlama konuşurdu ama ağır eleştirirdi.

l Ondan öğrendiğiniz en mühim düstur neydi?
“Güneşin altında yapılmadık bir şey yok” derdi Edip Hakkı Köseoğlu... Sanattaki her şey tabiatta var. Yaradan’ın her yarattığında bir güzellik mevcut, mühim olan onu açığa çıkarabilmek. Ama herkes kendince bakıyor tabiata. Mesela ben “renkçi” bir sanatçıyım. Etrafımda gördüğüm renkler beni çok etkiliyor.

OYALARIN DİLİ VAR
l Yeni serginizde oyalarla modern resmi birleştiriyorsunuz. Nereden geliyor oyalara olan merakınız?

Küçüklüğümden beri de oyalara merakım vardı. Babaannem köy kökenli bir kadındı. Onun üzerinde görürdüm yazmaları. Babaannem kadınların oyaların renkleriyle hislerini dile getirdiklerini söylerdi, mâniler anlatırdı. Böyle başladı.

l Sonra?
Oya toplamaya başladım. Anadolu’nun her yerinden oyalar edindim. İnsanlar ressam olduğumu öğrenince bana yakın alaka gösterdiler. Benim için çeyizlerini açan kadınlar bile oldu. Nihayetinde topladığım oyaları tuvale yerleştirerek resimler ürettim. Daha önce oyalarla resim sanatının birleştiğini görmedim, sanırım ilk defa ben yapıyorum. Yirmi yaşımda ördüğüm kendi oyalarımı da burada resim sanatıyla birleştirdim.

HER YÖRENİNKİ FARKLI
l Oya motifleri bölgeler göre mi, yoksa yapan kişiye göre mi değişiyor?

Bölgelere göre oyaların tarzları da değişiyor. Mesela kimi yöre pul, kimi yöre boncuk oyası yapıyor. Isparta yöresinden gül motifli oyalar çıkıyor, Ege’den üzüm desenliler…  Trakya tarafında ise ayçiçeği motifli oyalar çok görülüyor. Bölgenin tabiatıyla da özdeşleşiyor. Bir eserimde bu yöreleri kaynaştırdım.

l Anadolu oyalarıyla resimler ortaya çıkarırken neler hissediyorsunuz?
Bizde saygıdan veya kadına verilmiş görevden ötürü kadınlar pek konuşmazlardı. Bu yüzden hislerini yazmalara oya olarak işlerlerdi. Resim çalışmalarımı yaparken Anadolu kadının yaşadıklarını hissediyorum. O yüzden serginin adında sabra vurgu yaptık. Bu eserlerde bir tevekkül duygusu da var. Bağırmıyorlar çağırmıyorlar böyle duygularını dile getiriyorlar. Sanırım bu, Anadolu kadını için terapi gibi de oluyordu.

PICASSO TÜRK MOTİFLERİNİ KULLANDI
Resimde yerli değerlerin kıymetine vurgu yapan Neslihan Aydınlıoğlu Eşin “Anadolu başlı başına muhteşem bir yer. Dünyada böyle bir coğrafya yok. Bizim sahip çıkmadıklarımıza yabancılar sahip çıkıyor. Akademi’den hocam olan Sabri Berkel, meşhur İspanyol ressam Picasso’yu atölyesinde ziyaret etmiş. Orada yaşadıklarını bize anlamıştı. Picasso, “Sizden resmin anahtarlarını almaya geldim” diyen Berkel’e “Anahtarlar sizin ülkenizde, ben bir şey yapmıyorum” diye cevap vermiş. Picasso, Anadolu köylülerinin çoraplarını alıp stilize ederek çalışmalar yapmış” diye konuşuyor.
 Oyalar ile resim sanatı bir araya getiren eserlerin sergilendiği “Sessizliğin ve Sabrın Renkleri” adlı sergi, 2 Nisan’a kadar Beyoğlu Belediyesi Başkanlık Binası Sergi Salonu’nda görülebilecek. Serginin Katar ve Japonya’da da açılması planlanıyor.