MURAT ÖZTEKİN

Ressam Karl Talip Kara’nın enteresan bir hayat yolculuğu var. Türk kökenli bir ailenin çocuğu olarak Belçika’da doğan Kara, bir yabancı gibi yetiştirildi ve bu yüzden ailesi tarafından kendisine “Karl” ismi verildi. Türkçenin hiç konuşulmadığı bir evde büyüyen Kara, ressam olduktan sonra bütün dünyayı dolaştı; 38 ülke gezip uzun yıllar yurt dışında eserler meydana getirdi. Ancak 2012’de gerçekten Türkiye’de yaşama şansı bulan ressam, memleketinden büyülendi. Klasik sanatlarla uğraşan eşi Emine’yle tanışması da hayatını değiştirdi… Karl Talip Kara, her şeyi geride bırakarak Mersin’de gözlerden uzak bir sanat atölyesi kurdu. Geç fark ettiği kültürünü tanımaya çalışan sanatçı, klasik sanatlardan ilham alan eserleriyle Avrupa ve Uzak Doğu’da açtığı sergilerle adından söz ettiriyor. Biz de kendisinden sanat macerasını dinledik...

l Nasıl bir ailede büyüdünüz?
Belçika’ya yerleşmiş Türk kökenli gurbetçi bir ailenin üçüncü kuşağıyım. Bizim aile bir Türk ailesi gibi değildi. Kilise okulunda okudum, kendi kültürümü yaşayamadım.

l Sanata nasıl başladınız?
Küçüklüğümde ailem sanat çalışmalarıma karşı çıkmadı ama ressam olmamı da istemedi. Bu yüzden önce ekonomi okudum, işe başladıktan sonra Paris’te güzel sanatlar okuyabildim. Orada ne istiyorsan ona göre önün açılıyor. Ressam olduktan sonra seyahat maceralarım başladı.

l Nasıl oldu?
İşim gereği dünyanın birçok ülkesine seyahat ediyordum, bazen bir ülkede bir yıla yakın kalıyordum. Gittiğim 38 ülkede hem işimi yaptım hem de sanat faaliyetlere zaman ayırdım. Seyahatlerimin birçoğunda sanatçıların kapısını çaldım. Yurt dışında galeriler herkese açık. Mesela Çin’de kapı çalıp bir galericinin evinde kalma şansı bulabiliyorsunuz.

l Seyahatler size nasıl yön verdi?
Seyahatlerimde kültürel açlığımı doyurmak istedim. Bir ülkeyi ve sanatını kitaplardan öğrenmek, bir yemeğin tadını ona bakarak anlamaya çalışmak gibi. Sanatın sabır işi olduğunu öğrenmem ise çok mühimdi.

l Peki, Türkiye’ye yerleşme kararını nasıl aldınız?
Burası ata toprağım ama hep turist olarak gelmiştim. Yedi sene evvel ilk defa yaşama fırsatı buldum. Türkiye’nin muazzam bir ülke olduğunu keşfettim; açık hava müzesi gibiydi. Ama buraya beni asıl çeken şey eşim oldu.

ESERİNİ DEĞİL KENDİNİ ALDIM
l Nasıl tanıştınız?

Türkiye’ye geldiğim ilk zamanlarda Mersin’e bir sergiye gitmiştim. Galeride bir minyatür eserini görüp satın almak istedim. Meğer eşime aitmiş, satmak istemedi. İkna etmeye çalışırken tanıştık ve nihayetinde evlendik. Eseri satın alamadım ama sahibesini sonunda kendime eş olarak aldım (Gülüyor). Ondan sonra atölyemi Mersin’e taşıdım. Narenciye bahçesi içinde bir çiftlik evi kurduk. Şimdi tabiatla baş başa eserler üretiyorum. Keçilerim, kedilerim, tavuklarım ve köpeklerim var. Portakal kokuları içerisinde uyanıyorum.

l Bu üretkenliğinizi de artırmış olmalı…
Evet, çiftlikteki atölyemde bazen 15 saat çalıştığım oluyor. Bir insanın gelişebilmesi için topluluk içerisinde yaşaması gerektiği gibi toplum dışarısında da kendini dinlemesi lazım.

l Türkiye’yi keşfettikçe en çok dikkatinizi çeken şey ne oldu?
İnsanların sanat eseri üretip de farkında bile olmaması… Galeride sergilenecek güzellikte dantel yapan kadınlar var ama televizyonun üzerine koyuyorlar. Mesela Belçika’daki Brugge dantelleri sanat eseri muamelesi görüyor.

KLASİK SANATLAR DUVARLARI KIRMALI
l Eserlerinizde geleneksel Türk sanatlarından ilham aldığınız da görülüyor…
Klasik sanatlar çok kıymetli ama ben “geleneksel” kelimesini sevmiyorum. Dilimize yerleşmiş ama bu Türk sanatlarını basitleştirmek ve geçmişe hapsetmek demek oluyor.

 

l Türkiye’de sizi besleyen en mühim şey ne?
Yaşayanlar pek farkında değiller ama burada çok farklı kültürler harman olmuş durumda. Dünyanın her tarafından insan Türkiye’de yabancılaştırmaya maruz kalmadan yaşayabilir. Bakın etrafınıza bir kimse yabancı lisanda konuşuyorsa herkes onunla tanışmaya çalışıyor.

l Buradaki hedefiniz ne?
İslam sanatı deyince etrafınıza duvarlar örüldüğünü görüyorum. En büyük arzum bu sanatları Batı’daki her yerde rahatça sergileyecek duruma gelmemiz. Yoksa çağdaş sanat yaparak Batılıların evlerine girmek kolay…