MURAT ÖZTEKİN

Nurullah Genç şiirlerinde eskinin tadını bulduğumuz, kendi tabiriyle “hüznün şairi” olan bir isim… Lisedeyken Çanakkale şehitlerini anma töreninde okuyacak farklı şiir bulamayınca ilk eserini yazan Genç, mısralarla olan yolculuğuna yıllardır devam ediyor. Aslında bir iktisat profesörü olan ve Merkez Bankası Meclis Üyeliği de yapan Nurullah Genç, şiirin yanında fotoğraf sanatına da tutkuyla bağlı. On iki sene evvel fotoğrafa başlayan şair, şiir tadında fotoğraflar çekiyor, sergiler açıyor. Biz de enstantanelerini “Görünenin Şiiri Fotoğraf” adlı fotoğraf sergisi ile Yeni Cami Hünkâr Kasrı’nda sanatseverlerle buluşturan Genç’le bir araya gelerek sıcak bir sohbet gerçekleştirdik…

l Zorlu bir hayat yaşamışsınız. Parasız günlerden paranın idaresine uzanan bir hayat hikâyeniz var. Bu hayat size ne öğretti?
Ben hiçbir zaman parasızlık hissi içinde olmadım. O devirde insanların ekseriyetinin hâli de böyleydi. Hiç param olmasa bile “yarın olur” diye düşünüyordum. Elimde bir şey var ve dağıtabiliyorsam zenginim diyordum.

l Bu kanaatin arkasında ne vardı?
Ben Sibirya gazisi olan dedemin kurduğu köy odasında yetiştim. Orası irfan mektebiydi. Uzun kış gecelerinde kalın kalın kitaplar okunuyordu. Yatsı namazından sonra şiir faslı da olurdu. Babam Yunus Emre ve Niyazi Mısri’nin şiirlerini ezberden okurdu, ben kitaptan kontrol ederdim. Böylece köy odasında birçok şairin adını duydum, dokuz yaşımda onlarca şiir ezberledim. Orada şöyle bir bakış açısı vardı: Bu dünya geçicidir, burada güzel şeyler yapmak lazım. Benim çabamın arkasındaki şey de bu…

HAYATTAN DOĞMAYAN ŞİİR HAYATTA KALMAZ
l Sanatçı kişiliğin sırrı yaşanan şeyler mi, yoksa kabiliyetlerde mi saklı?

Bu hususta gerek şart kabiliyettir. Ama şiir hayattan doğmalıdır. Eğer hayattan doğmuyorsa hayatta kalmaz! Ben bir şiir yazayım düşüncesiyle hiçbir zaman eser ortaya koymadım. Bir an gelir içimde konuşmaya başlarım, daha sonra dudaklarıma yansır. Hatta bu adam delirdi mi diye düşünmeye başlarlar. 

l Var mı böyle bir hikâye?
Gençliğime on sene tren garlarıyla içli dışlı oldum. Üniversitedeyken fırınlarda çalışır, yurtlara giremediğim günlerde tren garında yatardım. Erzurum Tren Garı’nda üzerinde uyuduğum bir bankım vardı, haftada bir gün iki gün onun üzerinde sabahı ederdim. Yıllar sonra o hatıraları anmak için tren garını ziyarete gittiğim bir gecede şiirler mırıldanmaya başladım. O hatıralar bende şiire dönüştü. “Siyah gözlerine beni de götür” şiirim böyle yazıldı. Şiirin hayattan doğduğunun açık bir göstergesi bu.

BİR MESLEĞİN UZMANI GERİ KALANININ YABANCISIYIZ
Nurullah Genç “Ben ‘yed-i tula’ sahibi, yani geniş ilimli âlimlerin kitaplarının okunduğu yerlerde yetiştim. İmam Gazali ve İbrahim Hakkı Erzurumi bu zatlardandır. Bizim âlimlerimiz farklı ilimlere sahiptirler. Biz onlara hayranlıkla büyüdük. Ama çağ bunu yok etti. Meslek hatası dediğimiz şey dünyaya hâkim oldu. Artık kişiler bir meslekte uzman diğer her şeye yabancı. Matematik bilir, şiirden uzaktır. Hayatın iç içe olan hâli, birbirinden uzak alanlara dönüşmüş durumda. Biz bir sahaya sıkışıp kalamayız” diyor.

l Sizi fotoğrafa yönelten neydi. Tanınmış bir şair olarak şiirden tatmin olmadınız mı?
Şair hayattan kopmadıkça şiirden kopamaz. Ben hayatın içerisinden bir insanım. Şiir yazarım, bilardomu oynarım, Merkez Bankasındaki görevimi yaparım ve fotoğraf çekerim. Fotoğraf beni şiirden koparmadı, dahası destek verdi. Mesela yakında çıkacak olan “Söyle Bana Hindiba” isimli şiir kitabım fotoğraf sanatından doğdu.

BİR SERGİDE BAŞLADI HER ŞEY
l Nasıl tanıştınız fotoğrafla?

Denizli’de bir fotoğraf sergisine gitmiştik. Daha evvel fotoğrafla hiç ilgilenmemiştim. Serginin sahibi beni tanıyınca yarım saat sanatını anlattı. Ama ben onun şiiri anlattığını gördüm. Kendisinden fotoğrafı tarif etmesini istediğimde “Fotoğraf görünenin şiiridir” dedi. O da bana şiirin tanımını sorunca “Şiir de görünmeyenin fotoğrafıdır” dedim. Ben bu “şiiri” de yazabilir miyim diye sorunca, “Hoca’m alasını yaparsınız” dedi. Sonra bir fotoğraf hocası bulup bıktırıncaya kadar çalıştım, çekimlere başladım. On iki senedir fotoğraf çekiyorum. Emek verdikçe fotoğrafın “görünenin şiiri” olduğunu anladım.

l Fotoğraf çekerken de şiirde olduğu gibi bir ilham mı bekliyorsunuz?
Şiir kelimelerin dünyasında imge aramaktır. İçinizde bir duygu, bir dert olacak. Fotoğraf da aynı… Ben de sıradan görüntüler arasında sıradan olmayan şiir görüntüsünü bulmak için çırpınıp duruyorum. Görüntü şiir gibi bir his oluştursun diye çabalıyorum. Şiiri gördüğümde deklanşöre basıyorum.

l Şiir için belki değil ama fotoğraf için dışarıya çıkmanız gerekiyor. Nerelerde fotoğraf çekiyorsunuz?
Şiir programları için gittiğim farklı şehirlerde fırsat buldukça fotoğraf çekiyorum. Yurt dışı programlarımda bir ki gün fazla kalarak fotoğrafa zaman ayırıyorum. Vaktim olsa da Grönland’dan Yeni Zelanda’ya kadar dünyanın her yerinden farklı “şiirler” çıkarabilsem...

l Peki, çektiğiniz şeylerde, yazdığınız şiirlere benzer şeyler buluyor musunuz?
Gerçekten de böyle kareler var. Yirmi sene evvel yazılmış şiirlerimi tasvir eden fotoğraflarım mevcut. Hatta bu fotoğrafları sergileyip kitap hâline getirmeyi planlıyoruz.