MURAT ÖZTEKİN

SKYFALL
007’nin en kalitelisi

Beyazperdede “ajan” denilince akla ilk olarak “James Bond” karakteri geliyor. 1962’de Sean Connery’li  “Dr.No” filmiyle başlayan Bond serisi, aradan geçen zamanda 25 filmle kendini yeniledi. Ama onların belki de en kalitelisi Sam Mendes’in çektiği, Daniel Craig’in başrolünde olduğu “Skyfall”du (2012). “Yeni dünya düzeninde hâlâ saha ajanları olur mu?” suali üzerinden ilerleyen eser, Bond’un ruh dünyasına odaklanıyor, realist bir macera sunuyor ve ışık oyunlarıyla göz kamaştırıyor... Ama İstanbul sahneleri, klasik İngiliz bakışını ortaya koyuyor...

KINGSMAN: GİZLİ SERVİS
Kendin çek, kendin alay et!

İngilizler kendi çektikleri ajan filmleriyle kendileri alay edebiliyor. Yönetmen Matthew Vaughn’un “Kingsman: Gizli Servis”i (2015) de onların son yıllarda öne çıkan örneği... Serseri bir genç olan ‘Eggsy”nin oldukça elit bir istihbarat servisine katılma macerasını merkezine alan eser, göndermelerle dolu, süratli ve mizahi yönü kuvvetli bir film. Özünde bir çizgi roman adaptasyonu olan “Kingsman” absürt atmosferleriyle klasik casusluk filmi tutkunlarını celbetmeyebilir. İkinci film ise ilkini aratıyor.

BAŞKALARININ HAYATI
Alman işi bir vicdan hikâyesi

Almanlar da sahada oldukları kadar casusluk filmlerinde mahir olduklarını gösterdiler. Florian Henckel von Donnersmarck’ın yönetmenliğini yaptığı “Başkalarının Hayatı” (2006) komünist Doğu Almanya’da yaşanan baskıları, sanatçı bir çift ve onları devamlı dinleyen bir ajanın yaşadıkları üzerinden istihbari olarak ele alıyor. Eserde bir casusun vicdanıyla yüzleşmesi, usta işi senaryo ve ultra sahici oyunculuklarla resmediliyor. Aksiyon tarafı olmayan eser, seyirciyi koltuğa esir edecek cinsten bir casusluk gerilimi...

SON ÜLTİMATOM
Kendini arayan casus
Oyuncu Matt Damon’la özdeşleşen ve James Bond’la kıyaslanan Bourne filmlerinden “Son Ültimatom” (2007) da, geride bıraktığımız 20 senede serisinde ve casusluk türünde en kaliteli filmler arasında yer aldı. Vatanseverlik adına kobay yapılan bir ajanı merkezine koyan serinin Paul Greengrass’ın yönettiği bu üçüncü filminde Jason, peşindeki CIA’e rağmen kimliğini buluyor. Dünyanın farklı ülkelerinde geçen, yüksek bir tempoya sahip eser, bir ülkenin çıkarları uğruna nasıl komplolar tertipleyebileceğini de gösteriyor.

CASUSLAR KÖPRÜSÜ
Çok “soğuk” bir köprü
Steven Spielberg’ün “Casuslar Köprüsü” de soğuk savaş yıllarından bir espiyonaj hikâyesi sunuyor. ABD’de yakalanan bir Sovyet casusu ve mahkemede onu savunan avukat üzerinden ilerleyen “herkes için adalet” temalı film, ikinci yarısında bir casus takası gerilimine dönüşüyor. KGB’nin acımasız faaliyetlerinin ustaca resmedildiği eserde Tom Hanks en iyi oyunculuklarından birini sergiliyor. Ama yine de Spielberg, hukuk üzerinden ABD propagandası yapmaktan kurtulamıyor.

İNSAN AVI
Karanlığa realist bakış

Yine İngiliz yazar John le Carré’in kitabından adaptasyon olan ve yönetmenliğini Anton Corbijn’in yaptığı “İnsan Avı” (2014) belki mükemmel bir eser değil ama eski ajan filmlerinin tadını duyabileceğiniz son dönem yapımlarından. Çeçen bir savaşçının Almanya’da bir Türk ailesine misafir olması ve Alman istihbaratının takibiyle gelişen kaotik hadiseleri işleyen filmde espiyonaj dünyasına abartılardan uzak bir bakış sunuluyor. Filmin oyuncu kadrosunda Tamer Yiğit ve Derya Alabora da var…

KÖSTEBEK
İçimizdeki Sovyet kim?

Yönetmen Tomas Alfredson’ın geçtiğimiz hafta ölen yazar John le Carré’nin eserinden adapte ettiği “Köstebek” filmi, bir sızıntı hadisesine dair... Gary Oldman, Colin Firth, Tom Hardy, John Hurt ve Toby Jones gibi yıldızların rol aldığı eserde İngiliz istihbarat ajansı MI6’teki Sovyet köstebeğini bulmak için vazifeye geri dönen bir ajanın ihanet sarmalındaki mücadelesi işleniyor. Derinlikli ve yenilikçi bir casusu gerilimi olan “Köstebek” inanılmaz detaylarla dolu bir film... “Köstebek”, İstanbul sahnelerinden ötürü de Türk seyircinin dikkatini çeken casusluk filmlerinden oldu.

SNOWDEN
İfşacı casusun dünyası

Yönetmen Oliver Stone’un “Snowden” (2016) filmi ise ABD’de yaşanan büyük casusluk faciasının arka planına dair… NSA çalışanı Edward Snowden’ın Amerikan Devleti’nin insanların gizli bilgilerine ulaştığını ifşa etmesine odaklanılan filmde özgürlük ve demokrasi vurgusuyla siyasi bir zeminden ilerleniyor. Eser, aynı zamanda devletin suçladığı birinin aynı ülke sinemasında yüceltilmesi işi ki, Hollywood’da misalleri çok... Öte yandan her ne kadar filmde cevap bulmayacak olsanız da Snowden hadisenin düşündüreceği çok şey var...