MURAT ÖZTEKİN

Gravürler bir sanat eseri olmanın yanında fotoğrafın henüz keşfedilmediği günlerden “enstantaneler” sunan birer vesikaydı... İstanbul da hep Batılı gravürcülerin merakını celbetti; sayısız sanatçı şehrin camilerini, kulelerini ve Boğaz’ın eşsiz tepelerini kayıt altına aldı... Tabii, aralarında istihbarat maksatlı çizimler de yok değildi... Hâliyle İstanbul’a dair günümüze kadar sayısız gravür ulaştı... O İstanbul gravürlerinden bazıları şimdi bir sergi ile maziyi bugüne taşıyor. Galeri Kalem Güzeli Koleksiyonundan derlenen ve 17-20. arasında Baron de Phillip François von Gudenus gibi Batılı sanatçıların yaptığı eserler, Fatih Belediyesi Kadırga Sanat Galerilerinde açılan “İstanbul Gravürleri” adlı sergide teşhir ediliyor. Küratörlüğünü Fatih Ömeroğlu’nun yaptığı sergi, 15 Ocak’a kadar ziyaretçilerini ağırlayacak.

İSTANBUL’UN YERİ BAŞKAYDI    
Sorularımızı cevaplayan sergide yer alan eserlerin koleksiyoncusu İbrahim Hakkı Yiğit, mimari bir merakla İstanbul gravürlerine alaka duyduğunu, yıllardır eser topladığını söylüyor. İstanbul’un gravür sanatında mühim bir yeri olduğunu kaydeden Yiğit “Gravür sanatçılarının İstanbul’a ayrı bir hayranlığı vardı. Zira Osmanlı Devleti, bu eserlerin yapıldığı yıllarda dünyanın süper gücüydü ve İstanbul da onun başşehriydi. Fotoğrafın olmadığı o günlerde bazı gravürler istihbarat maksadıyla da çizilmişti.. Gravürleri eski devirlerin fotoğraf sanatı olarak da görebiliriz. Zira yapılan çizimler olabildiğince gerçeğe yakın. Batılı sanatçılar neredeyse binalardaki hat yazılarını bile birebir eserlerine çizmişler. Bizdeki Matrakçı Nasuh gibi sanatçılar da, minyatür sanatıyla bunu yapmış” ifadelerini kullanıyor.  


“İstanbul Gravürleri” sergisinde, koleksiyonunda yer alan eserlerden 70’e yakın gravürü sergilediklerini kaydeden Yiğit “İstanbul çok güzel silüetler veren bir şehir. Burada 17. ile 20. asır arasından şehrin değişik dönemlerini tasvir eden eserler var. Sur içindeki yedi tepenin görünüşü ayrı gravürlere yansımış. Bazı eserlerde İstanbul, panaromik şekilde tasvir edilmiş. Çizerler İstanbul binalarının iç mekân görünümlerini de gravürlerine yansıtmışlar. Bunu dışında mevlit ve saray merasimleri gibi sosyal ve siyasi ritüeller de gravürlere yansımış. Gravürler sadece sanat için yapılmamış, şehri görmeyenler için ilgilendirme işi olarak görülmüş” diye konuşuyor.
Gravürlerin farklı tekniklerle bugüne ulaştığını söyleyen Yiğit “Bu gravürler bakır baskı ve taş baskı usulleriyle basılmışlar. Dolayısıyla özgün birer eserler. Bunun yanında aralarında elle renklendirilmiş eserler de mevcut. Sanatçı bir taraftan bunu çok özel kâğıtlara, baskı yaparken aynı zamanda boyuyor. Aynı gravürlerin farklı boyanmış şekillerine de rastlayabiliyoruz. Bunlar nostaljik bir seyahat mahiyetinde. Her ustanın eserin lezzeti bir başka” diye konuşuyor.

KAYBOLAN BİNALARI GRAVÜRLER HABER VERİYOR!
İstanbul gravürlerinin şehirde yaşanan mimari değişimleri ve bugün var olmayan bazı yapıları gözler önüne serdiğini söyleyen İbrahim Hakkı Yiğit şöyle konuşuyor: Farklı görüşler olsa da, genelde gravürler şehri birebir yansıtmış. İstanbul gravürlerinde bazı yapılar değişik görünebiliyor. Bunlar zaman içerisindeki değişiklikleri bize haber veriyor. Mesela bazı gravürlerde Topkapı Sarayı’nın girişi şimdikinden farklı, öte yandan Sarayburnu’nda artık olmayan binalar tasvir edilmiş, İstanbul deniz surları çizilmiş. Bugüne ulaşmayan büyük kâgir anıtsal yapılar, eserlerde yer almış. 1500’lerin başında yapılar gravürlerde Süleymaniye yok mesela...