MURAT ÖZTEKİN

Türk hat sanatının gizli kahramanları var...  Necmeddin Okyay’ın talebelerinden olup Osmanlıdaki bazı hat türlerini sanata kazandıran, bazı hat tarzlarının da yok olmasına mâni olan Ali Alparslan da onlardan biri... Melami bir karakter sahip olan Alparslan, yüzlerce eser yazmasına rağmen öne çıkmadı, hiç şahsi sergi açmadı. Ancak, sanatçının talebeleri vefatının 15. yıl dönümünde hocalarının eserlerini ilk defa bir araya getirdi. Fatih Belediyesi Kadırga Sanat Galerilerinde açılan “Hattın Zarif Kalemi Ali Alparslan” isimli sergi, hat sanatçısına vefa mahiyetinde... Çeşitli koleksiyonlardan derlenen, 70’ten fazla hat eserinin teşhir edildiği sergi, 29 Ocak'a kadar görülebilecek. Biz de talebelerinden ve arkadaşlarından Ali Alparslan’ı dinledik...

KENDİNİ HEP SAKLADI
Sorularımızı cevaplayan serginin küratörü ve Ali Alparslan’ın talebesi Fatih Ömeroğlu, hocasının kıymetinin anlaşılamadığını kaydederek “Edebiyat profesörlüğünün yanında ‘Şeyhülhattatin’ mertebesine çıkmış bir sanatçıydı. Divani ve celi divani türünde yazıları Türk sanat tarihine katmış biriydi. Devletin yazışmalarında kullandığı bu yazı üsluplarını sanata kazandırdı. Alparslan’ın yetiştirdiği isimler arasında Davut Bektaş’tan İskender Pala’ya kadar sanat ve edebiyat camiasından tanınmış isimler var” diye konuşuyor. Alparslan’ın karakterine de değinen Ömeroğlu “Çok zarif bir insandı. Övülmeyi hiç sevmez, kendini anlatmazdı. Yürümesinden konuşmasına kadar her şeyi sanattı. Ali Alparslan, yazdıklarını satmaz, etrafındakilere hediye ederdi. Sanattaki yerine rağmen bugüne kadar hiç şahsi sergi açmayan Hoca’ya vefatının 15. yılında bir vefa borcuyla bu sergiyi açtık. Farklı şahsi koleksiyonlarda yer alan eserlerini toplamak için yüzden fazla kişiyle görüştük. Sonunda 32 farklı koleksiyoncudan 72 eser topladık. Herkes onun eserlerini çok iyi muhafaza etmiş” ifadelerini kullanıyor.  

BAZI YAZI TÜRLERİ UNUTULACAKTI
Alparslan’ın son icazetli talebesi olan tanınmış hat sanatçısı Mahmut Şahin, hocasını şu sözlerle anlatıyor: Çok şakacı, çok insancıl biriydi. Bunun yanında ciddi bir bilgi sahibiydi. Eserlerine “Tilmiz-i Necmeddin” (Necmeddin’in talebesi) diye imza atardı. Kendisini değil, hocası Necmeddin Okyay’ı öne çıkarırdı. Bu sebeple görünür olmadı ama son dönemde yetişmiş birçok isme hocalık yaptı. O olmasaydı Anadolu’da talik, rika ve divani yazı tarzlarını yazabilen kimse kalmazdı.

SANATTAN PARA KAZANMADI
Talebelerinden edebiyatçı Prof. Dr. Abdullah Uçman ise “Ali Hoca’yı, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde 1970’li yıllarda talebeyken tanıdım. Vefatına kadar devamlı irtibat hâlinde oldum.  Kendisi hat sanatını ihya eden kişilerin başında gelir. Rahmetli Süheyl Ünver, Osmanlıdaki talik yazının zirvesi olan Yesarilere atfen ‘Ali Alparslan çağımızın Yesarisidir’ demiştir. Ali Hoca, gerçekten mütevazı bir insandı. Sanattan para kazanmak gibi bir arzusu olmamıştı” şeklinde konuşuyor.

HAYRI VARDI, ‘HAYIR’I YOKTU!
Koleksiyonunda Ali Alparslan’ın eserleri bulunan sanatçı Zeki Kuşoğlu da onu şöyle anlatıyor: “Son dönemin derviş ruhlu sanatçılarından biriydi. “Kim ki mütevazıdır, insanların başının tacıdır” beytindeki gibi biriydi. Hiçbir isteğime hayır dediğini hatırlamıyorum. Kendisinde hayır vardı ama “hayır” yoktu! Ne yaptığını bilen usta bir hattattı. Esas güzel olan dünyadan terkidiyar ettikten sonra yaşamaktır. Ali Bey de onlardan biri olacaktır.