Kabul edilen teklif bizim için yok hükmündedir
Başbakan Erdoğan, sözde soykırımı inkarı cezalandıran düzenlemenin Fransa Senatosu'nda kabulünü "Türkiye için yok hükmünde" olarak değerlendirdi. "Sabır dönemindeyiz" diyen Erdoğan, yasa teklifine karşı oy kullanan senatörlerin Anayasa Konseyi'ne başvurmaları için gerekli girişimleri sürdürdüklerini açıkladı.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, sözde soykırımı inkara ceza öngören yasanın Fransa Senatosu'nda kabul edilmesini AK Parti Grubu'nda değerlendirdi. Düzenlemenin "çok az sayıda üyenin katılımıyla yapıldığına" dikkat çeken ve "Yine sipariş bir oylama" diyen Erdoğan, "Gerek Fransa Ulusal Meclisinde gerek senatoda kabul edilen bu teklif 127'ye 86 bizim için tamamen yok hükmündedir" diye konuştu.ULUDERE TAZMİNATI 123 BİN TL
MACARİSTAN MEDYASI KARARA GENİŞ YER VERDİ
SAADET PARTİLİLER FRANSA'YI PROTESTO ETTİ
BAHÇELİ: FRANSA AYNAYA BAKSIN KARANLIK SURATINI GÖRÜR
MİLLİ GÜVENLİK DERSİ KALDIRILIYOR
ORTAÇAĞ ZİHNİYETİ HORTLADI
Ortaçağ zihniyetinin yeniden horlatılması anlamına gelen bu karar açıkça Avrupa değerlerini ayaklar altına almakta aklı selimi ve sağduyuyu ortadan kaldırmaktadır" diyen Erdoğan, şöyle konuştu: "Bir yanlış yapıldığını tarihin parlamentolarda yazılamayacağını ifade ettik. Bu aşamada yasa teklifine karşı oy kullanan senatörlerin Anayasa Konseyi'ne başvurmaları için gerekli girişimleri sürdürüyoruz. Bu konuda 60 imzaya gerek var. Bu hatanın telafi edileceğine dair umudumuzu kaybetmiş değiliz. Bu umudu taşıyoruz"
"KÜÇÜK İNSANLAR" İÇİN PAYE VERMEYECEĞİZ
Türkiye öyle öyle büyük bir ülkedir ki, dostluğu büyük bir paye olduğu kadar, küçük insanlar için husumeti bile bir payedir" diyen Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: "Ama biz Fransa'daki ırkçı yaklaşıma bu payeyi bile vermeyeceğiz. Hiç kimsenin Türkiye ile kavga ediyorum deyip böbürlenmesine fırsat tanımayacağız. Hiç kimsenin Türkiye üzerinden siyasi rant sağlama girişimine imkan vermeyeceğiz.
DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜ KATLİAMI
Ben buradan Fransa Parlamentosu'ndaki sağduyulu üyelere sesleniyorum. Buradan Fransız entellektüellerine, sağ duyulu Fransız halkına sesleniyorum. Fransa Ulusal Meclisinde ardından senatoda yapılan oylama ve kabul edilen teklif aleni bir ayrımcılıktır, ırkçılıktır, çok açık şekilde düşünce özgülüğü katliamdır. Yapılan Türkiye düşmanlığı üzerinden oy devşirme çabasıdır. Yapılan Fransa tarihine olduğu kadar Avrupa tarihine de haksızlıktır insafsızlıktır.Bu ayrımcı ırkçı yaklaşımlara karşı tepkisiz, sessiz kalanlar Avrupa'da faşizmin ayak seslerini duymama gibi bir vebalin altına gireler.
Bu mesele bir Türkiye- Fransa meselesi değildir: Bu mesele bir Ermenistan-Fransa meselesi de değildir. Bu mesele bir ayrımcılık, ırkçılık meselesidir: Fransa ulusal meclisinin sağduyulu üyeleri, Fransa kamuoyunu bu tehlikeli tırmanış noktasında özellikle uyarmak istiyorum. Burada şu ironik noktaya dikkatinizi çekiyorum.
SARKOZY OSMANLI İLE KESİŞİYOR
Nicoals Sarkosszyi'nin büyük babası Selanik'te Osmanlı topraklarında doğmuş bir kişidir: Sarkozy'inn dedesi İspanya'dan kovalan Osmanlı'nın kucak açtığı Musevilerdendir. Ne kadar Türkiye düşmanlık yaparsa yapsın soyu Osmanlıya dayanan tarihi Türkiye ile kesişen biridir: Ne kadar düşmanlık sergilerse sergilesin, ne kadar ırkçı tutum takınırsa takınsın geçmişisin silip atamayacak Osmanlı hoşgörüsüne gölge düşürümeyecektir.
SABIR DÖNEMİNDEYİZ
Fransa'daki bu küçük ırkçı zihniyete, Türkiye ile kavga ediyor payesini vermeyeceğiz. Biz tarihiyle kültürüyle milletiyle büyük bir ülkeye yaraşır şekilde sağduyulu ve vakur bir tavır takınacağız. Daha önce ifade etmiştik, etap etap yaptırımlarımızı uygulamaya koyacak, hiçbir geri adım atmadan bunları kararlılıkla uygulaycağız. Şu anda hala sabır dönemindeyiz. Sabrediyoruz. Sürecin nasıl şekilleneceğini hep birlikte izliyoruz. Gelişmelerin seyrine göre gereken tutumu ortaya koyacak, eylem planınızı kamu oyuyla paylaşacağız. Fransa halkının da çok tırmanan ayrımcılık noktasında daha duyarlı olacaklarına inanıyor, Sarkozy ve dostlarını, yandaşlarını Fransız halkının takdirlerine havale ediyoruz."
MALİKİ'YE "İÇİŞLERİNE KARIŞMA" CEVABI
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Türkiye içişlerimize karışmasın" diyen Başbakan Nuri el Maliki'ye "On binlerce km uzaktan gelenlere 'hoş geldiniz' diyeceksiniz, Türkiye'ye karşı 'Türkiye bizim içişlerimize karışıyor diyeceksiniz. Bu nasıl ülke yönetme anlayışıdır" diye cevap verdi. Erdoğan, Irak ve Suriye'deki gelişmelerin komşu ülkeler olarak Türkiye ve İran'ı yakından ilgilendirdiğini söyledi. Erdoğan, Türkiye'nin ne Suriye'de ne de Irak'ta herhangi bir etnik grubun ya da herhangi bir mezhebin yanında veya karşısında olmadığını bildirdi. Erdoğan, bölgedeki her meseleye Türkiye'nin "barış merceğinden" baktığını vurgularken, yeni mezhep çatışmalarını da önleyebilmek için gayret gösterdiğini bildirdi. Bölge ülkelerine "Biz bölgemizdeki tüm ülkelerin de böyle bir hissiyatla meselelere yaklaşmasını bekliyoruz" çağrısını yapan Erdoğan, Irak Başbakanı Maliki'nin "Türkiye içişlerimize karışıyor" açıklamasına da cevap verdi.
"ABD'YE "HOŞ GELDİN TÜRKİYE'YE KARIŞIYOR" DİYECEKSİN
Maliki'nin sözlerini "çok çirkin ve talihsiz" olarak niteleyen Erdoğan, ABD müdahalesi sırasındaki tezkere oylamalarını hatırlattı. Erdoğan, Maliki'ye şu uyarılarda bulundu: "Parlamentomuzda biliyorsunuz iki ayrı bu konuyla ilgili tezkere oylaması yapıldı. Birincide ret, ikinci de olumlu netice çıkmasına rağmen Irak'taki kardeşlerimiz bizim oraya girmemizi istemediklerini için biz Irak'a girmedik. Aksi takdirde Türkiye'de şu anda Irak'ta olacaktı. Ama girmedik. Neden? Çünkü biz istenmediğimiz yerde olmayız. Sayın Maliki'nin şunu bilmesi gerekiyor: Siz, bir mezhep kavgası içerisinde eğer Irak'ta böyle bir çatışma sürecini başlatırsanız, bunu da bizim sessiz kalmamız mümkün değildir. Çünkü biz sizlerle sınır komşusuyuz. Sizler, Irak'la yakından uzaktan ilişkisi olmayan binlerce, on binlerce km uzaktan gelenlere 'hoş geldiniz' diyeceksiniz, onları evinizde ağırlayacaksınız, onlara yönelik en ufak sesiniz olmayacak, sınır komşunuz Türkiye'ye karşı 'Türkiye bizim içişlerimize karışıyor diyeceksiniz. Bu nasıl ülke yönetme anlayışıdır. Önce burada söylediklerini kulaklarının duyması lazım
HZ ALİ'NİN SÖZÜ İLE ÇAĞRI
Hz. Ali'nin şu sözünü defalarca ifade ettim. 'Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır'. Irak yönetimi eğer Kerbela hadisesini ve yüzyıllardır akan kanı, dini değerlerimizi yeterince dikkate almıyorsa, Hz. Ali efendimizin sözünü kendisine ibret olarak almalı ve dilsiz şeytan olmaktan ve Yezid'in izinden gitmekten bir an önce sakınmalıdır. Ne Irak'ta ne Suriye'de gün çıkar peşinde koşma, ininsiyatif mücadelesi verme günü değildir. İki ülkede kan akarken siyasi polemiklerle zaman kazanma günü de değildir. Gün özeleştiri yapma, sağduyulu yaklaşım sergileme günüdür."
İMAM HATİPLİLERDEN NEDEN RAHATSIZSINIZ?
Başbakan Erdoğan, çocuklarını kaybeden annelerin gözyaşını dindirmek için, insanı yaşat ki insan yaşasın zihniyeti ile ölenin etnik kökenine, mesleğine, mezhebine bakmadan "canlar solmasın, hayatlar sönmesin" diye bu yola çıktıklarını söyledi.
Güvenlik güçlerinin mağaradaki teröristlere yönelik tavırlarının görüldüğünü belirten Erdoğan, şöyle konuştu:
"O çocuk yaştaki teröristi çıkarmak için saatlerce bir generalin nasıl dil döktüğünü gördünüz. Kışın soğuğunda askerin parkasını çıkarıp teröristin üzerine örttüğünü hepiniz gördünüz değil mi? '5 yıldır annemi görmüyorum" diyen çocuk teröriste 'Seni annene götüreceğim' dendiğinde o çocuğun nasıl hıçkırıklarla ağladığını gördünüz değil mi? Öbür tarafta 'silah Kürtlerin güvencesidir' diyerek, bu çocukları dağa çıkmaya teşvik edenlerin vicdanı, insafı olabilir mi? Şu anda bu çatının altında. Bunlar acının istismarını, kanın ticaretini yaparlar. İşte Uludere olayı, hemen ardından biraraya gelmişler, kahkahalarla adeta kutlama partisi yapıyorlar. Bunlar ölmeyi, öldürmeyi teşvik ederler. Biz ise sabırla, sağduyuyla, kararlılıkla yaşatmanın mücadelesini vermeye devam ediyoruz."
Başbakan Erdoğan, sadece kendi dönemlerinde vuku bulan hadiseleri değil, kendilerinden önce yaşanmış acı hadiselerin de izini sürmeye, onların da hesabını sormaya devam edeceklerini ifade ederek, hiçbir hadise "faili meçhul kalmasın" diye uğraştıklarını bildirdi. Erdoğan, şunları söyledi:
"Şu anda 19 tane kemiğe ulaşıldı. Savcılık böyle bir çalışma yaparken, yürütme 'niye bu çalışmayı yapıyorsun, bunu sümenaltı et...' Var mı böyle bir şey? Bize kadar niçin bunlar yapılamıyordu? Ama şimdi yapılıyor. Ey yazılı medyanın bir kısmı, bunları görmüyor musun? AK Parti iktidarını Ankara'ya teslim olan iktidar olarak gösterenlere sesleniyorum: AK Parti iktidarı Ankara'ya teslim olmadı, Ankara'da kalkınmanın, adaletin temsilini gerçekleştirdi. 12 Eylül halk oylaması öncesinde bu kürsüden sizlere 12 Eylül sonrasında idam edilmiş olan Mustafa Pevlivanoğlu'nun mektubunu okumuştum. Aynen şöyle diyordu: 'Eğer benim bir günahım varsa, Cenab-ı Allah'ın huzurunda çekmeye hazırım, yok bir yanlışlık sonucu ölümüme karar verenler, idam edenler Allah'tan bulsunlar.' Mustafa Pevlivanoğlu'nun Allah'tan bulsunlar dediği o kişiler işte bugün, 32 yıl sonra yargının karşısına çıktılar.
Sadece Mustafa Pevlivanoğlu'nun değil, onun gibi nice fidanın, nice gencin hesabı bugün soruluyor. Anamuhalefetin lideri galiba Dersim'li değil mi? Dersim. Dersim'de yargısız infaz edilenleri nasıl Türkiye'nin gündemine biz taşıdıysak, kirli senaryoları nasıl deşifre ettiysek, toprağın altındaki silahları nasıl biz çıkardıysak, işte bugün de toprağın altındaki faili meçhullerin cesetlerini gün yüzüne çıkarıyoruz. Hiçbir istisna kabul etmiyoruz. Ama bazılarının gözü var görmez, kulağı var duymaz, ağzı var konuşamaz. Çünkü, kalpler... 1960'ların 1970'lerin, 1980'lerin o baskıcı, otoriter, antidemokratik dönemlerinde nice insanımızı, değerimizi kaybettik. Kimi darağaçlarında soldu gitti. Faili meçhullerle nice değerimizi yitirdik. 1990'larda bu ülke faili meçhuller arenasına dönmüştü."
Başbakan Erdoğan, 19 yıl önce 24 Ocak günü Uğur Mumcu'nun ve Gaffar Okkan'ın katledildiğini söyledi.
Bu meselelerin üzerinin o dönemlerde örtüldüğünü belirten Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti:
"Bütün bu yıllarda kimi yurtdışına kaçtı, vatan hasretiyle gurbette hayata veda etti. Rahmetli Özal döneminde, Cem Karaca gibi vatanına dönebilenler olsa da Ahmet Kaya gibi vatan hasretiyle ölen sanatçılarımız da oldu. Ben 3 Eylül 2010'da yine bir faili meçhul olan Musa Anter'in ismini andım. O konuşmayı gözyaşları içinde dinleyen Musa Anter'in oğlu Anter Anter bana sonradan mektup gönderdi. Şu satırları yazdı: 'Sayın Başbakanım ben Musa Anter'in oğlu Anter Anter'im, 43 senedir memleketime gidemiyorum, 67 yaşıma geldim. Memleketi girişimin yasaklanmasının sebebini hala bilmiyorum. Siz mazlumların umudu oldunuz. Hiç olmazsa bir kere olsun, babamın mezarına gidip Fatiha okumama izin veriniz' diyor. Hemen araştırdık, böyle bir izin yetkimizin olduğunu gördük, geçtiğimiz hafta memleketine geldi ve aynen şu ifadeyi kullandı: 'Suadiye'ye giderken arabayı durdurdum, aşağı indim, ağladım. Burası benim büyüdüğüm sokaklar, çok değişmiş, çok özlemişim. Sabah kahvaltı ettik, Bağdat Caddesine gittik, özlemişim, simit yedim.'
Bu ülke ve millet çok büyük acılar yaşadı. Son 50 yılda, son yüzyılda değil, neredeyse 2 asır öncesinden gelen çok büyük acılara şahit olduk. Bazılarının sabırsızlığını çok iyi anlıyoruz. Ama iki asırdır büyük acılar yaşayan bu toprakları bir gecede gülistana çevirmenin mümkün olmadığını da görmek zorundayız. Keşke elimizde sihirli bir değnek olsa da bütün o karanlık sayfaları açsak, bütün o kirli işleri deşifre etsek, Türkiye'yi bütün safralarından bir anda kurtarabilsek ama bunu öyle bir anda yapabilmek mümkün değil. Karşımızda 150 yıl öncesinin ittihak terakki zihniyetini taşıyan CHP var; karşımızda Doğu ve Güneydoğunun CHP'si ve ittihak terakkisi olmaya özenen BDP var. CHP Genel Başkanı hakkında hazırlanan fezlekeden yola çıkıp darağacını telaffuz etmeye kadar gitti. Bu ülkede CHP, sadece ve sadece bir nedenle darağacına çıkmıştır, yağlı ipliği masum insanların boynuna geçirmek için."
Başbakan Erdoğan, Anter Anter'in sözlerini okurken duygulandı.
Başbakan Erdoğan, "Sayın Kılıçdaroğlu bunları bilmiyorsa, sahip çıktığı, kahraman ilan ettiği, adını Yenimahalle'de parka verdiği Ali Çetinkaya'nın idam kararlarına baksın. Sayın Kılıçdaroğlu, bunları bilmiyorsa İstiklal Mahkemelerine, 3 Ali'ler divanına baksın. Gitsin 27 Mayıs'a, Yassıada duruşmalarına baksın. Gitsin, 12 Haziran seçimlerinde yol arkadaşlığı yaptığı, o eski Başbakan döneminde idam edilen 3 gence baksın. Hiçbirini göremiyorsa otomobil farıyla aydınlatılan bir gece mahkemesinde Seyit Rıza'nın nasıl idama mahkum edildiğine baksın" diye konuştu.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'na, "Gözlerin var ama göremiyorsun" diye seslenen Erdoğan, Kılıçdaroğlu'nun, "fezleke ve Silivri" diyerek; yargıya, hakimlere ve savcılara en galiz şekilde hakaret ederek Dersim'i unutturamayacağını, üzerini örtemeyeceğini söyledi.
Erdoğan, Kılıçdaroğlu'nun gündemi değiştirdiğini zannettiğini ifade ederek, şöyle konuştu:
"Ama şunu bilsin ki bu ülkede yargının bağımsızlığı tartışmaları tıpkı Dersim faciası gibi CHP'nin bir eseridir. Dersim faciası 1939'da bitmiştir ama bağımlı yargının faciaları 12 Eylül 2010 tarihine kadar devam etmiştir. Bugün artık bağımlı yargı yok, birilerinin arka bahçesi bir yargı yok, artık bugün milletin yargısı var. 12 Eylül halkoylaması yargı için milattır ve birilerinin sultasından kurtulup bağımsız olma yönünde çok önemli bir sürece girmiştir. Esasen CHP'nin rahatsızlığı da işte bu yeni süreçtir. Bu feryat, artık kendi militanlarını yargıya yerleştiremeyen bir zihniyetin feryadıdır. Sıkıntı buradan geliyor. On yıllardır biri Anayasa Mahkemesinin önünde, diğeri Danıştay'ın önünde 2 nöbetçi kulübesi kurdular. Oradan yürütmenin adete elini, kolunu bağladılar, aslında bizim bir bedelle de CHP için çıkarmamız gerekiyor. Yoksa bunların Anayasa Mahkemesi ve Danıştay önündeki nöbetleri bitmeyecek.
İşte en son katsayı düzenlemesini bir kez daha Danıştay'a götürdüler. Dürüst ol be dürüst. Ziyarete geldikleri zaman, hepsine bakıyorsun elma şekeri dağıtıyor. Zihniyet hiç değişmiyor arkadaşlar. Dersim'deki zihniyet neyse bugün CHP'daki zihniyet aynı, değişmiyor. 27 Mayıs'taki, 28 Şubat'taki zihniyet neyse, bugün CHP'daki zihniyet o. Siz bu imam hatiplerden neden rahatsız oluyorsunuz? Niçin bu imam hatipler sizi bu kadar rahatsız ediyor? Meslek liselerinden neden rahatsız oluyorsunuz? Bu okullarda okuyan çocuklar bu ülkenin evlatları değil mi? İmam hatip okulunda bu çocuklar ne öğreniyor, ne okuyor? Düz lisede ne okuyorsa onları okuyor, onun yanında da dinini ilgilendiren dersleri okuyor. Bu seni niye bu kadar rahatsız ediyor? Bir yarış, herkes hangi imtihana tabi ise o da o imtihana giriyor. Kazanıp da üniversitelerde herhangi bir yere devam ediyorsa, bu, bunları rahatsız ediyor. Niye? Dindar bir nesil gelmesin. Herhalde bundan. Diğerlerinde de bu ülkenin evlatları okuyor. Ama biz batı toplumlarında nasıl ki yüzde 65, yüzde 70 meslek liseleri varsa, Türkiye de artık aynen batı toplumlarında olduğu gibi yüzde 60-65-70 meslek liselerine döneceğiz. Çünkü, her gencimizin, yavrumuzun bileğine altın bilezik takacağız. Bu, endüstri meslek liseleri de olsa böyle, ticaret de olsa böyle, makinede, motorda, aklınıza ne gelirse ima hatipte böyle."
Erdoğan, "Kapıcının çocuğu siyasal bilgiler fakültesine giriyor, bundan rahatsız oluyorlar. Köylü Ahmet amcanın oğlu hukuk fakültesine giriyor, bundan rahatsız oluyorlar. Hakkari'deki çoban, İstanbul'da kağıt toplayan yoksul, Merter'deki işçinin oğlu, Keçiören'deki gecekondulunun çocuğu mimar, mühendis, gazeteci oluyor, CHP bundan rahatsızlık duyuyor" diye konuştu.
"Anadolu'nun yoksul ve gazi evlatları gelip iyi eğitim alıp memleketin idaresinde söz sahibi olunca bunların iktidarı sarsılıyor. Hiç kusura bakmayın 27 Mayıs'ı da 28 Şubat'ı da bu zihniyetle yaptılar" diyen Erdoğan, her ne yaparlarsa yapsınlar, Anadolu'nun yürüyüşünü asla ve asla durduramayacaklarını bildirdi.
Başbakan Erdoğan, Bu mücadeleyi tek başlarına, milletle birlikte yürüttüklerini ifade ederek, "Kapatılma tehditlerine, müdahale, tehditlerine tahriklere ve provokasyonlara rağmen bir mücadele yürütüyoruz. Biz 5 yılın 10 yılın değil, asırlara sahip köhne bir zihniyeti değiştirmenin, Türkiye'yi en ideal anlamda ileri demokratik standartlara kavuşturmanın mücadelesini yürütüyoruz. Biz, 'akşam yatıp sabah kalkıp, farklı bir Türkiye'ye uyanılacak' vaadini vermiyoruz. Ama biz geri dönülemez bir değişimi, dönüşümü, aydınlık yarınlara kapı aralayan bir süreci cesaretle götürüyoruz" diye konuştu.
Bizi Takip Edin
YORUMLAR
