BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

İşimiz antikalarla

İrfan Özfatura
Facebook

Fatih Usta zoru seviyor, asırlık masa, duvar, fayton saatlerini tamir edip tıkır tıkır işletiyor.

Çarşı saatçisi bu parça değişecek der ve değiştirir ama antika saatlerde işler öyle yürümüyor. Hele kule saatleri! Belki bir adet üretildi, eşi benzeri yok dünyada. Aşınan parçayı yeniden imal etmeniz gerekiyor. Kule deyince duracaksınız, bunlar genellikle kuş yuvası. Yüzlerce güvercine mekân oluyor. Mukimleri bıkmadan çalı çırpı taşıyor, yumurtluyor, kuluçkaya yatıyor, gübreliyor ve hatta orada ölüyor. Tüyü teleği tozu piresi saatin ayarını bozuyor. Örümceklerin cürmü küçük ama ağları felaket toz tutuyor. Zaten kule saatçilerinin ilk işi “iyi bir temizlik” oluyor.
Malum Anadolu ve Rumeli’nin birçok yerinde kule saatlerimiz var. Bilhassa II. Abdülhamid Han vakit meselesini ciddiye alıyor. Gidin bir kasabaya. İdadi, rüştiye, kaymakamlık binası ve saat kulesi… Paket program! Mimar geldi mi hepsini birden çıkarıyor.
Bu saat kulelerinden biri de Yenişehir de yapılıyor ama talihsiz bir yangınla harap oluyor. Halk bir araya gelip, kuleyi tekrar bina ediyor tamam. Peki ya saat n’olcak?
Kasabanın kendi hâlinde saatçisi Nuri Usta öne çıkıyor, “bana bırakın” diyor, “yaparız evelallah!”
Malzemenin kıt olduğu yıllar, ne yay, ne de dişli var. Ama nasıl ediyorsa ediyor, makineyi yuvasına takıyor. (1939) Alet tıkır tıkır çalışıyor, ne ileri, ne geri, ne takılma, ne arıza. Cep ve kol saatlerinin bile 3 yılda bir bakımı yapılır, onu unutuyorlar âdeta. Aradan geçen 80 yıldan sonra bir baktıralım diyorlar.
Bundan kim anlar, kim anlar? Adres Fatih Serhat Yurtdakal’a çıkıyor.
Fatih Usta saati görünce vuruluyor âdeta. Bu çok nadir bir parça. Türk saatçiliğinin medarıiftiharı. Kuleye konsa yazık olacak, hâlbuki hususi bir yerde sergilenecek olsa, çocuklarımıza anlatılsa...
Bunu yapan usta özbeöz Yenişehirli, torunları hâlâ hayatta, yapıldığı dönem ve yeri itibarıyla çok önemli. Kuytu bir kasabada, böyle bir şaheserin yapılması kitaplık mevzu aslında.

AİLEDEN SANATKÂR
Gelelim Fatih Usta’ya. Kendisi aileden torna frezeci. Uzun yıllar Belçika’da silah fabrikalarında çalışıyor, sonra saatçiliğe merak salıyor ve Avrupalı sanatkârlardan çok şey öğreniyor.
“Mekaniğe aşinaydım ama saat ayrı bir âlem” diyor, “mantıkları çok farklı aslında.”
Onu ilk defa Erzurum Kültür Müdürü keşfediyor. Belçika’ya ulaşıp “Güzel kardeşim” diyor, “bizim Tepsi Minaremizin saati sizlere ömür, bi gelip bakabilir misin acaba?”
Olacak bu ya, o da memleketine (Sivas’a) gitmek üzere çıkmış yola. Hazır oraya kadar gitmişken uzanıyor Erzurum’a. Karşısına Jet marka çok eski bir İngiliz saati çıkıyor. Yapılması gereken ilk şey ne? Temizlik, o da onu yapıyor. Hani derler ya usta eli değince çalışır, saat yürümeye başlıyor. Kulenin karşısındaki bir lokantaya oturuyorlar. Cağ kebaplarını yiyorlar saat tıkırında, kadayıf dolmalar geliyor hâlâ ayarında, kıtlama çaylar da içiliyor ne eksiği var ne fazla. Vedalaşıp ayrılıyorlar o gün bu gün sıkıntı çıkmıyor.
Ama yıllardır yatan Ladik Kulesi’nin saati ağır vaka. Öyle suni teneffüs ile kalkacak gibi değil ayağa. Zamanında Samsun’dan gelmiş, hani o meşhur zelzeleden sonra. Asrı fazlasıyla devirmiş çeyrek çalarlı bir Alman saati.
Fatih Usta “Baktım saat tamiri fazlasıyla hak ediyor, çünkü değerli bir parça. Belediye Başkanı’mız da çok istekliydi. Söktük dağıttık, eksiklerini tamamladık, âdeta yeniden yaptık, döndü hayata. Ve 15 yıldır çalışmayan alet vakit tutmaya başladı sonunda” diyor.

YAŞINI BAŞINI ALMIŞLAR
Fatih Usta piyasada satılan saatlerle ilgilenmiyor “Bana parçası olmayan hikâyesi olan antikalarla gelin” diyor, “yaşını başını almışlarla. Elimden geçen saatlerin hiçbirini unutmam mümkün değil. Bak arkandaki saat Osmanlı pazarı için yapılmış mesela. Vasati kadranlı, ustası 1790’da vefat etmiş. Şunu ise bir şato müzayedesinden aldık. İçinde bir kâğıt bulduk yıllar sonra “Annemin evinden çıkardığımız Durbi marka saat... Tarih 1819” yazıyor. Düşünün evveli de var daha. Burada hikâyeler asırlık, beş on yılın esamisi okunmuyor.
Antika saatlerin yapıldığı şehirler farklıdır. Biz baktık mı hangi bölgenin malı olduğunu anlarız, ayaklarındaki burgular Napolyon dönemine mi Şarl dönemine mi ait olduğunu fısıldar. Hele içi açılırsa çok şey söyler erbabına. Mesela şu Graham eşarpman sistemi ile yapılmış farklı bir saat. Zaten bizim için pahalı olması değil ‘farklı’ olması önemli. Şunlar fayton saati artık yok üretilmiyor. 1600 ila 1700 yıllarında yapılan bütün İngiliz saatlerinde 12’nin altında bir yazı vardır. ‘Tempus vujit eternites manet’ Zaman akar, sonsuzluk kalıcıdır. Şurada gördüğünüz gibi mesela.”

O BİR HEZARFEN
Bursa saatçilerinden Hayrettin Akpınar da Yenişehirli Nuri Usta’nın saatine hayran kalmış. Görünce çok şaşırdım diyor, kuytu bir kasabanın saatçisi farklı sistemler kullanmış ve kesinlikle fark atmış akranlarına. Saat tek makineyle çalışmasına rağmen kulenin iki yüzünde alafranga, iki yüzünde ise alaturka kadranlar var. Birinde rakamlar Avrupai, öbürü ay yıldızlı bize has. Yani tek makine dört akrep, dört yelkovan ve dört saniyeyi (tam 12 kolu) çeviriyor. Ki o güne kadar hiçbir kule saatinde (Alman Fransız ve İsviçre dâhil) saniye yok, bunda var. Yapıldığı yıllarda Anadolu çöl gibi, adamcağız bronz bile bulamamış, kurtuluş savaşında Yunanlıların attığı mermi kovanlarını eritip döküm yapmış. Bakıyoruz dişlilere, kusursuz bir işçilik. Döküm asıl işi değil oysa. Şimdiki gibi torna tesviye aletleri de yok, oturup eğeyle şekillendiriyor.

İŞÇİLİĞİ KUSURSUZ
O kadar temiz çalışmış, öyle tasarımlar yapmış ki anlatılamaz. Hâlbuki o zarafeti, o teferruatı halk göremeyecek, sadece kuleye çıkan farkına varacak, o da varırsa. Demek ki işine saygısı çok fazla. Biliyorsunuz bu saatler ağırlıkla çalışırlar, taş kullansa aşınıp okkası değişebilir, bu yüzden yine top mermileri asmış halkaya. Haftada bir gün ağırlığı yükseltiyorlar, mermi aşağıya ininceye kadar saati çalıştırıyor. Zaten kulede olmanın avantajı bu, in in bitmiyor.
Nuri Usta, Yenişehir elektrik trafosunu da kurmuş, küçük lokomotifler yapmış ayrıca. Bunlar İzmir Fuarında sergilenmiş o yıllarda. Sonra mikroskop üzerinde çalışmış ve yaptığı fotoğraf makinesi ile kendini fotoğraflamayı başarmış. Yani hezarfen (bin fenli) bir adam. Şöyle bakarsanız optik - elektrik arası çok geniş bir saha, mekanik dehası zaten ortada, ah bir de hükûmet elinden tutuyor olsa…

NEDEN OLMASIN?
Osmanlı saatçilerinin Avrupalı meslektaşlarından aşağı kalır yanı yok. Hatta bir Mehmet Şükrü Efendi’ye, bir Ahmed Eflâki Dede’ye ulaşabilecek sanatkâr çok az dünyada.
Ecdat genellikle cep ve saray saati yapıyor, tabii ki baştan ayağa el işi, camından kasasına her şeyi ile kendi uğraşıyor. Hâl böyle olunca ömürleri 8-10 saate yetiyor anca. Sanayii devriminden sonra treni kaçırıyoruz, kol saati yayıldığında mesafe iyice açılıyor.
Ben yerli bir saat markası için çok mücadele verdim. Bu sektör en az millî otomobil kadar önemli. Fatih kardeşimizin Bursa’da olması büyük şans, inanın dışarıda da ses getiren fevkalade saatler yapabiliriz. Bu güne kadar pazar olduğumuz yeter, artık çıkma zamanı geldi meydana!

 

  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
613125 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/irfan-ozfatura/613125.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT