ABD Venezuela’yı neden bombaladı? Petrolden Çin’e, Gazze’den Maduro’ya uzanan denklem
ABD, saatler süren operasyonun ardından Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşini yakalayarak ülke dışına çıkardı.
Washington uzun süredir adım adım kurduğu baskı stratejisinin en sert aşamasına gelindi.
Trump'ın ikinci döneminden sonra Venezuela’ya yönelik baskı sürecini kademeli şekilde sertleştirdi.
2017’den itibaren yaptırımlar devreye alındı, Venezuela yönetiminin ABD finans sistemine erişimi kesildi. Borçlanma, dijital varlıklar, altın sektörü ve devlet tahvilleri hedef alındı. Söz konusu hamlelerle birlikte petrol gelirlerine bağımlı Venezuela’nın dış kaynağa ulaşmasını büyük ölçüde tıkadı.
Gözler şimdi tek soruya çevrildi: Trump Venezuela’dan ne istiyor?
PETROL DOSYASI
Venezuela dünyanın en zengin petrol kaynağına sahip ülke.
Donald Trump, Beyaz Saray’a dönüşünün ardından dış politikada en agresif hamlelerinden birini Venezuela’ya karşı yaptı. ABD, Karayipler ve Pasifik’te askeri varlığını artırdı, Venezuela açıklarında petrol tankerlerine el koydu, Maduro yönetimini suç ve kartel ağlarıyla ilişkilendirdi. Baskı çemberi kısa sürede daraltıldı.
ABD açısından Venezuela’yı stratejik kılan temel unsur da bu devasa rezervler ve ülkenin ürettiği ağır ham petrolün Amerikan rafinerileri için teknik olarak son derece uygun olması.
Uzun yıllar boyunca Venezuela petrolünün en büyük alıcısı ABD oldu. Grafiklerin de gösterdiği gibi, Venezuela üretimi düşse bile ABD ithalatı kritik bir pay tuttu. Yaptırımlar öncesinde Venezuela petrolü, özellikle ABD’nin Körfez kıyısındaki rafinerilerinde önemli bir boşluğu dolduruyordu.
ABD, Maduro yönetiminin petrol gelirlerini kontrol ederek ayakta kaldığını savunuyor. Bu nedenle tanker el koymaları, yaptırımlar ve askeri baskı, doğrudan petrol gelir akışını kesmeye yönelik adımlar olarak görülüyor. Washington’a göre bu gelirler suç ağlarını ve yasa dışı faaliyetleri finanse ediyor.
Trump yönetimi, Venezuela petrolünün ya ABD denetimine girmesini ya da Maduro sonrası kurulacak yeni bir yönetimle Amerikan şirketlerine yeniden açılmasını hedefliyor. ABD basınında sıkça dile getirilen senaryo, Maduro’nun devre dışı kalması halinde yaptırımların gevşetilmesi ve Chevron başta olmak üzere ABD’li enerji şirketlerinin Venezuela’da daha yoğun faaliyet göstermesi.
Bir diğer boyut da küresel enerji dengesi. ABD, Çin’in Venezuela petrolündeki ağırlığını kırmak istiyor. Son yıllarda Venezuela petrolünün en büyük alıcısı Çin haline geldi. Washington, bu hattı zayıflatmayı stratejik bir kazanç olarak görüyor.
Trump’ın Venezuela hamlesinde petrol tali bir unsur değil, merkezde duran dosya.
GÖÇ VE GÜVENLİK
ABD yönetimi, yüz binlerce Venezuelalının ABD’ye göçünden Maduro’yu sorumlu tutuyor. Trump, kanıt sunmadan Maduro’nun hapishaneleri ve akıl hastanelerini boşalttığını, bu kişilerin ABD’ye yönlendirildiğini öne sürmüştü.
Washington’a göre operasyon, düzensiz göç ve güvenlik tehdidine karşı atılmış bir adım.
UYUŞTURUCU İDDİALARI
Trump yönetimi, Tren de Aragua ve Cartel de los Soles adlı yapılanmaları “yabancı terör örgütü” ilan etti. ABD, bu yapıların doğrudan Venezuela yönetimiyle bağlantılı olduğunu savunuyor. Maduro ise bu suçlamaları reddediyor ve ABD’nin uyuşturucu söylemini baskı aracı olarak kullandığını yinelemişti.
İLK AMBARGO 2005'TE
ABD, 2005 yılından bu yana Venezuela'ya ambargo uygulamaya başladı, 2017'den sonra yaptırımlar daha da ağırlaştı.
Trump, başkanlığının ilk döneminde 2019'da Venezuela'nın devlet petrol şirketi "Petroleos de Venezuela"dan tüm ham petrol ithalatını durdurmuştu. Trump'tan sonra iktidara gelen Joe Biden, akaryakıt fiyatlarını düşürebilmek için 2022'de Amerikan petrol devi Chevron'a Venezuela'da faaliyet izni verdi.
ABD ASKERLERİ
ABD, Karayipler’e 15 bin asker konuşlandırdı. Bölgeye uçak gemileri, güdümlü füze destroyerleri ve amfibi saldırı gemileri sevk edildi. USS Gerald Ford’un da bu filoda yer alması, Venezuela’ya yönelik askeri baskının boyutunu ortaya koydu.
Panama müdahalesinden bu yana bölgedeki en büyük yığınak olarak değerlendiriliyor.
REJİM DEĞİŞİKLİĞİ İÇİN Mİ?
Trump, bugünkü açıklamalarında doğrudan “rejim değişikliği” ifadesini kullanmadı. Ancak daha önce Nicolas Maduro’ya ülkeyi terk etmesi için süre tanınması, CIA’ye Venezuela içinde gizli operasyon yetkisi verilmesi ve son askeri hamleler, Washington’un hedefinin yalnızca güvenlik başlığıyla sınırlı olmadığını gösterdi.
ABD yönetimi, Maduro’yu Venezuela’nın meşru devlet başkanı olarak tanımıyor. Washington, 2018 ve 2024 seçimlerinin geçerli olmadığını savunuyor ve muhalefetin adayı Edmundo González’i meşru lider olarak görüyor.
Caracas yönetimi ise ABD’nin asıl amacının Venezuela’nın enerji kaynaklarını kontrol altına almak olduğunu ileri sürmüştü.
GAZZE
Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro, ABD’nin askeri baskısına karşı Gazze örneğini gündeme getirmiş, Latin Amerika’nın “yeni bir Gazze’ye dönüştürülmek istendiğini” söyleyerek sert tepki göstermişti. Maduro, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarını açık biçimde kınamış, Filistin’e destek verdiğini vurgulamış ve ABD ile İsrail’in bölgesel politikalarını eleştirmişti.
Bu süreçte İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ABD’nin Venezuela’ya yönelik hamlelerine siyasi olarak destek verdiği, Washington ile aynı çizgide hareket ettiği de uluslararası basında yer alan değerlendirmeler arasında gösterildi.
Muhalefetin önde gelen isimlerinden María Corina Machado, 2018 yılında İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’dan, Venezuela’ya yönelik bir müdahale için Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi nezdinde aracılık yapmasını talep etmişti.
Machado’nun liderliğini yaptığı Vente Venezuela Partisi, Temmuz 2020’de İsrail’in iktidar partisi Likud ile “stratejik işbirliği anlaşması” imzaladı. Partinin resmi internet sitesinde yayımlanan metne göre bu anlaşma; politik, ideolojik, sosyal, stratejik ve güvenlik alanlarında ortak çalışma hedeflerini içeriyor. Anlaşma, Vente Venezuela adına Machado, Likud adına ise Dış İlişkiler Direktörü Eli Vered Hazan tarafından imzalandı.
Maduro’nun yakalanmasının ardından ülkede siyasi belirsizlik sürerken, Machado’nun Venezuela’nın yeni lideri olabileceği ihtimali gündeme geldi. Machado, 2024 seçimlerinde adaylığı yasaklandığı için muhalefetin adayı olarak gösterilen Edmundo González’e destek vermişti. González’in adı da ülkede muhtemel yeni liderler arasında yer alıyor.
Maduro’nun 2018’de yeniden iktidara geldiği seçimler, o dönemde özgür ve adil olmadığı gerekçesiyle eleştirilmişti. ABD ve Avrupa Birliği dahil 50’den fazla ülke, 2019’da muhalif lider Juan Guaido’nun girişimine destek vermiş, ancak Maduro yönetimi ordunun desteğiyle bu süreci bastırmıştı.
NİCOLAS MADURO KİMDİR?
Nicolás Maduro, Venezuela’da uzun yıllar iktidarda kalan siyasetçidir. Siyasi hayatına girmeden önce otobüs şoförlüğü yaptı ve sendikal faaliyetlerde bulundu. Bu dönemde sol hareketler içinde yer aldı.
Maduro, Venezuela’nın eski lideri Hugo Chávez döneminde öne çıktı. Dışişleri Bakanlığı ve Meclis Başkanlığı görevlerinde bulundu. Chávez’in 2013’teki ölümünün ardından devlet başkanlığı koltuğuna geçti.
2013’ten bu yana ülkeyi yöneten Maduro, iktidarı süresince ekonomik kriz, yaptırımlar ve siyasi gerilimlerle karşı karşıya kaldı. 2018’de yeniden devlet başkanı ilan edildi ancak bu seçimler hem Venezuela muhalefeti hem de ABD ve Avrupa ülkeleri tarafından meşru kabul edilmedi.
Maduro, dış politikada ABD ve İsrail karşıtı söylemleriyle öne çıktı, Gazze konusunda Filistin’e açık destek verdi. İçeride ise ordu ve devlet kurumlarının desteğiyle iktidarını sürdürdü.
NORİEGA BENZERLİĞİ
Maduro dosyasına en yakın tarihsel örnek olarak Panama’nın eski fiili lideri Manuel Noriega gösteriliyor. Noriega, görevde olduğu dönemde ABD’de uyuşturucu suçlamalarıyla yargılandı. Ardından ABD ordusunun düzenlediği askeri operasyonla yakalanarak Amerika Birleşik Devletleri’ne götürüldü.
Noriega, Miami’de açılan davada 1992 yılında mahkum edildi ve 40 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Yaklaşık 17 yıl ABD federal hapishanelerinde kaldı.
2010 yılında bu kez para aklama suçlamalarıyla Fransa’ya iade edildi ve 7 yıl hapis cezası aldı. Daha sonra Panama’ya gönderilen Noriega, cinayet suçlamaları kapsamında ev hapsine alındı ve 2017 yılında hayatını kaybetti.
