Sultan 2. Abdülhamid'in asırlık rüyası yeniden canlanıyor! Türkiye ve Suudi Arabistan imzaları attı
Türkiye ile Suudi Arabistan arasında ulaştırma ve lojistik alanında tarihi bir adım atıldı. İki ülke, başkent Riyad'da demiryolu iş birliği ve bölgesel bağlantısallığın güçlendirilmesine yönelik dev bir mutabakat zaptı imzaladı.
- Riyad'da imzalanan mutabakat zaptı kapsamında, Türkiye'yi Ürdün ve Suriye üzerinden Suudi Arabistan'a bağlayacak demiryolu projesi için ortak çalışmalar hızlandırıldı.
- Proje için yürütülen ortak fizibilite çalışmalarının bu yıl sonundan önce tamamlanması planlanıyor.
- Bu proje ile Kızıldeniz'in Akdeniz ve Avrupa ticaret ağlarına doğrudan entegre olması hedefleniyor.
- Projenin, Sultan 2. Abdülhamid tarafından temeli atılan tarihi Hicaz Demiryolu'nun modern bir devamı olduğu belirtiliyor.
- Tarihi Hicaz Demiryolu'nun, hac yolculuğunu güvenli bir şekilde kısaltarak ve bölgeye asker/mühimmat sevkiyatını hızlandırarak askeri, siyasi ve dini amaçlarla hizmet verdiği ifade ediliyor.
Türkiye ile Suudi Arabistan, ulaştırma ve lojistik alanındaki iş birliğini yeni bir aşamaya taşıdı. Riyad'da imzalanan mutabakat zaptı kapsamında, Türkiye'yi Ürdün ve Suriye üzerinden doğrudan Suudi Arabistan'a bağlayacak demiryolu projesi için ortak çalışmalar hızlandırıldı.
Suudi Arabistan Ulaştırma Bakanı Salih el-Casir, Al Arabiya'ya yaptığı açıklamada, proje için yürütülen ortak fizibilite çalışmalarının bu yıl sonundan önce tamamlanacağını açıkladı.
KIZILDENİZ'İ AKDENİZ VE AVRUPA'YA BAĞLAYACAK "MODERN HİCAZ HATTI"
Projenin bölgesel ve küresel etkilerine değinen Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Ürdün'e gerçekleştirdiği resmi ziyaret sırasında üç ülkeyi birbirine bağlayacak "modern bir Hicaz Demiryolu" inşa etmeyi planladıklarını duyurmuştu. Bakan Uraloğlu, projenin sonraki aşamalarında hattın Suudi Arabistan'ın da ötesine geçerek Umman'a kadar uzatılmasının hedeflendiğine işaret etmişti.
Lojistik koridor sayesinde, Ürdün ve Körfez ülkelerinden çıkacak yükler Suriye üzerinden Türkiye'ye, buradan da kesintisiz olarak Avrupa ve Orta Asya pazarlarına ulaştırılması amaçlanıyor.
Lojistik uzmanları, projenin tamamlanmasıyla Kızıldeniz'in Akdeniz ve Avrupa ticaret ağlarına doğrudan entegre olacağına değindi.
NE OLMUŞTU? SULTAN 2. ABDÜLHAMİD'İN ASIRLIK BÜYÜK PROJESİ: HİCAZ DEMİRYOLU
Bugün modern anlaşmalarla yeniden canlandırılmaya çalışılan bu hat, köklerini Osmanlı İmparatorluğu'nun en stratejik vizyon projelerinden birinden alıyor. Sultan 2. Abdülhamid tarafından 1 Eylül 1900'de temeli atılan ve Şam'dan Medine'ye kadar uzanan tarihi Hicaz Demiryolu, tam 8 yıllık hummalı bir çalışmanın ardından 1 Eylül 1908'de resmi bir törenle bizzat padişah tarafından hizmete açılmıştı.
Osmanlı Devleti'nin zor dönemlerden geçtiği bir kesitte, 4 milyon lira gibi devasa bir maliyetle planlanan proje, İslam dünyasının ortak bir hedef etrafında birleşmesinin de en büyük sembolü oldu. Başta Hindistan, Mısır, Rusya, Fas ve Endonezya olmak üzere, Güney Afrika'dan ABD'ye kadar tüm dünya Müslümanlarının yaptığı bağışlarla finanse edilen hat, vakıf müessesesi olarak dünyada devlet eliyle yaptırılan tek ulaşım yatırımı unvanını taşıyordu.
50 GÜNLÜK HAC YOLU 5 GÜNE İNDİ, CİHAN HARBİ'NDE DESTAN YAZDI
Askeri, siyasi ve dini amaçlarla inşa edilen Hicaz Demiryolu, o dönem bölgeye asker ve mühimmat sevkini olağanüstü düzeyde hızlandırarak Süveyş Kanalı'na olan bağımlılığı ortadan kaldırdı. En önemlisi ise Suriye'den Medine'ye yaklaşık 40, Mekke'ye ise 50 gün süren; bedevi saldırıları nedeniyle can güvenliğinin bulunmadığı tehlikeli hac yolculuğunu güvenli bir şekilde 4-5 güne indirdi.
Dünya Savaşı patlak verdiğinde Harbiye Nezareti'ne bağlanan hat, askeri operasyonlarda hayati bir rol üstlendi. Cephelerdeki ağır yenilgilere ve İngiliz destekli Şerif Hüseyin isyanına rağmen, Medine'nin 1919 başına kadar teslim olmayıp direnmesinde ve mukaddes emanetlerin güvenle Suriye'ye tahliye edilmesinde bu demiryolu hattı ana omurgayı oluşturdu. 10 Ocak 1919'da Medine'nin teslim olmasıyla Osmanlı hakimiyetinin sona erdiği hat; cihan harbinin ardından Suudi Arabistan, Ürdün, Suriye ve Filistin sınırları içinde kalarak parçalandı. Bugün atılan yeni imzalar, asırlık bu stratejik ve manevi mirası modern teknolojiyle yeniden küresel ticaretin merkezine yerleştirmeyi hedefliyor.
