Trump İran için yeniden kırmızı çizgisini belirledi: O şart gerçekleşmedikçe savaş yok!
The Wall Street Journal'ın haberine göre ABD Başkanı Donald Trump, kurmaylarına Amerikan askeri ölmedikçe İran'la topyekun bir savaş başlatmayacağını iletti.
- İran'ın füze ve İHA saldırılarıyla Kuveyt Uluslararası Havalimanı'nı hedef alması ve bir kişinin hayatını kaybetmesi sürecin zorlaştığını gösteriyor.
- Trump, Hürmüz Boğazı'nı ticarete açacak ve İran'ın nükleer faaliyetlerini durduracak bir anlaşma imzalamak üzere olduğunu dile getirse de acele etmediğini belirtti.
- ABD Başkanı Trump, İsrail Başbakanı Netanyahu'ya diplomatik süreci baltalamaması için Beyrut'ta planlanan askeri harekatı iptal etmesini istedi.
- ABD'nin petrol stokları son 22 yılın en düşük seviyesine geriledi.
- İsrail ve Lübnan hükümetleri, İran destekli Hizbullah'ın saldırılarını tamamen durdurması ve Güney Lübnan'dan çekilmesi şartıyla bir ateşkesi kabul etti.
The Wall Street Journal (WSJ) gazetesinin ABD’li yetkililere dayandırdığı habere göre, ABD Başkanı Donald Trump, Tahran yönetimiyle yürütülen ateşkes sürecinde kırmızı çizgisini belirleyerek yardımcılarına özel olarak, "Amerikan askerleri öldürülmedikçe İran'la topyekun bir savaşı yeniden başlatmayacağını" söyledi.
BÖLGE BARUT FIÇISI
Nisan ayındaki ateşkese rağmen bu hafta iki ülke, sürecin en zor günlerini geçirdi. İran, bölgedeki Amerikan askeri üslerini ve Kuveyt Uluslararası Havalimanı’nı füze ve insansız hava araçlarıyla (İHA) hedef aldı, saldırılarda bir kişi hayatını kaybetti.
ABD Deniz Piyadeleri de abluka kuralları gereği İran limanlarına gidip gelen tankerlere yönelik baskınlarını sürdürüyor.
Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise Temsilciler Meclisi'nde yaptığı açıklamada, misilleme saldırılarının tamamen savunma amaçlı olduğuna işaret ederek, "Onlar gemilere ateş etmezse biz de etmeyiz, ancak cevap vermek zorundayız" ifadeleriyle mevcut durumun topyekun bir savaş anlamına gelmediğinin altını çizdi.
TRUMP MUTABAKAT ZAPTINI REDDETTİ
Başkan Trump, Hürmüz Boğazı'nı yeniden ticarete açacak, İran’ın nükleer faaliyetlerini durdurarak zenginleştirilmiş uranyum stokunu ortadan kaldıracak bir savaş sonlandırma anlaşmasını imzalamak üzere olduğunu sık sık dile getirse de acele etmediğini paylaşmıştı.
İki ülke haftalardır 60 günlük bir müzakere takvimi belirleyecek bir "mutabakat zaptı" üzerinde çalışırken, Trump geçtiğimiz Cuma günü İran'ın sunduğu son teklifi geri çevirdi. Danışmanlarına Tahran'ın sürecin başında ciddi tavizler vermesi gerektiğini söyleyen Trump, "Tango iki kişiyle yapılır. Başka bir konuda onlara çok sert vurdum, onlar da buna karşılık verdiler" diyerek barış görüşmelerinin kendi şartlarında ilerlemesini istiyor. İran kanadı ise müzakere masasına oturmak için ABD tarafından dondurulan varlıklarının serbest bırakılmasını şart koşuyor.
NETANYAHU ÇIKMAZI
Ateşkes görüşmelerini tehdit eden en büyük unsurlardan biri de İsrail- Lübnan saldırısı oldu. İran, nükleer müzakerelerin başlaması için Lübnan'daki çatışmaların durmasını talep ederken, Trump’ın İsrail Başbakanı Netanyahu’ya ateş püskürdü.
Trump, diplomatik süreci baltalamaması için Netanyahu'dan Beyrut'ta planlanan askeri harekatı derhal iptal etmesini istedi. Netanyahu ise CNBC’ye verdiği demeçte, "Hizbullah'ı silahsızlandırmak başkanla ortak hedefimiz" diyerek Çarşamba günü ABD ile yapılan görüşmelerin ardından Lübnan hükümetiyle ateşkesi yenilemeyi kabul etti.
TRUMP'IN İKİLEMİ: ZAMAN MI, AĞIR TAVİZ Mİ?
28 Şubat’ta başlayan çatışmaların 6 haftadan fazla sürmeyeceğini vadeden Trump yönetimi, gelinen noktada ciddi bir sıkışmışlık içinde.
ABD basınına konuşan yetkililer İran'ın ekonomik sorunlara rağmen teslim olmadığını ve Trump'ın da dur-kalk diplomasisinden sıkıldığını açıkladı.
Önündeki seçenekler ise oldukça riskli. Ya Hürmüz Boğazı'nı çabucak açmak adına İran'ın nükleer silah geliştirmeyeceğine dair ucu açık ve zayıf bir taahhüdü kabul edecek ya da İran üzerindeki ekonomik ablukayı aylar boyunca sürdürerek Tahran'ın tamamen geri adım atmasını bekleyecek.
Trump şimdilik askeri tehditleri ile "anlaşma yakın" iddiaları arasında gidip gelerek net bir seçim yapmaktan kaçınmaya devam ediyor.
İSRAİL VE LÜBNAN'DAN ŞARTLI ATEŞKES
İsrail ve Lübnan hükümetleri, bir ateşkes uygulamayı kabul ettiklerini açıkladı. Ancak bu anlaşmanın yürürlüğe girmesi, İran destekli Hizbullah'ın saldırılarını tamamen durdurması ve Litani Nehri ile İsrail sınırı arasındaki Güney Lübnan topraklarından çekilmesi şartına bağlandı. Anlaşma uyarınca, Hizbullah'ın boşaltacağı sınır bölgelerinin kontrolünü Lübnan resmi ordusu devralacak.
FT: TRUMP’IN İRAN SAVAŞI ABD PETROL STOKLARINI SON 22 YILIN EN DÜŞÜK SEVİYESİNE İNDİRDİ
Diğe yandan Financial Times’ın (FT) ABD hükümet verilerine dayandırdığı habere göre, Trump’ın İran ile giriştiği savaş, ülkenin petrol stoklarını son yirmi yılın en düşük seviyesine geriletti. Trump yönetimi iç piyasada fırlayan akaryakıt fiyatlarını dizginlemek için stratejik rezervleri eritirken, küresel ihracatçılar da Orta Doğu'daki arz kesintisinden doğan boşluğu kapatmak için ABD kaynaklarına yükleniyor.
STOKLAR 2004 SEVİYESİNE GERİLEDİ: FİYATLAR SIÇRAYABİLİR
Enerji Enformasyon İdaresi (EIA) tarafından açıklanan resmi veriler, ham petrol ve benzin gibi petrol ürünlerinin toplam stoklarının geçen hafta 10,6 milyon varil birden azalarak 1,57 milyar varile düştüğünü ortaya koydu. Bu miktar, ABD tarihinde 2004 yılından bu yana görülen en düşük seviye olarak kayıtlara geçti. Savaşın başlamasından bu yana yaşanan erime, ABD'yi dünyanın en büyük petrol üreticisi haline getiren tarihî "kaya gazı devrimi" döneminde elde edilen tüm birikimi ve stok artışını tamamen silip süpürdü.
Stokların "kritik derecede düşük" eşiğe yaklaşmasıyla birlikte petrol piyasasında alarm zilleri çalmaya başladı. ABD ham petrol fiyatı yüzde 2,6 artışla varil başına 96,17 dolara yükselirken, eski Beyaz Saray danışmanı ve Rapidan Energy Group Başkanı Bob McNally, savaş sebebiyle kapanan Hürmüz Boğazı'nın tanker trafiğine açılmaması durumunda petrol fiyatlarının bu yaz varil başına 200 dolara ulaşabileceği uyarısında bulundu. McNally, bu durumun küresel ekonomiyi ve finansal sistemi derinden sarsacak bir kırılganlığı tetikleyebileceğini vurguladı.
"ABD, KÜRESEL PİYASANIN SON ÇARE KREDİ VERENİ OLDU"
Orta Doğu'da dünyadaki günlük petrol arzının beşte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı'nın neredeyse tamamen kapalı olması, küresel piyasaları tam bir çıkmaza sürükledi. Onyx Capital Group analistlerinden Edward Hayden-Briffett, bu süreçte ABD'nin küresel petrol piyasalarında adeta "son çare kredi veren banka" gibi dengeleyici bir rol üstlendiğini ve Orta Doğu'daki kaybı kendi depolarından karşıladığını yineledi.
EIA verilerine göre, ABD'nin ham petrol sevkiyatı geçen hafta günlük 4,4 milyon varilden 5,8 milyon varile sıçradı. Ancak analistler bu tamponun tükenmek üzere olduğuna dikkat çekerek, güvence veren bu rezervlerin artık bir stres faktörüne dönüştüğünü ifade ediyor. Fiyatları baskılamak için stratejik rezervlerden şimdiye kadar 50 milyon varil ham petrol serbest bırakılırken, toplamda 172 milyon varilin çekilmesine izin verilmiş durumda.
ARA SEÇİMLER ÖNCESİNDE TRUMP ÜZERİNDE "ENFLASYON" BASKISI
Kpler analisti Matt Smith, ABD stoklarının kritik seviyelere çekilmesinin kaçınılmaz olarak Amerikan iç piyasasındaki fiyatları yukarı fırlatacağını, aksi takdirde ihracatın ve stok azalmasının yavaşlatılamayacağını kaydetti. Smith, "ABD ihracatı yavaşladığında müzik durur çünkü alıcıların başvurabileceği başka alternatif tedarikçi yok" değerlendirmesini paylaştı.
ABD'de seyahat sezonunun yoğunlaştığı bu dönemde ham petrol ve yakıt fiyatlarının yeniden tırmanışa geçmesi, Kasım ayındaki ara seçimler öncesinde Başkan Trump üzerinde çok ağır bir baskı oluşturuyor. Savaş öncesine kıyasla galon başına yaklaşık yüzde 50 artarak ortalama 4,44 dolara ulaşan benzin fiyatları, ekonomi ve enflasyon yönetiminden zaten hoşnutsuz olan ABD'li seçmenlerin tepkisini çekmeye devam ediyor.
Her ne kadar Hazine Bakanı Scott Bessent bu artışı "kısa vadeli bir dalgalanma" olarak nitelendirse ve Trump savaş bitince fiyatların çakılacağını iddia etse de Hürmüz Boğazı'ndaki tıkanıklık sürdüğü müddetçe stoklardaki kan kaybının durması beklenmiyor.
TRUMP VE NETANYAHU ARASINDA "1982 BEYRUT" ÇATIŞMASI
Trump ile İsrail Başbakanı Netanyahu arasında Pazartesi gecesi küfürlü ve son derece hararetli bir telefon görüşmesi gerçekleştirmişti.
Trump'ın müdahalesiyle operasyonun iptal edilmesi, 1982 yılında ABD Başkanı Ronald Reagan ile İsrail Başbakanı Menachem Begin arasında yaşanan Beyrut krizini akıllara getirdi.
REAGAN-BEGİN GÖRÜŞMESİNİN YANKISI
Ağustos 1982'de Beyrut'u kuşatan İsrail ordusunun sivil ölümlerine yol açan ağır bombardımanları üzerine dönemin ABD Başkanı Ronald Reagan İsrail Başbakanı Begin'i fırçalamıştı.
Reagan günlüğünde, Begin’e sert çıkarak kasten "Holokost" kelimesini kullandığını ve "Savaşınızın sembolü kolları kopmuş 7 aylık bir bebektir" dediğini yazmıştı. Ogörüşmeden yarım saat sonra da İsrail bombardımanı durmuştu.
İSRAİL İÇ SİYASETİNDE "AMERİKAN VASALI" ÇATLAĞI
Netanyahu'nun Trump'ın azarlarına boyun eğerek operasyonu iptal etmesi, kendisini hem İsrail sağından hem de solundan ağır eleştirilere maruz bıraktı. Sağcı müttefikleri Beyrut'un yerle bir edilmesini talep ederken, eski istihbarat subayları İsrail'in artık bağımsız bir devlet gibi değil, bir "Amerikan vasal devleti" gibi hareket etmeye başladığını belirterek Netanyahu hükümetini eleştirdi.
BEAUFORT KALESİ YENİDEN ELE GEÇİRİLDİ
Siyasi kriz tırmanırken sahada da sembolik gelişmeler yaşandı. İsrail ordusu, 1982 işgalinde ele geçirdiği ancak 2000 yılında çekilirken havaya uçurduğu stratejik öneme sahip tarihi Beaufort Kalesi’ni yeniden kontrol altına aldı.
Kaleye İsrail bayrağı çekilmesi Netanyahu’nun milliyetçi tabanını heyecanlandırsa da birçok İsrailli uzman için, ordu Lübnan’da 18 yıl boyunca saplandığı ve ucu açık felaketlerle sonuçlanan eski bataklık günlerine geri dönüyor.
ATEŞKESTE SON DURUM
Öte yandan ABD Temsilciler Meclisi, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran'a yönelik askeri eylemlerinin kısıtlanmasını öngören "savaş yetkileri" tasarısını 208 "hayır" oyuna karşılık 215 "evet" oyuyla kabul etti.
Cumhuriyetçi üyeler Thomas Massie, Brian Fitzpatrick, Tom Barrett ve Warren Davidson’un ABD'nin İran'a karşı başlattığı savaşa karşı oy kullanmaları dikkat çekerken, Trump'ın kendi partisinden yükselen muhalif sesler ABD Kongresi’ndeki İran savaşına yönelik tepkinin göstergesi olarak yorumlandı.
Simgesel öneme sahip bu tasarının Senato’dan da geçmesi halinde Trump’ın önüne gitmesi bekleniyor. Ancak, Trump’ın tasarıyı veto etmesine kesin gözüyle bakılıyor.
