Avrupa bize muhtaç! Cumhurbaşkanı Erdoğan: AB sürecinde büyük haksızlık yapıldı
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'nin AB yolculuğundaki çifte standartlara tepki göstererek, "Biz ihtiyaç duyulunca kapısı çalınacak, ötelenecek bir ülke değiliz" dedi. Avrupa'nın Türkiye'ye daha çok muhtaç olduğunu vurgulayan Erdoğan, tam üyelik için Brüksel’in önyargıları terk etmesi gerektiğini belirtti.
- Erdoğan, Türkiye'nin Avrupa Birliği ile yarım asırlık ilişkilerinde karşılaştığı suni engellere ve siyasi ambargolara dikkat çekti.
- Türkiye'nin 12 aylık ihracatının Cumhuriyet tarihinin rekoru olan 275,8 milyar dolara ulaştığı belirtildi.
- Turizm gelirinin ilk çeyrekte 9 milyar 896 milyon dolara yükseldiği ve turist sayısının arttığı açıklandı.
- Kurban Bayramı tatilinin 9 güne çıkarıldığı müjdelendi.
- Aile ve Gençlik Fonu'ndan yararlanan genç çiftlere, ikinci çocuk sahibi olmaları halinde kalan kredi taksitlerinin tamamının hibe edileceği duyuruldu.
- Toplantının ardından, dün yaşanan fırtınadan etkilenen Gaziantep, Şanlıurfa ve Adıyaman'daki vatandaşlara geçmiş olsun dilekleri iletildi.
Kabine Toplantısı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında Beştepe'de düzenlendi.
Toplantı sonrası konuşan Erdoğan, Türkiye'nin Avrupa Birliği ile olan yarım asırlık ilişkilerini ve Brüksel'in sergilediği ikircikli tutumu anlattı.
Toplantı sonrası tarihi bir perspektifle süreci özetleyen Erdoğan, Türkiye'nin maruz kaldığı suni engellere ve siyasi ambargolara dikkat çekerek, Avrupa'nın geleceği için Türkiye'nin vazgeçilmez bir aktör olduğunu vurguladı.
Kurban Bayramı tatilinin de 9 güne çıkarıldığını müjdeleyen Erdoğan, Aile ve Gençlik Fonu ile yuva kuran gençlere de güzel haberi verdi.
Erdoğan, "Geri ödeme süresi içerisinde ilk çocuk sahibi olan çiftlerin 12 aylık taksidini hibe etmeye ve kalan taksitlerini 12 ay ertelemeye karar vermiştik. Şimdi bunu bir adım öteye taşıyoruz. Geri ödeme dönemi içerisinde ikinci çocuğun da olması halinde kalan taksitlerin tamamını hibe edeceğiz" dedi.
İki saat süre toplantının ardından açıklama yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ifadelerinden öne çıkanlar şu şekilde:
Konuşmamın hemen başında dün yaşanan fırtınadan etkilenen Gaziantep, Şanlıurfa ve Adıyaman başta olmak üzere çeşitli illerimizdeki vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Aşırı yağışların ve fırtınanın da etkisiyle meydana gelen kazalarda hayatını kaybeden kardeşlerimize Allah'tan rahmet diliyorum.
Tarım ve İçişleri Bakanlarımız, sahadaki birimlerimizle durumu yakından takip etmekte, hasar tespit çalışmalarını titizlikle yürütmektedirler.
"TÜRKİYE ROTASINDAN AYRILMIYOR"
Dünyanın ve bölgemizin çatışmaların, siyasi ve ekonomik çalkantıların, sosyal gerilimlerin girdabında sağa sola savrulduğu bir dönemde Türkiye rotasından ayrılmadan emin adımlarla hedeflerine doğru ilerliyor.
Karşılaştığımız onca engele rağmen 23 yıldır sabırla uyguladığımız stratejilerin semerelerini topladığımız bir dönemdeyiz. Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin sağladığı avantajlar sayesinde Avrupa başta olmak üzere tüm dünyayı kara kara düşündüren savaşın yıkıcı etkilerini birçok alanda en düşük seviyede tutmayı başarabiliyoruz.
12 aylık ihracat tutarında ilk defa 275,8 milyar dolara çıkarak Cumhuriyet tarihimizin rekorunu kırdık. 166 ülke ve bölgeye ihracatımız arttı. 26 sektörün tamamında ihracatımız yükseldi. Sektörler sıralamasında 3,9 milyar dolarla otomotiv liderliğini sürdürürken 3,1 milyar dolarla kimyevi maddeler ikinci 1,8 milyar dolarla Elektrik elektronik 3. 1 milyar 451 milyon dolarla hazır giyim 4. oldu. Savunma ve havacılık ihracatımızın 962 milyon dolara ulaşmasını ayrıca kıymetli buluyoruz.
Böylece yılın ilk 4 ayında bu alanda %28 oranında artış kaydederek diğer çarpıcı rakam şudur: 2018 firmamız ilk kez yurt dışına ürün satma başarısı göstermiştir.
Ticarette korumacılık eğilimlerinin güçlendiği, talebin daraldığı ve jeopolitik risklerin tırmandığı bir dönemde bu ihracat rakamları takdire şayandır. Şu da bir gerçek ki Türkiye 'nin potansiyeli bunun çok çok üzerindedir.
Biliyorsunuz 2025 yılını turizmde 64 milyon ziyaretçi ve 65,2 milyar dolar turizm geliriyle kapatmıştık. Sektörü olumsuz etkileyen çeşitli zorluklara rağmen hamdolsun 2026 'ya çok güçlü bir giriş yaptık. Turizm gelirimiz yılın ilk çeyreğinde geçen senenin aynı dönemine göre yüzde 4,2 artarak 9 milyar 896 milyon dolara yükseldi. Yine bu dönemde turist sayımız yüzde 4,2 oranında artışla 9 milyon 219 bine ulaştı. İlk çeyrekte yabancı ziyaretçilerin kişi başı gecelik ortalama harcaması ise yüzde 116 dolardan 119 dolara çıktı.
TÜRKİYE'NİN ULUSLARASI GÖRÜNÜRLÜĞÜ ARTACAK
Bu sene Türkiye'nin uluslararası görünürlüğünü artıracak zirvelere ve etkinliklere ev sahipliği yapacağız.
Bunları da kısaca hatırlatmak istiyorum. 20 Mayıs çarşamba günü 2026 UEFA Avrupa Ligi finali İstanbul'da oynanacak. 7 -8 Temmuz tarihlerinde NATO zirvesi Ankara'da gerçekleştirilecek. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferanslarının 31.si çok büyük bir katılımla incelemiştir.
Sadece ihracat ve turizmde değil, istihdam tarafında da istatistiklerin umut verici olduğunu görüyoruz. İşsizlik oranı bir önceki aya göre 0,3 puan azalarak %8,1 'e geriledi.
İstihdam sayımız aynı dönemde 226 bin kişi artarak 32 milyon 425 bin kişiye istihdam oranımız ise 0,3 puan artarak %48'eyükseldi.
Enflasyon beklentiyi aştı! Merkez Bankası şimdi ne yapacak?
ENFLASYON
Bugün nisan ayı enflasyonu açıklandı. Halen çok yüksek seyreden akaryakıt fiyatları bizde de olduğu gibi ağır baskı oluşturuyor. Rüzgara karşı yürüyor olsak da irademizde en küçük bir gerileme yoktur.
"AB YOLCUĞUNDA ÖNÜMÜZ KESİLDİ"
Türkiye 'nin Avrupa'daki konumuna dair yine Avrupalı aktörlerin tetiklediği bazı yıpratıcı tartışmalara şahit oluyoruz. Bu tartışmaları vesile kılarak ülkemizin Avrupa Birliği yolculuğuyla ilgili bazı temel gerçekleri hatırlatmakta fayda görüyorum.
Şimdi bakınız değerli arkadaşlar Türkiye o zamanki adı Avrupa ekonomik topluluğu olan Avrupa Birliği 'ne ortaklık başvurusunu kuruluşundan 19 ay sonra 31 Temmuz 1959'da yaptı. 1963'te de Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki ilişkilerin hukuki zeminini oluşturan Ankara Anlaşması imzalandı. Nihai amacı Türkiye 'nin topluluğa tam üyeliği olan ortaklık anlaşması birbirinin devamı niteliğindeki hazırlık dönemi, geçiş dönemi ve nihai dönem olmak üzere üç ayrı devreyi kapsıyordu. Ankara Anlaşması'nın 1 Aralık 1964'te yürürlüğe girmesiyle ilk devre yani hazırlık dönemi başlamış oldu.
13 Kasım 1970'te katma protokolü imzaladık ve bu belgenin 3 yıl sonra uygulamaya konmasıyla geçiş dönemine ilk adımı attık. Takip eden süreçte Kıbrıs davamızdan kaynaklı anlaşmazlıklar, Avrupa Birliği yolculuğumuzun kesilmesine sebep oldu.
Bakınız o dönemde komşumuz Yunanistan 1975'te üyelik başvurusunda bulunduğu Avrupa Birliği'ne çok kısa bir süre içinde 1981'de kabul edildi. Türkiye ise tamamen siyasi sayiklarla müzakere masasının dışına itildi.
Demokrasimizin çok ağır yara aldığı 12 Eylül darbesiyle Avrupa Birliği ile ilişkilerimiz resmen askıya alındı. Sonraki yıllarda sivil iktidarın yeniden tesisi ve merhum Turgut Özal 'ın inisiyatifiyle birlikte olan münasebetlerimiz tekrar ivme kazandı.
Birliğe tam üyelik başvurumuzu yaptık ve merhum Özal'ın ifadesiyle uzun ince bir yola çıktık. Başvurumuzu değerlendiren komisyon iki buçuk yıl sonra verdiği cevapta Türkiye'nin topluluğa katılmaya ehil olmakla birlikte topluluğun kendi iç bütünleşmesini sağlamadan yeni üye kabul etmeyeceğini ifade etti. Türkiye ile Avrupa Birliği arasında 1 Ocak 1996'da yürürlüğe giren Gümrük Birliği ile geçiş dönemini tamamlamış ve nihai döneme geçmiş olduk.
Öyle ki 1997'de düzenlenen zirvede 12 ülkeye adaylık statüsü verilirken Türkiye 'ye bir kez daha görmezden gelindi. Nihayet 1999 yılında Helsinki'de toplanan devlet ve hükümet başkanları zirvesinde Türkiye'nin adaylığı konsey tarafından onaylandı ve katılım ortaklığı belgesinin hazırlanmasına karar verildi.
3 Kasım 2002'de ülkeyi yönetme görevini devralmamızın ardından tüm bu faaliyetlere yeni bir soluk kazandırdık. 2 senelik bir zaman dilimi içinde 8 uyum paketi meclisten geçti. Aynı dönemde 53 kanunun 218 maddesinde değişiklik yaptık. Yine iki ve 2004 yıllarında iki anayasa paketi meclisimizde kabul edildi.
Tüm bunlara rağmen 2004'te tarihinin en büyük genişleme hamlesine imza atan Avrupa Birliği içinde Türkiye'nin olmadığı 10 ülkeyi daha birliğe üye olarak kabul etti. Bunlar arasında maalesef Güney Kıbrıs Rum yönetimi de yer alıyordu.
Türkiye olarak tüm bu hatalı hakkaniyetsiz kararları sineye çekerek yolumuza sabırla devam ettik. 3 Ekim 2005'te başlatılan müzakere sürecinde ve devamında üzerimize düşen sorumlulukları eksiksiz yerine getirdik. 12 Nisan 2006'da 9. reform paketimizi açıkladık.
"İNATLA ÇALIŞMALARIMIZI SÜRDÜRDÜK"
2006 -2010 yılları arasında 13 fasıl müzakereye açıldı. 2010 -2013 arası dönemde ancak bir fasıl açılabildi. 2012'de işlerlik kazandırılan pozitif gündem ise yalnızca iki yıl sürdü.
2015'ten itibaren Suriye'deki iç savaşın yol açtığı ve 2. Dünya Savaşı'ndan sonra gördüğü en büyük düzensiz göç dalgasının da etkisiyle birlikte ilişkilerimiz tekrar yoğunlaştı. Fakat 253 insanımızın şehit olduğu 15 Temmuz darbe girişimi karşısında Türkiye 'ye gerekli desteği vermekte geç, yetersiz ve isteksiz kalan birlikle ilişkilerimiz yakaladığı tempoyu koruyamadı. Daha sonra yapılan toplantılarda mevcut tıkanıklığı aşacak, Türkiye birlik ilişkilerine ivme kazandıracak yüreklendirici bir tabloyla karşılaşmadık. Biz maruz kaldığımız onca çifte standarda rağmen tam üyelik yolundaki çalışmalarımızı inatla sürdürdük.
Avrupa Birliği kurumlarıyla ve ülkeleriyle karşılıklı temaslarımız yoğun bir şekilde devam ediyor. Ancak burada şunu çok net ifade etmem gerekiyor. İlk başvuru tarihimiz olan 1950'den beri Avrupa içerisinde özellikle belli kesimlerde Türkiye 'ye karşı kökleşmiş olan önyargıları bir türlü aşamadı.
Kimi zaman demokrasimizi dillerine doladılar. Kimi zaman ekonomimizi tehdit olarak gördüler. Kimi zaman nüfusumuz üzerinden korku yaydılar. Kimi zaman inancımızı bahane ederek bizi ötekileştirdiler. Ama her seferinde Türkiye 'yi dışlayacak, Türkiye 'nin tam üyelik sürecini yavaşlatacak, Türkiye 'yi kapıda bekletecek bir bahane mutlaka buldular. Türkiye değişti, dönüştü, ekonomisini ve demokrasisini güçlendirdi. Ama bu çevrelerin ülkemize yönelik çarpık yaklaşımında hiçbir değişim olmadı. Biz diğer aday ülkelerden farklı olarak işte bu zihniyetle ve temsilcileriyle de mücadele etmek zorunda kaldık.
Özal 'ın dediği gibi sadece uzun ince değil aynı zamanda suni engeller ve engebelerle dolu bir yolda yürüdük. Teessüfle belirtmeliyim ki bu yolculuk yine aynı zeminde devam ediyor.
Kıymetli vatandaşlarım, gelinen noktada bir gerçeği açık açık dile getirmek durumundayım. Dün olduğu gibi bugün de mesele Ankara 'nın nerede durduğu değildir. Mesele Brüksel 'in geleceğin dünyasında nerede olmak istediğidir.
MESELE ANKARA DEĞİL BRÜKSEL
Kendini nerede gördüğüdür. Türkiye 'nin tam üye olarak yer almadığı bir Avrupa Birliği 'nin küresel bir aktör ve çekim merkezi olmayacağı artık anlaşılmalıdır. Biz ihtiyaç duyulunca kapısı çalınacak, sahir zamanlarda ötelenecek bir ülke değiliz. Hiçbir zamanda olmayacağız. Avrupa Birliği, Türkiye 'nin yapıcı tavrının kıymetini çok iyi bilmeli, bunu hor kullanmamalı, bunu zora sokacak eylem ve söylemlerden imtina etmelidir.
Avrupa yol ayrımındadır. Biz Avrupa'ya değil Avrupa bize muhtaç. Bugün Avrupa 'nın Türkiye 'ye duyduğu ihtiyaç, Türkiye 'nin Avrupa 'ya olan ihtiyacından daha fazladır. Yarın bu ihtiyaç daha da artacaktır. Avrupa bir yol ayrımındadır. Ya Türkiye 'nin büyüyen gücünü ve küresel ağırlığını birliğin darboğazdan çıkışı için bir fırsat olarak görecekler ya da dış dışlayıcı söylemlerin Avrupa 'nın geleceğini karartmasına müsaade edecekler. Bizim temennimiz Avrupa'daki karar alıcıların siyasi ve tarihi ön yargılarını artık terk ederek Türkiye ile samimi, sahici ve göz hizasında ilişkiler geliştirmeye odaklanmalarıdır. Böyle bir ilişkinin kazananı Türkiye 'nin de ayrılmaz parçası olduğu Avrupa kıtası olacaktır. Biz milletimizin yüksek benfaatlerini rehber edinerek bu yolda sabırla, vakarla, alnımız ak, başımız dik bir şekilde yürümeye devam edeceğiz.
İki müjde vermek istiyorum. Kurban Bayramı'na bir buçuk gün daha eklenmesini kararlaştırıldık. 9 günlük tatili imkanı vermiş olduk.
Aile ve gençlik fonuyla yuva kurmak isteyen gençlerimizi iki yüz ila iki yüz elli bin lira arasında bir rakamla destekliyoruz. Krediden faydalanan ve vade döneminde çocuk sahibi olan gençlerimize yönelik bir kolaylık sağlamıştık. Geri ödeme süresi içerisinde ilk çocuk sahibi olan çiftlerin 12 aylık taksidini hibe etmeye ve kalan taksitlerini 12 ay ertelemeye karar vermiştik. Şimdi bunu bir adım öteye taşıyoruz. Geri ödeme dönemi içerisinde ikinci çocuğun da olması halinde kalan taksitlerin tamamını hibe edeceğiz. Genç çiftlerimize hayırlı uğurlu olsun diyoruz.
