Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
Bin dallı
0:00 0:00
1x
a- | +A

Onlar, zamanlarını ve sonraki zamanları etkilemiş isimlerdir. Din, imân ve itikad, devlet hayatıyla, düşünce, siyâset, askerlik, edebiyat ve muhtelif kollarıyla san’at sahasında ilklere veya devamına yahut yeniden inşâya imza atmış seçkin şahsiyetlerden söz ediyoruz…

En evvel hatırlanacak olan, elbette Peygamberler Peygamberi, Sevgili Peygamberimiz Muhammed aleyhi’s selâmdır. Bütün Resullerin ve Ul’ül azm Peygamberlerin en üstünü olan Kâinatın Efendisi’nin yolunu, Dört Büyük Halife ve İmâm-ı Âzam ve diğer mezheb imamlarımız devâm ettirdiler. Takip eden çağlarda medresede, ilim ve fıkıhta büyük âlimler yetiştiği gibi tasavvufta, dergâhta da engin gönül sultanları, arifler çıktı. Hak mezhebler, makbul kollardır. Hak dergâhlar da makbul yollardır. Her tarikat; Hakka giden her yol, ayrı ayrı ele alınabilir: Nakşibendiyye’de Silsile-i aliyye yolunun konak durakları Şâh-ı Nakşibend Behaeddin-i Buhari, İmam-ı Rabbani, Mevlâna Halid-i Bağdadî, Abdülhakim-i Arvasî diye sayılabilir veya en baştan, Peygamberimizden başlayarak daha çeşitlendirilir…

Devlet hayatında biz Türkler için en evvel Abdülkerim Satuk Buğra Han’ı saymalıyız. 932’de Karahanlı Hükümdarıyken Müslüman oldu. Türkler, böylece hidayete kavuştular.

Sultan Muhammed Alp Arslan’ı ihmal edemeyiz. Anadolu’yu 1071’de Müslüman Türklere açan büyük kahramandır.

I. Murad, askeriyle İslâmın nurunu Balkanlara taşıyan liderdir.

21. yaşındaki Sultan Mehmed, Şarkî Roma’yı fethederek kumandan ve askerleriyle beraber Peygamber muştusuna kavuşan dehâdır.

Yavuz Sultan Selim Han, Anadolu birliğini kuran koca bahadırdır, çatal yürekli kahramandır. Devraldığı Hilafet ve Emânet-i Mukaddeseyi, Mısır’dan Payitaht İstanbul’a getirip burayı Dar’ül Hilafe yapan büyük asker ve devlet adamıdır.

Fatih olmasa, İstanbul alınamasa, Balkanlar fethedilmeseydi, Osmanlı Beylik seviyesini aşamaz, Cihan Devleti olamazdı. Yavuz Sultan Selim Han da olmasa Anadolu Şialaşabilir, vatan birliği kurulamayarak devlet dağılabilirdi.

İstanbul’u şehircilik anlamında İstanbul yapansa II. Bayezıd’dır.

Kanunî Sultan Süleyman zamanı, 46 yıllık bir kalkınma ve ihtişam dönemdir. Garbın ifadesiyle “Muhteşem Süleyman”dır. Devlet-i Aliyye’yi zirveye Kanunî, nâm-ı diğer “Muhibbî” taşımıştır.

Devlet, 19. Asırda başlayan Avrupalılaşma hareketiyle dalgalı denizdeki tekneye dönerken ona siyâsi ve diplomatik maharet ve ulviyetle hâkim olup gelmekte olan sonu öteleyen, yetiştirdiği nesillerle istikbali tanzim eden, dâhi devlet adamı Abddülhamid Han’dır.

Mehmed Vahideddin Han ve Hânedân-ı Âli Osman, hak etmedikleri ağır bir muameleye mâruz kaldıkları hâlde hazineye dokunmadıkları, devlete ve millete küsmedikleri, açlıktan ölmeye râzı olup ihânete tevessül etmedikleri için baş taçlarıdır…

Milletin, derin mahmurluktan çıkarak kendine gelmeye başlaması, 1950’de Başvekil Adnan Menderes iktidarıyla oldu. Derlenip-toparlanma 10 yıl sürdü. Menderes, ne yazık ki, Ezan-ı Muhammediye’ye, Kur’ân-ı Azimüşşana hizmet ve Osmanlı Hânedânına hürmetinin bedelini darağacıyla ödedi!..

Devlet, millet ve arayıştaki yeni nesillerin mahmurluğu arkada bırakması, Turgut Özal’la başladı. Bu da 10 yıl sürdü.

Şaha kalkmaya, Bedir Harbi, 1071 Malazgirt, 1453 Doğu Roma’nın fethi ve 1526 Mohaç zaferleriyle son askerî taarruzumuz 1897 Teselya Zaferi ve 1914 ve 1922 Millî Mücahede aşklarıyla dirilmeye daha vakit vardı. 28 Şubat 1997 ve 15 Temmuz 2016 imtihan ve ihanetleriyle hesaplaşma henüz olmamıştı.

O günlerden sonradır ki devlet, Recep Tayyip Erdoğan’ın cesur ve çalışkan liderliği ve Devlet Bahçeli’nin aklıselimiyle 2071 Cihan Devleti ufkuna doğru kartal misali kanat çırpmaya başladı.

Bugün Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Devlet-i Âli Osman Topraklarıyla çok yere barış, huzur ve adalet götürüyor.

Bu gidişat, gelişerek devam etmelidir. Korkumuz, neredeyse hemen her liderin başına gelen felâkettir. Etrafın çevrilmesi, dostların hatırlanmaz ve görünmez kılınması bir liderin yaşayabileceği en büyük ihanettir.

Biz, Kaşgarlı Mahmud’la, Yusuf Has Hacib’le, Yunus Emre ile, Mevlâna Celaleddin’le, Hacı Bektaş-ı Veliyle, Ebu’s Suud ile, Mimar Sinan, Osman Bedreddin, Yahya Efendiyle, Gül Babayla, Ahmed Yesevi, Aziz Mahmud Hüdai, Bâki, İbni Abidin, Şeyh Galib, Ahmed Cevdet Paşa… ile dergâhlarımız, ilim ve gönül insanlarımızla ve yüzlerce isim, eser, sebep ve unsurumuzla bir benzersiz ve kutlu medeniyetiz.

Biz, semâlarında yalnızca kılıç şakırtısı yükselen bir vatan ve devlet değiliz. Bir asırlık bir küflenmiş ve küllenmiş dönem, gayret sahiplerinin aziz fedakârlıklarıyla yeniden inşa oldu. Abdülhakim Arvasî Hazretleri, Hüseyn Hilmi Işık’ı ve Necip Fazıl’ı insanlığa kazandırdı. Biri Ehl-i sünnet yolunu açtı, diğeri dâva ve mücadele adamı oldu. Hattat Hâmid Aytaç, canına kıyılan hattı, yazıyı, yeniden hayata kazandırdı. Yahya Kemal, şiiri ve tefekkürüyle Osmanlı muhabbetini yoğurdu, İbn’ül Emin, Ali Emirî Efendi irfan mirasımızı gösterdi, Süheyl Ünver, kalbimizdeki nakışı keşfetti.

Vakıflar, Cemaatler, Anadolu’dan gelen himâyesiz gençliğe sığınak oldular. Nesiller, mâneviyat iklimlerini buralarda buldular. Eğer; 15 Temmuz işgal ve darbe ihanetinin arkasında cemaatler veya onlardan birkaçı olsaydı netice çok farklı yaşanırdı.

Biz, vakıf, dernek, cemiyet ve cemaatimizle, çok kültürlülüğümüzle, STK’yız, milletiz ve bin dallı bir medeniyetiz.

Bu iklim ve hayatta her dal, kıymetlidir.

Dallar, kendi bünyesinde de yek diğeriyle münasebetinde de özenli olmalıdır.

İmtihan, haber vererek gelmez.

İmtihân, cehd, azîm ve sabır ister.

Her varlık, her başarı ve her gün, bir emanettir…

Rahim Er'in önceki yazıları...

ÖNE ÇIKANLAR