Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
Aşk onaya gerek duymaz
0:00 0:00
1x
a- | +A
Aşk onaya gerek duymaz
Başlık ResmiAşk onaya gerek duymaz

Yüksek mimar İsfendiyar Bey, emekli olmaya karar verince, eski öğrencisi, yeni meslektaşı, genç mimar Süleyman’ı ofisinin başına getirmişti.
H H H
İki hafta önce Üsküdar Fıstıkağacı semtindeki mimarlık ofisinin patron vekili olan Süleyman, o sabah odasına girip, laptopunun kapağını kaldırınca şu notu gördü:

SİZİ SEVİYORUM

İlkokul öğrenci fişi gibi yazılmış kâğıdın sağını solunu çevirdi. Başka bir kelime, harf, iz, işaret yoktu.
Kaşlarını çatarak, odanın boydan boya cam olan bölümünden salona baktı.
Personel üç kız, iki erkekti.
H H H
Bir gün önceki sürpriz notu çekmecesine atıp, konuyu rafa kaldıran patron vekili, bir gün sonra, sabah geldiğinde ister istemez merak içindeydi.
Laptopun kapağını heyecan, hatta endişe ile açtı.
Aynı kâğıt parçası, farklı not:

İYİ Kİ VARSINIZ

Bu defa biraz öfke ile içerideki kadınlara baktı.
En yakın masada oturan Hanım-1, patron İsfendiyar Bey'in akrabasıydı. Kendisine gönüllü sekreterlik de yapıyordu. Misafir gelirse o karşılıyor, Süleyman bir şey isterse o koşuyordu.
Zaten Hanım-1 o gün, çocuğunun ana sınıfına başlaması sebebiyle ofise gelmemişti.
Süleyman Bey kafasında onun üstünü çizdi.
H H H
Üçüncü gün bir şey yoktu.
Dördüncü günün notu şöyleydi:

YAŞAMA SEVİNCİMSİNİZ

Müdür öfkeyle çekmeceyi çekip, bu son not kâğıdını ötekilerin üstüne attı.
İster istemez yine başını kaldırıp salona baktı.
Üç kadın da yerli yerinde, üçü de işinde gücündeydi.
“İçlerinde en samimi olduğum kişi Hanım-1… Kocası da bir önceki iş yerimden arkadaşım. Bana şaka mı yapıyorlar?” diye düşündü.
Hanım-1’in iki gün önce işe gelmediğini ama laptopun üstünde not olduğunu hatırlayınca bu tahmininden vazgeçti.
H H H

SEKİZ MİLYAR BİR YANA SİZ BİR YANA

Genç patron vekili, bu notu yazabilecek kapasite kimde var diye salona baktı.
Hanım-2, iki çocuklu, üçüncüsüne hamile bir anneydi. Ciddiydi. İşinde gücündeydi.
H H H

AŞK ONAYA GEREK DUYMAZ

“Yuh artık.”
Süleyman o sabah bu notu bulunca, tepkisini böyle seslendirdi.
Hanım-3 mü?
Hayır… Çünkü o aksi, hatta lanet, devamlı asık suratlı, kavgaya hazır, kısacık saçlı, erkek gibi bir tipti. Bekârdı. Mimarlıkta çok iyiydi ama sevgiyle, aşkla, romantizmle ilgisi, İsrail’in insanlıkla ilgisi kadardı.
H H H
Süleyman o sabah gelir gelmez Hanım-1’i çağırdı:
- Ben yokken odama girip çıkan var mı?
Genç hanım merakla kaşlarını çatıp düşünür gibi yaptı:
- Birkaç kere Filiz Hanım’ı gördüm ama…
Sıcak bir sevinç dalgası Süleyman’ın kalbini yalayıp geçti. Çünkü Filiz Hanım, patronu İsfendiyar Bey'in güzel bekâr kızıydı ve bir iki kere birbirlerini selamlamışlardı. Bir kuaför dükkânının patroniçesiydi. Babasının Süleyman’ı transfer için çağırdığı randevuda kızı da odadaydı ama toplantı masasında telefonuyla oyalandığı için konuşmamışlardı.
- Kamera sistemi taktırmak istiyorum ofise.
- Aa, bir şey mi çalındı?
- Yo, güvenlik için sadece…
Kız şaşkınlık ve “Bu da nereden çıktı?” şeklindeki soğuk tebessümüyle omuzlarını kaldırdı:
- Bilmem ki, personel ne der?
- Kime ne? Bugün her iş yerinde kamera var artık.
- Ben yine de İsfendiyar Bey'le konuş derim.
- Konuşacağım zaten.
H H H
Süleyman, iki günlük hafta sonu boşluğundan sonra, pazartesi günü laptopunun kapağını kaldırdığında, artık sürpriz olmayan bir kâğıt parçası buldu:

BU SON AMA HAYATIMIN HER ANINDA OLACAKSIN


“Tövbe estağfirullah” dedi.
Elinde kâğıtla koltuğa âdeta çöktü.
H H H
Notları bırakan hanım, ofise kamera takılacağını duymuştu. Çünkü kestane saçlı ve güler yüzlü o genç kız, her sabah ortalığı temizleyip, Süleyman’a kahve getiren çay ve temizlik elemanıydı.
Otelcilik yüksekokulu mezunuydu ama bula bula bu işi bulabilmişti.

Sadık Söztutan'ın önceki yazıları...

ÖNE ÇIKANLAR