Dini mekanları süsleyen usta nakkaş Semih İrteş: Ömrüm kubbe altlarında geçti
Dünyanın farklı yerlerindeki camilere imzasını atan usta nakkaş Semih İrteş “Tasarım yaparken kafamda devamlı çiçekler açıyor. Mesela ne zaman Atik Valide Camii’ndeki bahar panosunu görsem dizayn yapmaya başlarım” diyor.
Mimar Sinan’ın Üsküdar’daki yadigârı Valide-i Atik Külliyesinde sanatçıların bir araya geldiği Osmanlı sarayının nakkaşhane kültürü devam ediyor. 1579’da inşası tamamlanan külliyenin tekke için yapılan binasında “Nakkaşhane Tezyini Sanatlar Merkezi” karşınıza çıkıyor. 2008 yılında usta nakkaş Semih İrteş’in öncülüğünde klasik sanatları canlandırmak için kurulan merkezde eğitimler verilip hem mimari hem de kitabi sanatlar icra ediliyor. Biz de sıcak bir günde tekkenin kapısından içeriye girip Semih İrteş’le konuşuyoruz….
Suriçi’nde hayata gözlerinizi açıp, Osmanlının eşsiz sanatlarla dolu tarihî yapılarının arasında büyümüşsünüz. Sizi sanata, nakkaşlığa çeken şey bu muydu?
Aileden ötürü sanata yöneldim. Babam “Nakkaş Sabri Usta” olarak anılırdı. Çocukluğum babamın tezyin ettiği (süslediği) cami avlularında, türbelerde ve Topkapı Sarayı gibi tarihî mekânlarda geçti.
BABAM BENİ NAKKAŞ OLARAK YETİŞTİRMEK İSTEDİ
Şanslıymışsınız…
Gayet tabii, şanslıydık. Babam beni nakkaş olarak yetiştirmek istedi. Zira eskiden erkek evlatlar babanın işini takip ederdi. Onunla birlikte camilere gidip gelmem ise gönlümde farklı inkişaflara vesile oldu. Derken bir gün kendimi iskelede çırak bir nakkaş olarak buluverdim. Babam daha yedi yaşında beni Süleymaniye Camii’nin içerisine kurulan iskelenin üzerine çıkararak çalışmalarının içerisine dâhil etti.
Siz usta sanatçı Süheyl Ünver’le olan irtibatınızla da tanınıyorsunuz. Onunla tanışmanız ne zaman oldu?
1970’li yıllarda Topkapı Sarayı’nda yoğun çalışmalar yaptım. O zaman sarayda bir yazı bölümü vardı. Her fırsatta oraya gider, eski tezhipleri incelerdim ve içim içime sığmazdı. Derken tavsiye üzerine Süheyl Hoca’yla tanışma fırsatı buldum. Topkapı Sarayı için cam üzerine yaptığım bir kalemişini de yanıma alarak Cerrahpaşa’daki üniversite odasına gittim. 1972’den 1980’li yıllara kadar yaptığı derslere katıldım.
SÜHEYL ÜNVER HAYATI ANLATIRDI
Süheyl Ünver’in dersleri nasıl geçerdi, neler anlatırdı sizlere?
Hoca sadece tezhibi değil, bütün hayatı ve kültürü anlatırdı. Onun gibi bir zat olmasaydı, bugün geleneksel sanatlarımızın bu noktaya gelmesi mümkün değildi.
Ünver’le tanışmanız sanatınıza ne kattı?
O zamanlar yeni tasarımlar yapmak istiyordum. Bu yüzden Süheyl Hoca’nın atölyesine dâhil olmuştum. Tezhiple çalışmak benim için ufuk açıcı oldu. Aldığım mimarlık eğitimi de farklı tasarımlar yapmamın önünü açtı.
CAMİYE GİRİNCE HAYAL ETMEYE BAŞLARIM
Dinî mekânlara yapılan tasarım nasıl oluşuyor zihninizde?
Temelinde mazi yatıyor. Siz kendiniz bir şeyler çiziyorsunuz ama bir noktada eski üslupları bir potada eriterek yeniye ulaşıyorsunuz. Tasarım yaparken kafamda devamlı çiçekler açıyor. Mesela ne zaman Atik Valide Camii’ndeki bahar panosunu görsem dizayn yapmaya başlarım.
TOKYO CAMİİ’NDE ÇALIŞMAK MUTLULUK VERDİ
Bir mimari eserin süslemelerini yaparken nasıl ilerliyorsunuz?
Önce mimariyi dışarıdan inceliyorum. İçeriye girdiğimde ise hangi alanda ne yapacağımı hayal etmeye başlıyorum. Cami tezyinatları esasında duvarlara yazılan Kur’an ayetlerinin etrafına yapılır. Ancak süslemeleri farklı dönemlerden alamazsınız; bir üslup birliği meydana getirmeniz lazım. Ben de klasik üslup içerisinde yeni tasarımlar meydana getirmeye gayret ediyorum. Farklı üslupların kurulabildiği mekânlar beni daha çok celbediyor. Mesela 2000’li yıllarda Tokyo’da küçük bir cami yapıldı ama tam bir klasik Osmanlı abidesiydi. Onun içine klasik tezyinat yaptım. Çok mutluluk vericiydi.
Göbeklitepe Ankara'ya geldi! 288 tarihi eser ilk defa ziyarete açıldı
1970’lerden beri cami gibi yapıları hem restore ediyor hem de sıfırdan süslüyorsunuz. Bazen mimari şaheserlerin süslemelerini canlandırıyorsunuz, bazen yeni mekânlara tasarımlar yapıyorsunuz. Kubbe altında neler hissediyorsunuz?
Dünyanın farklı yerlerindeki yeni camileri süsledim. Topkapı Sarayı’nda birçok yerin restorasyonunda bulundum, Sultanahmed Camii’nde yer aldım. Bursa Ulucami’nin restorasyonunda bulundum. Hazreti Mevlâna’nın türbesinin restorasyonunda görev aldım. Ömrüm kubbelerin altında geçti. Sekiz saat yukarıya bakarak çalıştığım zamanlar oldu. Ancak yukarıda çalışmak aşağıda çalışmakla aynı diyebilirim. Zira artık bir hayat tarzı oluyor.
Hem teknik olarak hem de manevi olarak baş döndürücü bir sanat…
Bu işi profesyonel olarak yapıyoruz ama Allah’ın evini tezyin etmeye çalışıyoruz. Bu çok önemli…
