Dr. Seyit Ali Kahraman: Seyahatname tarihin kamera arkası
Evliya Çelebi’nin “Seyahatname”sinin tarihin kamera arkası görüntüleri gibi olduğunu söyleyen Dr. Seyit Ali Kahraman: Bir sempozyumda İngiliz hocaya “Evliya Çelebi sizin olsa ne yapardınız?” diye sordular. O da cevap verdi: “Bütün dünyaya Evliya Çelebi okuturduk. Nasıl Shakespeare’i okuttuysak…”
- “Seyahatname” dört asır evvel yazılmış olup günümüzde hala okunmaktadır.
- Kitabın ilk baskısı 1896 tarihlidir ve öncelikle tarihçi Hammer tarafından tanıtılmıştır.
- Evliya Çelebi, rüyasında Hazreti Peygamber’den emir alarak seyahate çıkmıştır.
- Yazar, Evliya Çelebi’nin hayat dolu, yardımsever ve cesur olduğunu belirtiyor.
- Evliya Çelebi, seyahatleri sırasında gördüklerini not alarak “Seyahatname”yi kaleme almıştır.
- Mezar yerinin bilinmemiş ve araştırılması istenmiştir.
MURAT ÖZTEKİN - Evliya Çelebi’nin 1600’lü yıllarda Osmanlı coğrafyasını dolaşarak kaleme aldığı “Seyahatname” mübalağalarla anılsa da tarihimizin vazgeçilmez eserlerinden biri… “Seyahatname” denilince de Türkiye’de ilk akla gelen isimlerden biri Dr. Seyit Ali Kahraman. Yıllarını Evliya Çelebi’ye adayıp eserini okuyucuyla buluşturan Kahraman, “Seyahatname ile hayata bakışım değişti” diyor. Yazarın gözden geçirerek günümüz Türkçesine kazandırdığı “Seyahatname” eseri ise artık Yeditepe Yayınları etiketiyle okura sunuluyor. Biz de bu vesileyle kendisiyle buluştuk…
“Seyahatname” yaklaşık dört asır evvel yazılmış olsa da bugün hâlâ “popüler” bir eser. Ancak biraz geç tanımışız galiba bu eseri…
“Seyahatname” tarihçi Hammer tarafından bize tanıtılmış. Daha sonra 1870-1880’lerde eserden parçalar yayınlanmış. Kitabın ilk baskısı ise 1896 tarihli... Evet, daha önce dikkate almamışlar veya görmemişler.
KAFASININ İÇİNE Mİ GİRDİNİZ!
“Seyahatname”de her şey Evliya Çelebi’nin bir rüyası ile başlıyor. Enteresan değil mi?
Rüya çok spesifik bir olay. Biz Evliya Çelebi’nin doğru söylediğine inanıyoruz. Rüyasını görüyor, Hazreti Peygamber’den emir alıyor ve babasından, üstadlarından teyit alıp seyahate başlıyor. Şimdi Evliya Çelebi’nin gördüğü rüya için “uydurma” diyenler oluyor. Yahu o adamın kafasının içine mi girdiniz? Ahmet Hamdi Tanpınar “Ben her seferinde Evliya Çelebi’yi inanmak için okurum ve hep kârlı çıkarım” der.
Peki, metinlerden yola çıktığınızda Evliya Çelebi’nin karakterini nasıl tahlil ediyorsunuz?
Evliya Çelebi’nin karakteri hayat dolu. Zaten “Şakaname” diye kitap da yazmış ama günümüze ulaşmamış. Çok yardımsever bir insan ve kendisini bir şeye bağlamak da istemiyor. Belki o zaman devlet memuriyeti istese olurdu. “Seyahat Ya Resulallah” demiş ve yollar düşmüş. Ömrünün sonuna kadar bu devam etmiş.
Büyük tehlikelerin olduğu bir zamanda böyle bir seyahate çıkmak cesaret işi değil mi?
Cesaret olmazsa zaten yola çıkamazsınız. Hatta buna “deli cesareti” demek lazım. 25 milyon metrekare yer dolaşmış. Fakat zaten kendisi Müslüman bir mücahittir; daha evvel cirit oynuyor, savaşa gidiyor.
Evliya Çelebi nasıl not tutmuş, gördüklerini nasıl yazmış?
Gündüz geziyorsa gece vakit var. Gittiği yerde not tutuyor ama eskilerin hafıza kuvveti çok mükemmel. Zaten Evliya Çelebi, hafızdır. Hafızların da hafızası çok güçlü olur. Kendisi en son hac yaptıktan sonra Mısır’a dönüyor ve oraya yerleşiyor. Mısır’da bütün notlarını bir araya getirip seyahat sırasına göre kitabını hazırlıyor. Vefatından yıllar sonra Hacı Beşir Ağa metrukatını satın alıp İstanbul’a getirterek üç nüsha olarak çoğaltıyor.
Sinemada bu hafta | Yalan sarmalı! “Müthiş Eleanor”
MEZARININ YERİ ARAŞTIRILABİLİR
Ama eserine kıyasla hayatı biraz sırlı kalmış gibi. Mezar yerini bilmiyoruz öyle değil mi?
Mezarının yeri bilinmiyor. Daha önce Evliya Çelebi’nin mezarını bulmak için bir plan yapılmıştı ama netice alınamadı. Evliya Çelebi sadece Kahire’de kaldığı yerleri yazmış. Belki bu bilgiler üzerinden eski mezarlıklar araştırılabilir. Mısırlı araştırmacılarla bir irtibat kurarak veya Mısır arşivlerine girip uzun çalışmalar yaparak bir yere ulaşma ihtimali olabilir. Ancak bunlar çok ince araştırmalar neticesinde ortaya çıkabilecek şeyler.
Evliya Çelebi’nin yazdıklarını nasıl tasnif edersiniz? Ne düşünceyle yazmış bunları?
Gezdiklerinin, gördüklerinin hepsini geleceğe bir miras bırakmak için yazmış. En kısa tarifi budur. O devirde bugünkü gibi fotoğraf yok, gazete yok ve medya yok. Yani bu notlar çok önemli. Aklınıza neresi gelirse orayla alakalı örf, âdet ve gelenekleri anlatıyor. Anlattığı sıradan görünen şeylerden bile çok netice çıkıyor.
Yıllardır “Seyahatname” üzerine çalışıyorsunuz. Metinlerde karşınıza çıkan en şaşırtıcı bilgi neydi?
Hepsine şaşırdım, hiçbirine şaşırmadım! Çünkü ben bir bütüncül olarak bakıyorum. Ancak daha sonraki Evliya Çelebi için yaptığım seyahatlerde onun anlattıklarını aynı şekilde görmem önemliydi. Mesela Bosna’daki Poçitel var; Fatih’in karakolu olan. Orada bunu yaşadım.
İNGİLİZLERİN OLSAYDI DÜNYAYA OKUTURLARDI
Dr. Seyit Ali Kahraman: “2008 yılında Bilkent Üniversitesi’nde Evliya Çelebi hakkında milletlerarası bir sempozyum düzenlendi. Orada verilen yemek esnasında bir İngiliz hocaya sordular: “Evliya Çelebi sizin olsa ne yapardınız?” İngiliz hoca cevap verdi: “Bütün dünyaya Evliya Çelebi okuturduk. Nasıl Shakespeare’i okuttuysak…”
EVLİYA ÇELEBİ AZ BİLE SÖYLEMİŞ
Evliya Çelebi’nin günlük hayata dair Anadolu tasvirlerini ve bazı sert ifadelerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ben gerçekçi görüyorum. Mesela bir yeri anlatırken “Türkistan’dır ama birazcık okumuşları var” der. Şimdi biraz medeniyetten uzak kalmış bölgeleri gezerseniz “Az bile söylemiş” dersiniz. Şehircilik medeniyetin temeli. Evliya Çelebi de bunun üzerinde çok duruyor.
“Seyahatname” deyince tabii bir güvenilirlik tartışması beraberinde geliyor. Bu yeni bir tartışma değil ama...
Altını üstünü okumadan “kedi havada dondu” yazdığı anlatılır. Bunun gibi şeyler darb-ı meseldir. Evliya Çelebi akla yerleştirmek için söz sanatı yapar. “Seyahatname”yi bütüncül okuma gerekiyor.
Evliya Çelebisiz bir tarih yazmak, özellikle Osmanlı tarihi yazmak mümkün müdür?
Biraz zor. Çünkü “Seyahatname”de tarihçilerin veya vakanivüslerin notlarına girmeyen çok ince ve özel şeyler var. Yani Seyahatname tarihin kamera arkası gibi. Yani tarihi bir nevi canlandırıp bize getiriyor. Mesela bizim sipahiler, akıncılar sefere gittiğinde ne yapar? Kitapta çok net şekilde var.
