Tarihçi Yılmaz Öztuna, 14. vefat yıl dönümünde yad ediliyor! Hanedanın dönüşünü böyle sağlamış
Yılmaz Öztuna, 1974’te Atsız’ın tavsiyesiyle farklı partilerle temas kurup sürgünde olan Osmanlı hanedanının dönüşüne vesile olmuş.
“Tarihi sevdiren adam” olarak anılan Yılmaz Öztuna, vefat yıl dönümünde yâd ediliyor. Yıllarca Türkiye gazetesinde de başyazarlık yapan Öztuna, kültür tarihimizde birçok önemli hadiseye liderlik etti.
9 Şubat 2012’de aramızdan ayrılan Öztuna’nın öncülük rolünü gazetemize anlatan Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci, büyük yazarın herkesle kurduğu seviyeli münasebet sebebiyle birçok hayırlı işe vesile olduğunu söyledi.
Prof. Dr. Ekinci “Kültür Bakanlığının kurulması, Ayasofya’da hünkâr mahfilinin açılması, Hırka-ı saadet dairesinde 50 sene sonra tekrar Kur’ân-ı kerim okunması, 1001 temel eserin neşri, bilhassa Sultan Abdülhamid’e itibarının iadesi bunlardandır” diye konuştu.
“MİLLÎ LEKEDEN KURTULDUK”
Ekinci, Öztuna’nın o yıllarda hâlâ sürgünde bulunan Osmanlı hanedanının Türkiye’ye dönüşünde mühim rol oynadığını kaydediyor. Prof. Ekinci: “Yılmaz Öztuna şöyle anlattı: 1974 yılında CHP-MSP Koalisyon hükûmetinde, af kanunu görüşülmek üzere idi. Şehzâdelere Türkiye’ye dönme izni verilmesi için bir madde eklenmeye müsait bir kanundu. Nihal Atsız, bir mektupla bana, bu fırsatta şehzâdeler için bir şey yapılıp yapılamayacağını hatırlattı. Ben derhâl Adalet Partili arkadaşlarıma açtım. Fakat oyları yetmiyordu. MHP’li bir iki kişiye açıp müspet mütâlaa aldım. Demokratik Parti ile Millî Selâmet Partili milletvekilleri ile görüşmesi için Nihad Akay’dan ricâ ettim. Şehzâdelere vatandaşlık hakkı iâdesine Halk Partisi de karşı çıkmadı. Bu suretle şehzâdeler, yarım asırlık bir sürgünden sonra Türkiye’ye dönme hakkını elde ettiler. Bu meselenin nasıl bir millî ayıp olduğunu, o sırada verdiğim uzun bir röportajla anlatmıştım. Türk demokrasisi ve maşerî vicdanı, fevkalâde ağır bir millî lekeden kurtuldu” diye konuşuyor.
Buna rağmen Prof. Ekinci, tarihçilerin yaşadıkları zaman ve zeminin tesirinden kurtulamadıklarını ifade ederek “Yılmaz Öztuna da hadiselerin sebepleri, neticeleri ve bunlarda rol oynayan figürler üzerinde çok dururdu. Bir tarihî figür hakkında menfi bir kanaate kapıldığında kolay kolay vazgeçemezdi. Mesela Sokullu Mehmed Paşa, Kösem Sultan, Yılmaz Bey’in süzgecinden geçememiştir. Buna mukabil bir figürün oynadığı bir müspet rol sebebiyle onun diğer kusurlarını görmezden gelebilirdi; Reşid Paşa gibi. Bununla beraber tarihi figürlerin hayırlı ve şerli taraflarını çoğu zaman objektif bir şekilde ortaya koymaya cesaret ederdi” diyor.
