MURAT ÖZTEKİN

Her ne kadar Türkiye’de dizilerine müptela olunsa da Kore filmleri, dünya sinemasına yön vermeye devam ediyor. Bu noktada yönetmen Chang-dong Lee, uzak aralıklarla da olsa, çektiği eserlerle adından söz ettiren bir isim.  Yönetmen Lee, bu defa meşhur edebiyatçı Haruki Murakami’nin pek bilinmeyen 13 sayfalık kısa bir hikâyesini “Şüphe” (Burning) filmiyle beyazperdeye taşıyor. Filmin oyuncu kadrosunda Ah-In Yoo, Steven Yeun, Seong-kun Mun ve Jong-seo Jeon gibi Asyalı isimler yer alıyor. Kişinin ruh dünyasına göre şekillenen, girift suallerle dolu olan eserde, bir aşk üçgeni etrafında gelişen ve giderek derin bir şüpheye tekamül eden ciddi bir gerilim var.

GİRİFT AŞK ÜÇGENİ...
Filmdeki hikâyeye temas edecek olursak: Annesinin kendisini terk ettiği Jong-Su, problemli bir babanın himayesinde büyümüştür. Yazarlık fakültesini bitirmiştir ama tabir yerindeyse hamallık yapmaktadır. Kalan vakitlerinde bir roman kaleme almakta olan Jong-Su, bir gün çocukluk kız arkadaşı Hae-Mi ile karşılaşır. Çok kısa bir zamanda da onunla yakınlaşır. Hae-Mi, Afrika seyahatine gideceği için Jong-Su’dan, evdeki kedisine bakmasını ister. Garipliklerin ilki olarak genç adam ortada bir kedi bulamaz. Hae-Mi, Afrika’dan döndüğünde ise yanında Ben adlı genç ve oldukça varlıklı bir adam vardır. Zenginliğinin kaynağını bilmediğimiz Ben ile kaynaşan Hae-Mi, derinden hayal kırıklığı yaşayan Jong-Su’yu da bu münasebete seyirci yapar. Ardından “Gün batımı gibi kaybolmak istedim” diyen Hae-Mi’nin gizemli bir şekilde yok oluşu, beyinleri kemiren korkunç bir şüpheyi  beraberinde getirir…

BELİRSİZLİK LABİRENTİ
Daha en başında “Mesele kendini elinde bir mandalina olduğuna inandırmak değil, mandalinanın olmadığını unutmak” cümlesinin geçtiği “Şüphe”, sizi bir sürü zannın etrafında dolaştıran bir eser. Filmin en başından itibaren bir belirsizlik atmosferi sizi içerisine almaya başlıyor; kafanızda meydana gelen sorular giderek büyüyor. Kedi, kuyu, sera gibi metaforlarla dolu, incelikle işlenmiş filmde, adeta bir labirentin içerisinde yol almaya çalışıyorsunuz. Ama nihayette çıkışı bulamıyorsunuz!  Bir aşk dramı gibi başlayan hikâye sırlı ve gerilimli bir havaya bürünüyor. Fakat bu, klişe Hollywood gerilimlerinden biri olmuyor. Bunun yanında yönetmen Chang-dong Lee, taşra ile şehri, alt tabaka ile varlıklı kesimi eserinde kıyasıya çarpıştırıyor. Her ne kadar tempo yavaş olsa da, filmden kopmaya fırsatınız olmuyor. Aşk üçgeni, statü çarpışması, ailevi problemler ve zihinleri meşgul eden büyük bir zan etrafında dolaşan film, “peşin hükümlerin büyük sıkıntıları” minvalinden mesajlar da fısıldıyor sanki. Ancak standart anlatım yollarından olabildiğince kaçınılan filmde bu, zaman zaman “boğucu” kalabiliyor. Öte yandan rahatsız edici tonda olduğu kadar lüzumsuzca metafora dönüştürülmeye çalışılan teşhircilik ise kanaatimce filme bir şey katmıyor. “Şüphe” yönetmenin hedefi olan “hayatın anlamını bulmak” yolunda ne kadar ilerler şüpheli. Ancak ortaya çıkan eserin, yılın en çarpıcı filmlerinden olduğu açık.

SÜPER KAHRAMAN ROBIN HOOD
İngiliz halk hikâyelerinin başkarakteri Robin Hood’un 1922’de başlayan sinema serüveni devam ediyor. Zenginlerden “çalıp” fakirlere dağıtan Robin, bu defa modern dönemlerin süper kahramanları gibi. Yönetmenliğini “Black Mirror” ve “Peaky Blinders” gibi dizilerden tanıdığımız Otto Bathurst’un yaptığı “Robin Hood” filminde “Kingsman” serisi ile tanınan Taron Egerton ve Jamie Foxx başrolleri paylaşıyor. Robin Hood, Haçlı Seferlerinden dönüşüyle yolsuzluk ve kötülük dolu bir Sherwood Ormanı ile karşılaşır. Robin bir yandan halkın ekonomik sıkıntılarına yardım ederken, bir yandan da Nottingham Şerifi’nin yolsuzluklarıyla savaşır. Eserde modern banka soygunu filmlerini aratmayacak bir maceraya şahitlik ediliyor.

'Robin Hood' bu hafta vizyonda 'Robin Hood' bu hafta vizyonda

MAALESEF RUHU YOK
Yönetmen Jeffrey Nachmanoff “Replikalar” filminde, bir insanın nörolojik hususiyetlerini sentetik bir bedene aktarmaya çalışan bir bilim adamının, kazada kaybettiği geri getirme çabasının beyazperdeye taşıyor. Filmde Keanu Reeves’in yanı sıra Alice Eve, John Ortiz ve Thomas Middleditch gibi isimler de rol alıyor.
Hikâye şöyle: Nöro bilimci olan Willl Foster, bir araştırma projesi için ailesiyle birlikte Kosta Rika’ya taşınmıştır. Proje çerçevesinde ölen insanların henüz yok olmayan sinir bağlantıları bir robot bedene aktarılarak, orada yaşamaları sağlanmaya çalışılmaktadır. Ama proje istenildiği gibi gitmiyordur. Bu esnada Willl, eşi Mona ve üç çocuğuyla hafta sonu gezisine çıkmaya karar verir. Ancak yolda yaşanan feci bir kazada Will hariç ailenin bütün fertleri ölür. Bilim adamı, henüz acısı tazeyken bütün yakınlarını klonlayarak, yaşamalarını sağlamaya çalışır. Ama bu, sandığı kadar kolay değildir.

'Replikalar' vizyona giriyor 'Replikalar' vizyona giriyor
“Replikalar”da robotik bedenlerle uğraşan bir adamın, bunu kendi ailesi için kullanması gibi alaka çekebilecek bir mevzu işleniyor. Ama film bir türlü yürümüyor; devamlılık problemleri olan sathi senaryo, seyirciyi sarmaktan uzak kalıyor. Oyunculuklar ise ancak filmdeki robotik bedenler kadar sahici gözüküyor. Aslında gerek hikâyesi gerekse oyuncu kadrosuyla daha fazlasını umduğumuz “Replikalar” yılın ilk hayal kırıklıklarından biri olarak karşımıza çıkıyor. Yine de “Matrix” ve “John Wick” gibi filmlere imza atmış Keanu Reeves’i görmek isteyen sinemaseverler, filmi seyretmeyi tercih edecektir.

HAFTANIN DİĞER FİLMLERİ
¥ Creed II: Efsane Yükseliyor
¥ Ralph ve İnternet
¥ Dalavere
¥ Lanetli Sular

EN ÇOK SEYREDİLENLER
¥ “Bizim İçin Şampiyon”     159 bin 380
¥ “Aquaman”     158 bin 653
¥ “Börü”        90 bin 788
¥ “Hedefim Sensin”     66 bin 465
¥ “Maşa ile Koca Ayı”     62 bin 931