MURAT ÖZTEKİN

Bu yüzden sanki biraz moral ve ümide ihtiyacımız var... Eh, bu hafta vizyonda film yok ama sinemanın mazisine baktığımızda -eksik ve hataları mahfuz- hikâyesinde sık sık kendimizi gördüğümüz ama hayata pozitif bakmamızı sağlayacak epey film var. Şimdi onları bir defa daha hatırlayalım isterseniz...

AZMİNİ ASLA KAYBETME!
Hayata tutunmaya dair filmler denildiğinde Will Smith’in müthiş performansıyla sırtladığı  “Umudunu Kaybetme” (The Pursuit of Happyness) ilk akla gelenlerden... İşleri yolunda gitmeyen Chris, eşi çekip gittikten sonra oğluyla baş başa kalıyor. Genç babanın Amerikan finans dünyasına adım atma çabası yüreklere dokunan bir hikâye meydana getiriyor... “Umudunu Kaybetme”, modern insanın yaşadığı iş endişesini ustalıkla resmeden ve buna karşı mücadele duygusunu besleyen bir eser... Chris’in yaşadıklarında bize ilham kaynağı olacak çok şey var...

ŞÜKRETMEYİ BİL!
Beyazperdenin siyah beyaz günlerinden de “umut vadeden” filmler var... Mesela Frank Capra’nın 1946’da çektiği şah eseri “Şahane Hayat”... Küçüklüğünden itibaren tanıdığımız George, iş adamı olduktan sonra büyük bir borca giriyor ve kendini öldürmeye karar veriyor. O esnada güya manevi bir yardımla maziye gidip kendisi hayatta olmasaydı dünyanın nasıl bir yer olacağını görüyor... Masalsı anlatımı, sahip olunanlara şükretmeyi salık veren hikâyesiyle “Şahane Hayat”, “Her şeye rağmen yaşa!” diye haykıran bir film... Ama fazlasıyla Batı’nın kültürel ögeleriyle bezenmiş olduğunu hatırlatmakta fayda var...

HER ŞEYİN ZAMANI VAR!
Sinemanın klasikleri arasında da yer alan, çoğumuzun defalarca seyrettiği “Esaretin Bedeli” (The Shawshank Redemption) de şu günlere en çok uyan filmlerden...  Frank Darabont’un filmi, dokunaklı bir hikâye anlatsa da bize “Asla pes etme!” diye sesleniyor... Malumunuz eserde, eşini öldürmek suçuyla hapishaneye sokulan genç Andy’nin, iyimserlik ve azimle bütün kötülükleri alt etmesi hikâye ediliyor. Küçük şeylerle büyük manilerin yıkılabileceğini gösteren film, zamanın nasıl bir ilaç olduğunu, tesirli bir dostluk hikâyesiyle birlikte seyirciye sunuyor. Kesinlikle ihtiyacımız var...

POZİTİF DÜŞÜN!
Yönetmenliğini Tom Shadyac’ın yapıp, Robin Williams’ın başrolünde olduğu “Patch Adams”, her ne kadar zamanında sinema eleştirmenlerince pek beğenilmese de 1990’lardan neşe dolu bir hikâye sunuyor. İntihar etmek üzereyken akıl hastanesine yatırılan Hunter Adams, iki sene sonra nispeten iyileşip tıp fakültesine kaydoluyor. Ama hiçbir zaman normal biri olamıyor; insanları mizahla tedavi etmek isteyen Hunte, akademik kadroyu karşısında buluyor. Fakat o ne yapıp edip, “renkli” kavgasına devam ediyor... “Patch Adams” eksiklerine rağmen pozitif düşünme üzerine hep hatırlanacak bir film...  

KORKU, VİRÜSTEN DAHA TEHLİKELİ
Türkiye’de geçtiğimiz aylarda gösterime giren Çin yapımı “Elveda” (The Farewell) hayat hakkında düşüncelerimizi pozitif yönde değiştirecek bir film. Çinli yönetmen Lulu Wang’in çektiği eser, büyükannelerinden yakalandığı ölümcül hastalığı saklamak isteyen bir ailenin çabasını merkezine alıyor. Eserde geçen “İnsanlar kanser olduklarında ölüler. Ama onları öldüren kanser değil korkudur” sözü, içinden geçtiğimiz şu günlere de aklımıza kazımamız gereken mesajlardan... Filmin Doğu ve Batı kültürlerini mukayese eden yönü de dikkate değer...

ANADOLU'DAN İKİ HİKAYE...
Türkiye’den film yok mu? Elbette var. Yönetmen Ahmet Uluçay’ın bir nevi kendi hayatını anlattığı “Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak” filmi de hayata tutunmaya dair Anadolu kokan bir eser... 1960’ların taşrasında geçen filmde Recep ve Mehmet adlı iki kafadarın projeksiyon makinesi yapma hikâyesi işleniyor. Eserin samimi anlatımına hep bir umut duygusu hâkim... Bu noktada Semih Kaplanoğlu’nun “Buğday” filmini zikretmekte de fayda var. Eser çok pozitif değil belki ama insanoğlunun tabiattaki dengeyi bozduktan sonra yaşadıklarını tasvir eden yönüyle manidar...